Karar Bülteni
AİHM VASILE RUSU BN. 53021/20
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 4. Bölüm |
| Başvuru No | 53021/20 |
| Karar Tarihi | 04.11.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | HUDOC |
- Sanığın duruşmada bulunma hakkı mutlak değildir.
- Pandemi tedbirleri duruşmanın ertelenmesini zorunlu kılmaz.
- Mahkemeler sanığa ulaşmak için makul çabayı göstermelidir.
- Sanığın süreci uzatma çabaları lehine yorumlanamaz.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu kararı, küresel Covid-19 salgını döneminde uygulanan seyahat kısıtlamalarının, sanığın bizzat duruşmada bulunma hakkı üzerindeki etkilerini ele alan son derece önemli bir içtihattır. Karar, adil yargılanma hakkı ile adaletin gecikmeksizin tecellisi arasındaki hassas dengeyi irdelemektedir. AİHM, ulusal mahkemelerin sanığı duruşmada hazır bulundurmak için gerekli tüm makul çabayı gösterdiği durumlarda, sanığın kendi tutumundan kaynaklanan imkânsızlıkların veya hukuki süreci istismar etme girişimlerinin Sözleşme ihlali yaratmayacağını açıkça ortaya koymuştur.
Uygulamadaki emsal etkisine bakıldığında, sanıkların yargılamayı uzatmaya yönelik taktiksel hamlelerinin AİHM tarafından koruma görmeyeceği vurgulanmaktadır. Özellikle sanığın mahkeme ile iletişim kurmaktan kaçınması, kendisine atanan avukatla işbirliği yapmaması ve duruşmaya katılma talebini yalnızca seyahat engellerinin bulunduğu bir dönemde ileri sürmesi, hakkın kötüye kullanımı boyutunda değerlendirilmiştir. Bu karar, ulusal mahkemelerin olağanüstü durumlarda bile, sanığın haklarını gözeterek ancak adaletin sürdürülebilirliği ilkesinden de taviz vermeden yargılamaya devam etme yetkisini güçlü bir şekilde desteklemektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Vasile Rusu, Romanya'da vergi kaçakçılığı ve kara para aklama suçlarından dokuz yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. İstinaf yargılaması aşamasında İngiltere'de bulunan başvurucu, hakkındaki davanın duruşmalarına bizzat katılmak istediğini beyan etmiştir. Ancak Covid-19 salgını nedeniyle uygulanan uluslararası seyahat kısıtlamalarını gerekçe göstererek istinaf duruşmasının ertelenmesini veya yargılamanın durdurulmasını talep etmiştir.
Romanya İstinaf Mahkemesi, başvurucunun bu taleplerini, yargılamayı uzatmaya ve adaletten kaçmaya yönelik taktiksel hamleler olarak değerlendirmiş, duruşmayı ertelemeyerek başvurucunun gıyabında, atanan avukatının huzurunda mahkûmiyet kararını onamıştır. Başvurucu, mahkemenin kendisini usulüne uygun şekilde duruşmaya çağırmadığını, seyahat engelleri nedeniyle savunma hakkının elinden alındığını ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini öne sürerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve sanığın bizzat savunma yapma hakkı ilkelerine dayanmıştır.
AİHM'in yerleşik içtihatlarına göre, sanığın duruşmalara bizzat katılımı ve savunmasını şahsen yapabilmesi, adil yargılanma hakkının temel bir unsurudur. Ancak bu hak mutlak bir hak niteliğinde değildir. Sanığın, duruşmadan haberdar olmasına rağmen açık veya zımni olarak bu haktan feragat etmesi mümkündür. Mahkemelerin, sanığı duruşmadan haberdar etmek ve katılımı için makul olanakları sağlamakla yükümlü olduğu, ancak adaletin makul sürede ve etkin bir biçimde tecellisi ile sanığın hakları arasında adil bir denge kurulması gerektiği kabul edilmektedir.
Yargılamanın sanığın yokluğunda (gıyapta) yapılması tek başına Sözleşme'ye aykırılık teşkil etmez; önemli olan husus, sanığa ulaşmak için yeterli usuli çabanın gösterilmiş olmasıdır. Mahkeme, ulusal makamların sanığa tebligat yapmak için istinabe yolları dâhil tüm yöntemleri kullanıp kullanmadığını değerlendirir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6 ihlali iddialarında, sanığın yargılamayı sürüncemede bırakma veya adaletten kaçma kastıyla hareket edip etmediği, sanığın genel tutumu üzerinden bütüncül bir yaklaşımla ele alınır.
Covid-19 pandemisi gibi olağanüstü durumlarda, video konferans gibi alternatif iletişim yöntemlerinin kullanılması adil yargılanma hakkıyla uyumlu kabul edilmektedir. Devletin olağanüstü hallerde bile yargısal faaliyetleri sürdürme ödevi ile sanığın duruşmada hazır bulunma hakkı arasındaki hassas denge, somut olayın özelliklerine, tarafın iyi niyetine ve resmi makamların gösterdiği özenin derecesine göre belirlenmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
AİHM, somut olayda başvurucunun Romanya'daki yargılama süreci hakkında tam bilgi sahibi olduğunu tespit etmiştir. İlk derece mahkemesi aşamasında hareketsiz kalan başvurucu, istinaf aşamasında İngiltere'den çeşitli taleplerde bulunarak sürecin farkında olduğunu bizzat göstermiştir. Ulusal mahkeme, başvurucunun İngiltere'deki adresine uluslararası adli yardımlaşma yoluyla tebligat çıkarmış, mahkeme panosuna ilan asmış ve hatta başvurucunun iletişim kurduğu e-posta adresleri yoluyla ulaşmaya çalışmıştır. Mahkeme, Romanya makamlarının başvurucuyu duruşmadan haberdar etmek için makul olarak beklenebilecek her türlü adımı attığına kanaat getirmiştir.
AİHM, başvurucunun Covid-19 seyahat kısıtlamalarını öne sürerek yaptığı erteleme talebinin, yargılamayı geciktirme stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilebileceğini belirtmiştir. Başvurucunun daha önce kendisine tanınan avukat seçme ve duruşmaya katılma fırsatlarını kullanmadığı, mahkeme ve atanan avukatıyla iletişim kurmaktan bilinçli olarak kaçındığı görülmüştür. Seyahat yasaklarının başladığı olağanüstü dönemi bekleyerek aniden duruşmaya bizzat katılma isteği beyan etmesi, iyi niyetli bir savunma talebinden ziyade usuli bir manevra olarak nitelendirilmiştir.
Ayrıca, Covid-19 döneminde ulusal mahkemenin davayı video konferans gibi yollarla yürütme imkânı bulunmasına rağmen, başvurucunun mahkemeye kendisine doğrudan ulaşılabilecek bir e-posta adresi dahi sunmayarak bu ihtimali de engellediği vurgulanmıştır. Başvurucunun, İngiliz makamlarının kendisine evinde tebligat yapma çabalarından da kaçındığı saptanmıştır. Tüm bu nedenlerle, istinaf mahkemesinin, atanan müdafinin katılımıyla duruşmayı yaparak davayı sonuçlandırması, adil yargılanma hakkına orantısız bir müdahale olarak görülmemiştir. AİHM, adaletin işleyişinin sanığın kendi kusuru veya kötü niyetli eylemleri nedeniyle durdurulamayacağına dikkat çekmiştir.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ihlal bulunmadığına karar vermiştir.