Anasayfa/ Karar Bülteni/ Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2017/20111 E. 2017/9868 K.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2017/20111 E. 2017/9868 K.

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel hukuk kuralı, **6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.297** düzenlemesidir. İlgili madde, bir mahkeme kararının neleri içermesi gerektiğini, hüküm fıkrasının nasıl oluşturulacağını ayrıntılı biçimde ortaya koymaktadır. Hüküm fıkrasında, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi kanuni bir zorunluluktur.
search
6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2017/20111
Karar No 2017/9868
Karar Tarihi 06.06.2017
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Bozulan karar tamamen ortadan kalkar.
  • gavel Bozma sonrası HMK m.297 uyarınca hüküm kurulmalıdır.
  • gavel Reddedilen miktar üzerinden maktu vekalet ücreti belirlenmelidir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından verilen bu karar, bozma ilamına uyulması sonrasında yerel mahkemelerin nasıl hüküm kurması gerektiğine dair usul hukuku açısından son derece kritik bir anlama sahiptir. Karar, Yargıtay tarafından kısmen veya tamamen bozulan bir yerel mahkeme hükmünün hukuki varlığını tamamen yitireceğini, mahkemenin "bozma öncesi karara atıf yaparak" veya "eski kararın eki niteliğinde" eksik bir hüküm kuramayacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Mahkemelerin, yargılamanın başından sonuna kadar davacının talep ettiği tüm alacak kalemleri hakkında, sanki ilk defa karar veriyormuşçasına açık, anlaşılır ve infaza elverişli bir hüküm fıkrası oluşturması zorunludur.

Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi değerlendirildiğinde bu karar, bozma sonrası yapılan yargılamalarda sıkça karşılaşılan eksik hüküm kurma veya vekalet ücretinin hatalı hesaplanması sorunlarına karşı kesin bir rehber niteliği taşımaktadır. Özellikle kısmi kabul ve kısmi ret ile sonuçlanan iş davalarında, takdiri indirimler dışında kalan reddedilen miktarlar üzerinden davalı yararına hükmedilecek vekalet ücretinin sınırları çizilmiştir. Karar, usuli kazanılmış haklara ve adil yargılanma hakkının temel unsurlarından olan gerekçeli ve tam hüküm kurma yükümlülüğüne vurgu yaparak, usul kurallarının katı bir şekilde uygulanması gerektiğini tüm uygulayıcılara hatırlatmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, bir ofis malzemeleri satış uzmanı olan işçinin, eski işvereni olan davalı şirkete karşı başlattığı alacak davasından kaynaklanmaktadır. İşçi, davalı şirketin ofisinde kesintisiz çalışırken hak ettiği maaşının ve prim hak edişlerinin ödenmediğini, fazla mesai yapmasına rağmen karşılığını alamadığını iddia etmiştir. Ayrıca, işverenin kendisine sistematik olarak mobbing uyguladığını, işten ayrılmaya zorladığını ve nihayetinde işten çıkarılarak istifa etmiş gibi gösterildiğini öne sürmüştür.

İşveren tarafı ise işçinin kendi rızasıyla istifa ettiğini, işyerinde fazla mesai uygulaması bulunmadığını, tüm maaş ve primlerin eksiksiz olarak banka hesabına yatırıldığını savunmuştur. Davacı işçi bu iddialarla kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ve prim alacaklarının ödenmesini talep etmiş; yerel mahkemenin süreci eksik yürütmesi ve Yargıtay'ın ilk bozma kararının ardından usule uygun karar yazılmaması sebebiyle uyuşmazlık usul boyutuyla Yargıtay önüne taşınmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel hukuk kuralı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.297 düzenlemesidir. İlgili madde, bir mahkeme kararının neleri içermesi gerektiğini, hüküm fıkrasının nasıl oluşturulacağını ayrıntılı biçimde ortaya koymaktadır. Hüküm fıkrasında, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi kanuni bir zorunluluktur.

Yargıtay ve Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihat prensiplerine göre, Yargıtay tarafından bozulan bir karar bütünüyle ortadan kalkar ve hukuki geçerliliğini yitirir. Bozma kararına uyan yerel mahkemenin, bozma kapsamı dışında kalan hususları dahi içerecek şekilde yeni, tam ve bağımsız bir karar metni oluşturması gerekmektedir. Sonradan verilen karar, asla bozulan ilk kararın bir eki, devamı veya tamamlayıcısı olarak düzenlenemez.

Ayrıca uyuşmazlıkta, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri de hukuki dayanak yapılmıştır. İş davalarında işçi lehine yapılan takdiri indirim nedenleriyle reddedilen kısımlar hariç olmak üzere, esastan reddedilen net alacak miktarı üzerinden davalı işveren lehine maktu veya nispi vekalet ücreti hesaplanması gerekmektedir. Reddedilen miktara göre vekalet ücreti sınırlarının doğru çizilmesi, usul hukukunun temel prensiplerinden kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda yargılama süreci oldukça aşamalı ilerlemiştir. Yerel mahkeme ilk kararında davanın kısmen kabulüne karar vermiş ancak davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, kıdem ve ihbar tazminatları taleplerinin reddedilmesi gerektiği hususunun kararda tamamen gerekçesiz bırakıldığı tespitiyle ilk hükmü bozmuştur. Mahkeme, bu bozma ilamına uyarak yeniden yargılama yapmış ve işçinin iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle bu kez kıdem ve ihbar tazminatı istemlerinin reddine karar vermiştir.

Ancak yerel mahkeme, bozma sonrası kurduğu yeni hükümde ciddi bir usul hatasına imza atmıştır. Mahkeme, daha önceki kararında davacı lehine kabul ettiği ve bozma kapsamı dışında kaldığını düşündüğü ücret, prim alacağı ve fazla çalışma alacakları hakkında yeni hükümde hiçbir değerlendirme yapmamış ve hüküm kurmamıştır. Yargıtay, bozulan bir kararın tamamen ortadan kalktığı kuralına dikkat çekerek, mahkemenin bozma üzerine verdiği yeni kararda eksiklik bırakmasını hukuka aykırı bulmuştur. Yerel mahkemenin, davacının talep ettiği tüm alacak kalemleri hakkında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.297 uyarınca açık, eksiksiz ve infaza elverişli şekilde yeniden hüküm tesis etmesi gerektiği saptanmıştır.

Bunun yanı sıra, davacının talep ettiği tazminat ve ücret alacaklarından takdiri indirim nedeniyle reddedilen kısım hariç olmak üzere, esastan reddedilen miktarın tam olarak 10.181,19 TL olduğu belirlenmiştir. Yargıtay, bu esastan reddedilen miktar üzerinden karar tarihi itibarıyla davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yerel mahkemenin davalı lehine fazla vekalet ücreti tayin etmesini de ayrıca bozma sebebi yapmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, eksik hüküm kurulması ve vekalet ücretinin hatalı hesaplanması sebepleriyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Yargıtay davamı bozdu, mahkeme eski karara atıf yapıp kestirip atabilir mi? expand_more
Hayır, atamaz. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na (HMK m.297) göre, bozulan bir mahkeme kararı hukuken bütünüyle ortadan kalkar ve geçerliliğini yitirir. Yerel mahkemenin, bozma kapsamı dışında kalan hususları dahi içerecek şekilde, sanki ilk defa karar veriyormuşçasına açık, anlaşılır ve tek başına infaz edilebilir yepyeni bir hüküm kurması zorunludur. Sonradan verilen karar, asla eski kararın bir eki veya tamamlayıcısı niteliğinde olamaz.
Açtığım davanın bir kısmı reddedilirse, karşı tarafa ne kadar vekalet ücreti öderim? expand_more
İş davalarında, mahkemenin yaptığı hakkaniyet indirimi (takdiri indirim) nedeniyle reddedilen kısımlar üzerinden karşı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilemez. Davalı işveren lehine ödenecek vekalet ücreti, yalnızca esastan reddedilen net alacak miktarı üzerinden hesaplanmalıdır. Mahkemenin, esastan reddedilen bu miktar üzerinden geçerli tarife uyarınca doğru sınırlar içinde vekalet ücreti tayin etmesi usul hukukunun temel bir kuralıdır; aksi durum Yargıtay nezdinde bozma sebebidir.
Mahkeme bozma sonrası yeni kararında bazı alacaklarımı yazmayı unutmuş, bu yasal mı? expand_more
Kesinlikle yasal değildir. Mahkeme, daha önce kabul ettiği ve bozma kapsamı dışında kaldığını düşündüğü alacaklarınız (örneğin fazla mesai veya prim alacağı) hakkında bile yeni hükümde yeniden değerlendirme yapmak ve bunları açıkça yazmak zorundadır. HMK m.297 uyarınca davacının talep ettiği tüm alacak kalemleri hakkında eksiksiz bir hüküm fıkrası oluşturulmaması ciddi bir usul hatasıdır ve Yargıtay tarafından kararın tekrar bozulmasına yol açar.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir