Karar Bülteni
AYM F. Özgür Aydın ve İ. Algan BN. 2022/67458
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/67458 |
| Karar Tarihi | 04.11.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Cezaevinde slogan atmak tek başına disiplin suçu oluşturmaz.
- Sloganın kurum düzenini bozduğu somut olgularla kanıtlanmalıdır.
- Müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı gerekçelendirilmelidir.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülerin ifade özgürlüğü ile kurum güvenliği arasındaki hassas dengeyi net bir biçimde çizmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Karar, cezaevinde gerçekleşen her türlü protesto veya slogan atma eyleminin otomatik olarak disiplin cezasına konu edilemeyeceğini hukuken tescil etmektedir. İdarenin ve yargı makamlarının, mahpusların ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerde bulunurken eylemin tipikliğini ve kurumun düzeni ile güvenliği üzerindeki bozucu etkisini açık, ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyma zorunluluğu vurgulanmıştır.
Uygulamada, ceza infaz kurumu idarelerinin mahpuslar tarafından gerçekleştirilen sesli tepkileri veya sloganları bağlamından kopararak doğrudan disiplin yaptırımı ile cezalandırma eğiliminde olduğu görülmektedir. Anayasa Mahkemesi bu emsal kararıyla, söz konusu cezaların salt eylemin tespitine dayandırılamayacağını, eylemin gerçekten "gereksiz" olup olmadığının ve kurumun olağan işleyişini nasıl sekteye uğrattığının somut olarak kanıtlanması gerektiğini hüküm altına almıştır. Bu durum, infaz hâkimliklerinin idari kararları denetlerken şeklî bir incelemeden ziyade, eylemin niteliği ve ifade özgürlüğüne müdahalenin ölçülülüğü hususunda daha derinlemesine ve özdenetim odaklı bir yargısal inceleme yapmasını zorunlu kılacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Olay, Adana F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan iki başvurucunun hastaneye sevk süreçlerinde yaşanmıştır. Hastaneye götürülmek üzere jandarmaya teslim edilen başvurucular, yapılan üst araması sırasındaki itirazları sonrasında hastaneye götürülmeyerek bekleme odasına alınmıştır. Bu durumu protesto etmek isteyen başvurucular, bekleme odasındayken "tedavi hakkımız engellenemez" şeklinde slogan atmış ve kapılara vurmuştur.
Cezaevi disiplin kurulu, bu eylemi "gereksiz yere marş söyleme veya slogan atma" olarak nitelendirerek başvuruculara bir ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası vermiştir. Başvurucular, bu eylemin cezaevinin düzenini bozmadığını, hastaneye götürülmemelerine karşı anayasal haklarını kullandıklarını belirterek disiplin cezasına itiraz etmişlerdir. İnfaz hâkimliği ve ağır ceza mahkemesi tarafından itirazların esastan ve usulden reddedilmesi üzerine, haksız yere disiplin cezası aldıklarını ve ifade özgürlüklerinin engellendiğini savunan başvurucular, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan hukuki kuralların başında, ifade özgürlüğünü güvence altına alan Anayasa'nın 26. maddesi gelmektedir. Herkes gibi ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlüler de temel hak ve özgürlüklere sahiptir. Ancak bu haklar, kurumun güvenliği, disiplinin sağlanması ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlarla, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olarak sınırlandırılabilir.
Disiplin cezalarının kanuni dayanağını ise 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun oluşturmaktadır. Söz konusu Kanun'un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendi, "gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak" eylemini bir disiplin suçu olarak düzenlemiş ve karşılığında ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezasını öngörmüştür.
Bununla birlikte, disiplin yaptırımlarının uygulanabilmesi için genel hüküm niteliğindeki 5275 sayılı Kanun'un 37. maddesi şartlarının da gerçekleşmesi zorunludur. Bu maddeye göre, bir tutum veya davranışın disiplin cezasına konu edilebilmesi için eylemin kusurlu olarak gerçekleştirilmesinin yanı sıra, ceza infaz kurumunda düzenli bir yaşamın sürdürülmesini, güvenliğin ve disiplinin sağlanmasını bozucu nitelikte olması gerekmektedir.
Yerleşik içtihatlara göre, salt bir sloganın atılmış olması, tipik bir disiplin suçunun oluştuğunun kabulü için tek başına yeterli değildir. Eylemin, kurumun düzenini veya güvenliğini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini engelleyecek bir boyuta ulaşıp ulaşmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde incelenmelidir. İdare ve yargı makamları, eylemin bu niteliğini ve verilen cezanın zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya koymakla yükümlüdür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların hastaneye sevklerinin iptal edilmesi üzerine bekleme odasındayken attıkları "tedavi hakkımız engellenemez" şeklindeki sloganın bir düşünce açıklaması olarak ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini tespit etmiştir. İdare tarafından verilen disiplin cezasında ve bu kararı onayan infaz hâkimliği kararlarında, atılan sloganın salt tespit edilmesinin ceza için yeterli görüldüğü, ancak bu sloganın kanunun aradığı şekilde "gereksiz" olup olmadığına dair hiçbir inceleme yapılmadığı saptanmıştır.
Yüksek Mahkeme, ceza infaz kurumlarının sıkı güvenlik koşullarına tabi alanlar olduğunu ve terör örgütlerine bağlılığı canlı tutmaya yönelik toplu ve sistematik eylemlerin kurum düzenini bozacağının tartışmasız olduğunu kabul etmektedir. Ancak somut olayda, başvurucuların üst aramasına itiraz etmeleri nedeniyle hastaneye götürülmeyerek bekleme odasına alınmalarına gösterdikleri tepkinin, kurumun güvenliğini, disiplinini veya düzenli yaşamını ne şekilde olumsuz etkilediği idare ve yargı makamları tarafından somut olgularla ortaya konulamamıştır.
Disiplin kurulu ve infaz hâkimliği kararlarında, eylemin kurum düzenini bozucu etkisine dair ilgili ve yeterli hiçbir gerekçe sunulmamış, eylemin neden disiplin cezası ile cezalandırılmayı gerektiren zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiği açıklanmamıştır. Yargılama makamlarının, başvurucuların eyleminin 5275 sayılı Kanun kapsamında suçun maddi ve manevi unsurlarını nasıl oluşturduğunu tartışmaksızın, sadece sloganın atıldığı tespitiyle yetinmeleri, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmamaktadır. İfade özgürlüğüne yönelik müdahalelerde kamu makamlarının takdir yetkisini kullanırken ilgili ve yeterli gerekçe sunma yükümlülüğünü yerine getirmedikleri, dolayısıyla uygulanan bir aylık ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezasının orantısız ve ölçüsüz olduğu anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması ile başvuruculara ayrı ayrı manevi tazminat ödenmesi yönünde karar vermiştir.