Anasayfa/ Karar Bülteni/ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Van Slooten - Hollanda Kararı 45644/18 B.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Van Slooten - Hollanda Kararı 45644/18 B.

Bu karar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesi kapsamında devletin aile hayatına saygı gösterme konusundaki pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını ve ağırlığını net bir şekilde ortaya koyması bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Mahkeme, ebeveynlerin çocuk koruma kurumlarıyla tam bir uyum içinde çalışmaması veya kurumların önerdiği bazı tedbirleri reddetmesi gibi durumlarda dahi, devletin aileyi bir arada tutma yükümlülüğünün derhal ortadan kalkmayacağını açıkça vurgulamıştır. Devlet korumasına alınan çocukların biyolojik ailelerinden nihai olarak koparılması ve velayet yetkisinin tamamen kaldırılması, yasal bir sürenin dolması gibi salt şekli gerekçelere dayandırılamaz. İdarenin öncelikli amacı her zaman ailenin yeniden birleştirilmesi olmalı ve idare, bu hedefe ulaşmak için ebeveynin kapasitesini artıracak uygulanabilir tüm alternatif yöntemleri tüketmelidir.
search

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Van Slooten - Hollanda Kararı 45644/18 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 45644/18
Karar Tarihi 15.04.2025
Taraflar Van Slooten - Hollanda
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
Öne Çıkan Hükümler
Aile bağlarının koparılması yalnızca istisnai durumlarda mümkündür.
Ailenin yeniden birleştirilmesi için azami çaba gösterilmelidir.
Çocuğun üstün yararı ile aile bağları dengelenmelidir.
Velayet yetkisinin sonlandırılması orantılılık ilkesine tabi tutulmalıdır.

Bu karar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesi kapsamında devletin aile hayatına saygı gösterme konusundaki pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını ve ağırlığını net bir şekilde ortaya koyması bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Mahkeme, ebeveynlerin çocuk koruma kurumlarıyla tam bir uyum içinde çalışmaması veya kurumların önerdiği bazı tedbirleri reddetmesi gibi durumlarda dahi, devletin aileyi bir arada tutma yükümlülüğünün derhal ortadan kalkmayacağını açıkça vurgulamıştır. Devlet korumasına alınan çocukların biyolojik ailelerinden nihai olarak koparılması ve velayet yetkisinin tamamen kaldırılması, yasal bir sürenin dolması gibi salt şekli gerekçelere dayandırılamaz. İdarenin öncelikli amacı her zaman ailenin yeniden birleştirilmesi olmalı ve idare, bu hedefe ulaşmak için ebeveynin kapasitesini artıracak uygulanabilir tüm alternatif yöntemleri tüketmelidir.

Benzer çocuk koruma ve velayetin kaldırılması davalarında bu karar, idari makamların ve yerel mahkemelerin takdir yetkisine sıkı sınırlar getiren güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Uygulamada yetkililer, "çocuğun üstün yararı" kavramını aileyi parçalamak için kolaycı bir gerekçe olarak kullanamayacaktır. Aile bağlarının tamamen kesilmesi ancak ebeveynin çocuğun bakımı için kesinlikle uygunsuz olduğunun somut ve tartışmasız delillerle, kapsamlı bir uzman incelemesi sonucunda kanıtlandığı en istisnai koşullarda hukuka uygun bulunabilecektir. Bu yönüyle karar, ebeveyn haklarının korunmasında idari aceleciliğe karşı kalkan görevi görmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, çocuğunun velayet yetkisinin haksız yere sonlandırıldığı gerekçesiyle Hollanda Devleti'ne karşı dava açmıştır. Olayların temelinde, başvurucunun eski partneriyle yaşadığı aile içi şiddet olayları sonrasında çocuğun güvenliği gerekçesiyle devlet korumasına alınması yatmaktadır. Başvurucunun koruma kurumlarıyla işbirliği yapmaktan kaçınması ve önerilen anne-çocuk barınma merkezini terk etmesi üzerine, yetkili kurumlar çocuğun koruyucu aile yanında kalmasına karar vermiştir. Çocuğun devlet korumasına alınmasından sadece dört ay sonra, ailenin yeniden birleşmesi hedefinden vazgeçilmiş ve başvurucunun velayet yetkisinin tamamen kaldırılarak kurumun vasi olarak atanması talep edilmiştir. Yerel mahkemelerin bu talebi kabul etmesi üzerine başvurucu, ebeveynlik becerileri hakkında yeterli bir araştırma yapılmadan ve aile birleşimi için gerekli çaba gösterilmeden alınan bu kararın özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı Sözleşme'nin 8. maddesinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı çerçevesinde incelemiştir. Mahkeme, çocukların devlet korumasına alınması ve velayet yetkisinin sonlandırılması davalarında, yerleşik içtihat prensiplerini barındıran Strand Lobben ve Diğerleri/Norveç kararına sıkı sıkıya dayanmıştır. Aile birliğinin korunması ve herhangi bir zorunlu ayrılık durumunda ailenin yeniden bir araya getirilmesi, aile hayatına saygı hakkının doğasında var olan en temel unsurdur. Ulusal makamlar, aile hayatını kısıtlayan bir çocuk bakım işlemi başlattıklarında, makul olan en kısa sürede ailenin yeniden birleşmesini kolaylaştırıcı ve destekleyici tüm idari tedbirleri alma pozitif yükümlülüğü altındadır.

Çocuk ile ebeveynin menfaatlerinin çatıştığı durumlarda, ulusal makamlar adil bir denge kurmalı ve bu hassas dengeleme sürecinde çocuğun üstün yararına özel bir önem atfetmelidir. Ancak, çocuğun üstün yararı kural olarak, ailenin çocuğun bakımı için kesinlikle uygunsuz olduğunun her türlü şüpheden uzak bir biçimde kanıtlandığı olağanüstü durumlar haricinde, çocuğun biyolojik ailesiyle bağlarının sürdürülmesini emreder. Aile bağlarının geri dönülemez şekilde tamamen kesilmesi, çocuğun köklerinden koparılması anlamına geldiğinden, yalnızca çok istisnai koşullarda meşru kabul edilebilir.

Somut olayda uygulanan Hollanda Medeni Kanunu m. 1:255 ve m. 1:266 uyarınca, çocuğun gelişimi açısından bir "kabul edilebilir süre" öngörülmüş olup, bu sürenin aşılması halinde velayet yetkisinin sonlandırılabileceği düzenlenmiştir. Ancak Mahkeme, idarenin bu yerel hukuk kuralını katı bir biçimde uygulamasının, Sözleşme'nin gerektirdiği ailenin yeniden inşası için her türlü çabanın gösterilmesi yönündeki temel pozitif yükümlülüğü ortadan kaldıramayacağını içtihat etmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda ulusal makamların ve mahkemelerin başvurucu ile çocuğu arasındaki hassas menfaatleri dengelerken izledikleri yöntemi detaylı bir şekilde incelemiştir. Mahkeme, yerel mahkemenin çocuğun kırılganlığına ve mevcut koruyucu aile düzenindeki istikrar ihtiyacına büyük önem atfetmesine rağmen, bahsi geçen bu kırılganlığın derinlemesine bir tıbbi veya psikolojik incelemesini yapmadığını tespit etmiştir. Meselenin aile bağlarını tamamen koparacak nitelikteki ciddiyeti göz önüne alındığında, yetkililerin çok daha kapsamlı ve özenli bir değerlendirme yapması gerektiği vurgulanmıştır.

Mahkemenin dikkat çektiği en kritik husus, ailenin yeniden birleştirilmesine yönelik idari çabaların sonlandırılma hızı olmuştur. Çocuğun devlet korumasına alınmasından yalnızca dört ay gibi çok kısa bir süre sonra, ailenin yeniden birleştirilmesi hedefinden idarece tamamen vazgeçilmiş ve henüz bir buçuk yıl bile dolmadan başvurucunun velayet yetkisinin sonlandırılması için hukuki süreç başlatılmıştır. Yerel makamlar, yerel yasadaki kabul edilebilir sürenin dolmasını esas olarak annenin işbirliği yapmamasına ve kuruma karşı tepkisel davranmasına dayandırmıştır.

Başvurucunun sosyal hizmet kurumlarıyla işbirliği yapma konusunda isteksiz davrandığı ve kendi ebeveynlik yeteneklerinin araştırılmasını zorlaştırdığı Mahkeme tarafından da kabul edilmekle birlikte; annenin diğer alternatif değerlendirme seçeneklerine tamamen kapalı olduğuna dair dosyada hiçbir kanıt bulunmadığı belirtilmiştir. Üstelik idarenin kendi tuttuğu raporlar, anne ile çocuk arasında güçlü bir sevgi bağı bulunduğunu, bakım görüşmelerinde annenin çocuğuna büyük bir şefkat gösterdiğini ve fiziksel bakımını sağladığını açıkça ortaya koymaktadır.

Tüm bu hususlar ışığında Mahkeme, ulusal makamların çocuğu annesiyle yeniden bir araya getirme olasılığı üzerinde ciddiyetle ve samimiyetle durmadıkları sonucuna varmıştır. Başvurucunun ebeveynlik kapasitesi hakkında düzgün ve adil bir değerlendirme yapılmadan ve ailenin yeniden birleşmesi hedefinin neden artık çocuğun üstün yararıyla bağdaşmadığı yeterince açıklanmadan, çok erken bir aşamada bu hedeften vazgeçilmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Bölümü, velayet yetkisinin sonlandırılması sürecinde aile hayatının korunmasına yeterli ağırlık verilmediğinden Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Devlet çocuğumu elimden alıp velayetimi hemen iptal edebilir mi? expand_more
Hayır, devletin çocuk koruma kurumları aracılığıyla velayet yetkinizi sırf şekli veya aceleci gerekçelerle derhal sonlandırması hukuka aykırıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihadına göre, aile bağlarının tamamen koparılması yalnızca ebeveynin çocuğun bakımı için kesinlikle uygunsuz olduğunun somut ve tartışmasız delillerle kanıtlandığı istisnai durumlarda mümkündür. Çocuğun devlet korumasına alınması durumunda dahi idarenin öncelikli amacı her zaman aileyi yeniden birleştirmek olmalı ve bunun için gerekli tüm tedbirleri almalıdır. Ulusal kanunlarda yer alan yasal sürelerin dolması gibi katı şekli kurallar, idarenin aileyi bir arada tutma yönündeki temel pozitif yükümlülüğünü ortadan kaldıramaz.
Sosyal hizmetlerle tartışırsam çocuğumu temelli kaybeder miyim? expand_more
Sadece kurumlarla uyum içinde çalışmamanız veya onların önerdiği bazı tedbirleri reddetmeniz, çocuğunuzla olan aile bağlarınızın tamamen kesilmesi için tek başına yeterli bir gerekçe oluşturmaz. Mahkeme, annenin sosyal hizmetlerle işbirliği yapmaktan kaçındığı ve kurumun sunduğu barınma merkezini terk ettiği durumlarda bile, devletin aileyi birleştirme hedefinden aylar içinde çabucak vazgeçmesini hak ihlali olarak görmüştür. Eğer idarenin raporları ebeveyn ile çocuk arasında güçlü bir sevgi bağı bulunduğunu gösteriyorsa, sırf kuruma tepkisel davranmanız ebeveynlik kapasitenizin yok sayılmasına yol açmamalıdır. İdare, aileyi yeniden birleştirmek için ebeveynin kapasitesini artıracak diğer tüm alternatif ve uygulanabilir yöntemleri tüketmek zorundadır.
Çocuğun iyiliği için diyerek ailemizi kolayca parçalayabilirler mi? expand_more
Kesinlikle hayır; yetkili idari makamlar ve mahkemeler "çocuğun üstün yararı" kavramını aileyi parçalamak için kolaycı bir bahane olarak kullanamazlar. Çocuk ile ebeveynin menfaatleri çatıştığında adil bir denge kurulması ve çocuğun üstün yararına önem verilmesi gerekse de, bu durum kural olarak çocuğun biyolojik ailesiyle bağlarının sürdürülmesini emreder. Aile bağlarının geri dönülemez biçimde koparılması ancak çocuğun köklerinden koparılmasını haklı kılacak seviyede ve kapsamlı bir uzman incelemesi sonucunda alınabilecek en son önlemdir. Derinlemesine bir tıbbi veya psikolojik inceleme yapılmadan, sadece mevcut düzenin bozulmaması gerekçesiyle velayetin kaldırılması, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlali anlamına gelir.
Çocuğum yuvaya verilirse devlet bizi tekrar birleştirmek zorunda mı? expand_more
Evet, yetkililer aile hayatına müdahale eden bir çocuk bakım işlemi başlattıklarında, aile bağlarını korumak ve makul olan en kısa sürede ailenin yeniden birleşmesini kolaylaştırmak için tüm idari tedbirleri almakla pozitif olarak yükümlüdür. Mahkeme kararına göre devlet, aileyi yeniden birleştirme olasılığı üzerinde ciddiyetle ve samimiyetle durmak zorundadır. Devlet korumasına alındıktan kısa bir süre sonra aileyi birleştirme hedefinden vazgeçilmesi ve velayetin sonlandırılması sürecinin hızla başlatılması hukuka aykırıdır. Başvurucunun ebeveynlik becerileri hakkında adil bir değerlendirme yapılmadan ve yeniden birleşme hedefinin neden artık imkansız olduğu detaylıca açıklanmadan bu yoldan dönülemez.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir