Anasayfa Karar Bülteni AİHM | KAYA | BN. 10089/18

Karar Bülteni

AİHM KAYA BN. 10089/18

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm AİHM / Birinci Bölüm
Başvuru No 10089/18
Karar Tarihi 22.01.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Bir ceza davasında farklı derecelerde aynı hâkim görev yapamaz.
  • Mahkemenin tarafsızlığı objektif ve sübjektif kıstaslarla incelenmelidir.
  • Savcıların devam eden davalardaki beyanları masumiyet karinesini zedeleyebilir.
  • Kamu görevlileri kesinleşmemiş yargılamalarda ölçülü ve tarafsız konuşmalıdır.

Bu karar, adil yargılanma hakkının iki temel unsuru olan mahkemenin tarafsızlığı ve masumiyet karinesi ilkeleri açısından oldukça kritik bir hukuki öneme sahiptir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bir ceza yargılaması kapsamında sanığı ilk derecede mahkûm eden bir hâkimin, aynı davanın temyiz incelemesini gerçekleştiren Yargıtay heyetinde de yer almasının, mahkemenin objektif tarafsızlığına doğrudan gölge düşüreceğini net bir biçimde ortaya koymaktadır. Yargıtay'ın sadece hukuki denetim yapıyor olması veya hâkimin kalabalık bir heyet halinde çalışması, oluşan bu tarafsızlık şüphesini hiçbir şekilde ortadan kaldırmamaktadır. Aynı zamanda karar, kamu görevlilerinin ve özellikle iddia makamını temsil eden savcıların devam eden yargılamalar sırasındaki basın açıklamalarının yasal sınırlarını kesin çizgilerle belirlemektedir.

Emsal niteliğindeki bu karar, ulusal yargı sistemleri içerisinde yer alan hâkimlerin reddi ve davadan çekinmesi kurallarının ne kadar katı bir şekilde uygulanması gerektiğini tüm açıklığıyla göstermektedir. Uygulamada, bilhassa tayinler veya terfiler yoluyla üst derece mahkemelerine atanan hâkimlerin, daha önce esastan karar verdikleri dosyaların temyiz incelemelerine katılmalarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ihlali olduğu vurgulanmaktadır. Bununla birlikte, savcıların yargılama süreci kesinleşmeden basına verdikleri demeçlerde sanığın suçluluğunu ihsas ettirecek her türlü ifadeden kaçınmaları gerektiği, aksi takdirde masumiyet karinesinin geri dönülemez biçimde zedeleneceği hatırlatılmaktadır. Bu yönüyle karar, hem mahkeme teşkilatları hem de savcılık birimleri açısından son derece önemli bir rehber niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Sultan Kaya, Belçika'da yasa dışı işçi çalıştırma, sosyal güvenlik primlerini ödememe ve dolandırıcılık gibi çeşitli suçlamalarla yargılanarak ilk derece mahkemesinde hapis ve adli para cezasına çarptırılmıştır. Bu kararı veren mahkemenin başkanı olan hâkim, yıllar sonra aynı davanın Yargıtay aşamasında başvurucunun temyiz talebini inceleyen heyette görev alarak talebin reddedilmesi yönünde oy kullanmıştır.

Öte yandan, söz konusu ceza davası İstinaf Mahkemesi aşamasında devam ederken, ilk derecede soruşturmayı yürüten iş denetçisi unvanlı savcı, yerel bir gazeteye verdiği röportajda başvurucuyu dolandırıcı olarak nitelendirmiş ve devletin ondan tahsilat yapma ihtimalinin neredeyse sıfır olduğunu kamuoyuna açıklamıştır. Başvurucu, hem kendisini ilk derecede mahkûm eden hâkimin Yargıtay heyetinde yer almasının mahkemenin tarafsızlığı ilkesini temelden zedelediğini hem de savcının basına verdiği peşin hükümlü demecin henüz kesinleşmemiş bir davada masumiyet karinesini ihlal ettiğini ileri sürerek dava açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, önüne gelen uyuşmazlığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 6 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile bu hakkın en temel unsurlarından olan masumiyet karinesi çerçevesinde detaylı bir biçimde incelemiştir.

İlk olarak, adil yargılanma hakkı bağlamında mahkemelerin tarafsızlığı ilkesi, hem sübjektif hem de objektif olmak üzere iki aşamalı bir testi gerektirmektedir. Sübjektif test, davanın hâkiminin kişisel önyargılara sahip olup olmadığına bakarken; objektif test, mahkemenin bileşiminin dışarıdan bakıldığında haklı, makul ve objektif bir tarafsızlık şüphesi uyandırıp uyandırmadığını değerlendirir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 6 uyarınca, bir davanın esası hakkında ilk derecede karar vererek sanığın suçluluğuna hükmeden bir hâkimin, daha sonra aynı davanın kanun yolu incelemesinde yeniden görev alması, yargılamanın objektif tarafsızlığını ciddi şekilde zedeler. Hâkimin Yargıtay gibi yalnızca hukuki denetim yapan bir mahkemede veya kalabalık bir yargıç heyeti içinde yer alması, tarafsızlığa ilişkin ortaya çıkan bu haklı şüpheyi ortadan kaldırmak için tek başına yeterli kabul edilemez.

İkinci husus olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 6/2 uyarınca açıkça güvence altına alınan masumiyet karinesi, bir kimsenin suçluluğu kanunlar önünde yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılmasını emreder. Bu ilke sadece yargı makamlarını değil, iddia makamını temsil eden savcılar da dahil olmak üzere diğer tüm kamu görevlilerini yakından bağlar. Devam eden bir ceza yargılaması süresince kamu görevlilerinin basına yaptıkları açıklamalarda, sanığın suçlu olduğu inancını kamuoyuna aşılayacak veya yargılamanın adilliğini tehlikeye atacak net yorumlardan kaçınmaları mutlak bir yükümlülüktür. Yargılama henüz kesinleşmeden sanığı peşinen suçlu ilan eden ifadelerin yetkililerce kullanılması, masumiyet karinesinin açık ve tartışmasız bir ihlalidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda başvurucunun adil yargılanma hakkının iki farklı ve bağımsız boyuttan ihlal edildiğini tespit etmiştir. Mahkeme, ilk olarak tarafsız ve bağımsız bir mahkemede yargılanma hakkı yönünden değerlendirme yapmıştır. Başvurucuyu ilk derece mahkemesinde yargılayıp hapis cezasına mahkûm eden hâkimin, aynı davanın yıllar sonra Yargıtay'da görülen temyiz incelemesinde beş kişilik heyetin bir üyesi olarak aktif görev yapması adil yargılanma hakkına aykırı bulunmuştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Yargıtay'ın sadece hukuki denetim yapmasına ve davayı esastan yeniden görmemesine rağmen, söz konusu hâkimin daha önce esasa ilişkin mahkûmiyet yönünde kanaat bildirmiş olmasının, başvurucuda mahkemenin tarafsızlığına dair haklı ve objektif şüpheler uyandırdığına kanaat getirmiştir. Bu sebeple, söz konusu atamanın ve incelemenin tarafsız mahkeme ilkesini ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.

İkinci olarak, masumiyet karinesi yönünden yapılan incelemede, davanın ilk derece savcısı olan iş denetçisinin, dosya istinaf aşamasında devam ederken ulusal ölçekte yayın yapan bir finans gazetesine verdiği röportaj değerlendirilmiştir. Savcının, verdiği röportajda başvurucuyu açıkça "işin hilelerini bilen dolandırıcı" olarak tanımlaması ve "devletin ondan para alma ihtimalinin sıfır olduğunu" beyan etmesi, henüz kesinleşmemiş bir yargılama süreci için oldukça sakıncalı ve ölçüsüz bulunmuştur. Mahkeme, iddia makamını temsil eden yetkililerin kamuoyuna bilgi verme ve basını aydınlatma hakları bulunsa da, bu hakkın masumiyet karinesini zedeleyecek nitelikte peşin hükümlü beyanları asla kapsamadığını vurgulamıştır. Savcının basına yansıyan sözlerinin, kamuoyunda başvurucunun kesinlikle suçlu olduğuna dair güçlü bir inanç oluşturma potansiyeli taşıdığı ve bu durumun yargılamanın adil işleyişine gölge düşürdüğü tespit edilmiştir. Her ne kadar savcı dosyadan o aşamada el çekmiş olsa dahi, devleti temsil eden bir görevli sıfatıyla yaptığı açıklamalar başvurucunun lekelenmeme hakkını zedelemiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tarafsız mahkemede yargılanma hakkı ile masumiyet karinesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: