Karar Bülteni
AİHM VAINIK VE DİĞERLERİ BN. 17982/21, 3184/21, 43852/21, 44600/21
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | AİHM / Üçüncü Bölüm |
| Başvuru No | 17982/21, 3184/21, 43852/21, 44600/21 |
| Karar Tarihi | 04.11.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Cezaevinde sigara içme tercihi özel hayat kapsamındadır.
- Mutlak yasaklarda kişisel özerklik bütünüyle göz ardı edilemez.
- Temel haklara müdahalelerde parlamenter denetim güvence sağlar.
- Hak sınırlamalarında idarenin takdir marjı sınırsız değildir.
- Yoksunluk sendromları tek başına kötü muamele oluşturmaz.
Bu karar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin özel hayata saygı hakkını güvence altına alan hükümleri çerçevesinde, ceza infaz kurumlarında uygulanan mutlak sigara yasaklarının hukuki sınırlarını çizen çok önemli bir içtihattır. Mahkeme, idarenin cezaevlerindeki pasif içiciliği önlemek, halk sağlığını korumak ve güvenliği sağlamak gibi son derece meşru hedeflere sahip olduğunu kabul etse de; bireyin kendi bedeni ve sağlığı üzerindeki tercih hakkını, yani kişisel özerkliğini tamamen ortadan kaldıran mutlak yasakların sıkı bir denetime tabi tutulması gerektiğini vurgulamıştır. Bireylerin özgürlüklerinden yoksun bırakılmış olmaları, özel hayatlarına ilişkin tüm kişisel tercihlerinin idare tarafından keyfi olarak sınırlandırılabileceği anlamına gelmemektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu kararın Avrupa Konseyi üyesi devletlerin cezaevi politikaları üzerinde ciddi yansımaları olması beklenmektedir. Karar, idarelerin salt genelgeler veya kurum içi kurallar aracılığıyla, parlamenter bir tartışma ve yasal bir zemin olmaksızın böylesine katı ve istisnasız yasaklar getirmesini ağır biçimde eleştirmektedir. Uygulamadaki önemi, mahpusların kişisel özerklik alanına giren eylemlerine kısıtlama getirilirken, daha hafif tedbirlerin neden yetersiz kaldığının şeffaf, denetlenebilir ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulması gerektiği yönündeki hukuki beklentidir. Bu doğrultuda, üye devletlerin sigara yasaklarını salt yürütme tasarrufları yerine, orantılılık ilkesini gözeten ve kişisel özerkliği dikkate alan kanuni düzenlemelerle hayata geçirmeleri gerekeceği açıktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Estonya'da Viru Cezaevi'nde cezalarını infaz etmekte olan ve uzun süredir sigara kullanan dört mahpus, Adalet Bakanlığı ve cezaevi yönetimi tarafından yürürlüğe konulan ve tüm cezaevi tesislerinde tütün ürünleri bulundurmayı ve kullanmayı istisnasız şekilde yasaklayan yeni kuralların iptali talebiyle idari yargıya başvurmuştur. Başvurucular, uzun yıllara dayanan alışkanlıklarının aniden ve mutlak surette yasaklanmasının kendilerinde uykusuzluk, iştah kaybı, depresyon, anksiyete ve şiddetli nikotin yoksunluğu gibi ciddi ruhsal ve fiziksel problemlere yol açtığını ileri sürmüşlerdir. Estonya ulusal mahkemelerinin ve bilhassa Estonya Yüksek Mahkemesi'nin kamu sağlığının korunması ve cezaevi güvenliği gerekçeleriyle yasağın anayasaya uygun olduğuna hükmetmesi üzerine uyuşmazlık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşınmıştır. Başvurucular, söz konusu istisnasız yasağın ve cezaevi yönetimince yeterli tıbbi destek sağlanmamasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen 3. maddesi ile özel hayata saygı hakkını güvence altına alan 8. maddesini ağır biçimde ihlal ettiğini belirterek ihlalin tespiti ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uyuşmazlığı karara bağlarken, somut olayın özelliklerini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesi ekseninde şekillenen temel hukuk kuralları ve yerleşik içtihat prensipleri ışığında detaylı şekilde incelemiştir.
Öncelikle Sözleşme'nin 3. maddesi bağlamında, bir muamelenin işkence, insanlık dışı veya alçaltıcı muamele olarak nitelendirilebilmesi için belirli bir "asgari ağırlık eşiğine" ulaşması gerektiği kuralı içtihatlarla sabittir. Mahkemenin yerleşik kararlarına göre, mahpusların sigarayı bırakmaya bağlı olarak yaşadığı stres, uyku bozukluğu, yorgunluk veya yoksunluk sendromları, kendi başına bu ağırlık eşiğini aşan bir kötü muamele seviyesi oluşturmamaktadır. Dolayısıyla söz konusu belirtiler tek başına insanlık dışı muamele yasağını ihlal etmez.
Buna karşılık, Sözleşme'nin 8. maddesi tarafından koruma altına alınan "özel hayata saygı hakkı", son derece geniş bir kapsama sahip olup bireyin fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü, kendi yaşam tarzını belirleme özgürlüğünü ve "kişisel özerklik" hakkını içermektedir. Doktrinde ve Mahkeme içtihatlarında kabul edildiği üzere, mahpusların sigara içme gibi zararlı da olsa kişisel tercihlere dayanan eylemlerde bulunabilmeleri, kişisel özerklik ilkesi gereği özel hayatın korunması dairesine girmektedir. Bu hakka yönelik bir kamu müdahalesinin hukuka uygun kabul edilebilmesi için müdahalenin yasayla öngörülmüş olması, meşru bir amaç izlemesi ve bilhassa "demokratik bir toplumda gerekli" yani orantılı olması elzemdir.
Demokratik toplumda gereklilik kriteri değerlendirilirken devletlerin belirli bir takdir marjına sahip olduğu kabul edilmekle birlikte, bu yetki kesinlikle sınırsız değildir. Özellikle bireylerin kişisel özerkliğine ağır müdahaleler içeren mutlak ve genel yasaklar söz konusu olduğunda, müdahalenin zorunluluğunu ortaya koyan güçlü, ilgili ve ikna edici gerekçeler aranır. Ayrıca, böyle geniş çaplı bir sınırlamanın parlamenter bir yasama sürecinden ve çoğulcu bir tartışmadan geçmeden, yalnızca alt düzey idari işlemlerle (genelge, yönetmelik, iç tüzük) yürürlüğe konulması, kısıtlamanın orantılılığı bakımından aleyhe bir unsur olarak değerlendirilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucuların sigara yasağının neden olduğu yoksunluk hissi, baş ağrısı ve strese ilişkin iddialarını titizlikle incelemiş ve bu durumun Sözleşme'nin 3. maddesi kapsamında aranan asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığını saptamıştır. Mahkeme, bu tespitten hareketle işkence ve kötü muamele yasağına yönelik şikayetleri konu bakımından bağdaşmaz bularak reddetmiştir.
Buna karşın Mahkeme, Sözleşme'nin 8. maddesi uyarınca özel hayata saygı hakkı bağlamında yapılan şikayetleri geçerli ve kabul edilebilir bulmuş, esastan incelemeye geçmiştir. Mahkeme, cezaevinde tütün ürünlerinin tamamen yasaklanmasının, başkalarının sağlığını pasif içiciliğin zararlarından korumak ve kurum içi asayişi sağlamak gibi meşru hedeflere dayandığını açıkça kabul etmiştir. Ancak Estonya makamlarının, hedeflenen bu haklı amaçlar ile başvurucuların kişisel özerklik hakları arasında adil bir denge kurup kurmadığı hususu Mahkemece yetersiz bulunmuştur.
Bu kapsamda Mahkeme, Estonya'daki mutlak sigara yasağının bir parlamento yasasıyla değil, Adalet Bakanlığı düzeyindeki düzenlemeler ve cezaevi iç kurallarıyla hayata geçirildiğine özellikle dikkat çekmiştir. Yasama organı nezdinde çoğulcu bir tartışmanın yürütülmemiş olması, uygulanan genel ve istisnasız kısıtlayıcı tedbirin orantılılığı konusunda ciddi yasal soru işaretleri doğurmuştur. Ayrıca ulusal mahkemelerin, bilhassa Estonya Yüksek Mahkemesi'nin, yasağı anayasal açıdan incelerken konuyu yalnızca mülkiyet hakkı ve genel serbesti çerçevesinde değerlendirdiği; uzun süredir sigara içen mahpusların kişisel özerkliklerinin kısıtlanmasına dair özel hayat boyutunu ve yasağın bireyler üzerindeki ağır psikolojik etkilerini derinlemesine analiz etmediği saptanmıştır. İdari birimler, tüm tesislerde istisnasız mutlak bir yasak uygulamak yerine, açık havada sınırlandırılmış izinler veya sigara içenlere özel ayrı alanlar tahsis edilmesi gibi daha hafif alternatif tedbirlerin neden yetersiz kalacağına dair ilgili ve yeterli gerekçeler sunamamıştır. Tüm bunlara ek olarak, Avrupa Konseyi'ne üye devletler arasında cezaevlerinde mutlak sigara yasağı uygulanması hususunda henüz yerleşik bir hukuki mutabakat bulunmadığı da Mahkeme tarafından vurgulanmıştır. Bu eksiklikler ışığında, Estonya makamlarının kendilerine tanınan takdir marjını aşarak demokratik toplumda gereklilik şartını sağlayamadıkları kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak AİHM, mutlak sigara yasağı uygulamasının orantısız olması ve ulusal makamlarca yeterli gerekçelendirme yapılmaması nedenleriyle Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.