Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2022/467 E. 2022/1009 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2022/467 |
| Karar No | 2022/1009 |
| Karar Tarihi | 25.01.2022 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Bozulan karar istinaf mahkemesine gönderilmelidir.
- Maddi usul hatası kazanılmış hak oluşturmaz.
- Hatalı bozma kararından dönülmesi her zaman mümkündür.
- Görevsiz mahkemenin esastan karar vermesi geçersizdir.
Bu karar hukuken, istinaf mahkemesi tarafından esastan verilmiş bir kararın Yargıtay tarafından bozulması hâlinde, dosyanın ilk derece mahkemesine değil, doğrudan kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesi gerektiği mutlak kuralını vurgulamaktadır. Yargıtayın bozma kararı, kalem işlemleri veya maddi bir hata sonucu yanlışlıkla ilk derece mahkemesine gönderilmiş olsa bile, ilk derece mahkemesinin bu dosyayı ele alarak esasa ilişkin yeniden karar vermesi usul hukukunun emredici hükümlerine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Kararda, bu tür adli mekanizma içi maddi hataların taraflar lehine veya aleyhine usuli kazanılmış hak yaratmayacağı ve hukuka aykırı adli sürecin Yargıtay tarafından her zaman düzeltilebileceği net bir şekilde ortaya konulmuştur. Mahkemelerin yetki kuralları kamu düzenine ilişkindir ve tarafların veya adli mercilerin basit maddi hataları ile bu kuralların aşılamayacağı hukuk sisteminin temel bir güvencesidir.
Benzer iş hukuku ve alacak davalarında bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi son derece büyüktür. Zira usul hukukumuzda yargı yolu, derece mahkemelerinin görev alanları ve dosyanın izleyeceği kanun yolu aşamaları kesin ve katı kurallara bağlanmıştır. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun kökleşmiş kararlarına da atıf yapılan bu ilamda, maddi hata sonucu verilen bir karara yerel mahkemece uyulmasının usuli kazanılmış hak doğurmayacağı ilkesi güçlü bir şekilde pekiştirilmiştir. Uygulamada, derece mahkemelerinin yetki ve görev sınırlarına titizlikle riayet etmelerinin önemi hatırlatılmış, hatalı tevzi veya usuli maddi hata sonucu oluşan yargılama safahatının davanın esasına etkili olamayacağı, üst mahkemenin denetim yetkisinin bertaraf edilemeyeceği güvence altına alınmıştır. Bu durum, adaletin doğru merciler eliyle tesis edilmesi, yargılamanın makul sürede sonuçlanması ve hukuki güvenlik ilkesinin zedelenmemesi bakımından kritik bir yol gösterici metin niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlığın temeli, bir işçinin uzun yıllar müdür pozisyonunda çalıştığı işyerinde uğradığını iddia ettiği psikolojik baskı (mobbing) eylemlerine ve ödenmeyen işçilik alacaklarına dayanmaktadır. Davacı işçi, davalı şirkete ait işyerinde çalışırken şirket yönetimi tarafından bilinçli bir emekliliğe zorlama politikası izlendiğini, tarafına sistematik olarak mobbing uygulandığını iddia ederek iş sözleşmesini emeklilik sebebiyle feshettiğini belirtmiştir. İşten ayrılmasının ardından işçi, ikramiye farkı, eksik ödenen ücretler ve uygulanan yoğun psikolojik baskıdan kaynaklanan manevi tazminat ile diğer işçilik alacaklarının tahsili amacıyla işverenine karşı dava yoluna gitmiştir. Davalı işveren tarafı ise mobbing iddialarını ve alacak taleplerinin tamamını reddederek davanın usul ve esastan reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Ancak uyuşmazlığın Yargıtay önüne gelen bu son aşamasındaki asıl konu, taraflar arasındaki işçilik alacakları meselesinden ziyade, derece mahkemeleri arasındaki yargılama usulü hatasıdır. Dosyanın Yargıtay tarafından bozulduktan sonra görevli bölge adliye mahkemesi yerine yanlışlıkla ilk derece mahkemesine gönderilmesi ve yetkisiz mahkemenin esastan karar vermesi, mevcut hukuki uyuşmazlığın asıl düğüm noktasını oluşturmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuk kurallarının merkezinde usul hukukuna ilişkin emredici yasal düzenlemeler ve Yargıtayın kökleşmiş içtihatları yer almaktadır. Öncelikle uyuşmazlığın usulü çözümünde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.373/2 hükmü dikkate alınmıştır. İlgili kanun maddesi uyarınca, Yargıtayın bozma kararı, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak davanın esası hakkında yeniden verdiği bir karara ilişkin ise, bozma sonrası dosyanın kararı vermiş olan bölge adliye mahkemesine veya uygun görülen başka bir bölge adliye mahkemesine gönderilmesi emredici bir kuraldır. Zira bu senaryoda ortada bozulan bir ilk derece mahkemesi kararı değil, bizzat bölge adliye mahkemesinin esasa ilişkin kararı bulunmaktadır. Dosyanın kanun yolu aşamasına uygun olarak doğru mahkemeye gönderilmesi, yargı mercilerinin hiyerarşisi açısından zorunludur.
Bunun yanı sıra yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, maddi hata sonucu verilen yargı kararlarının hukuki durumu da detaylıca değerlendirilmiştir. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı kararı ile 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı kararları çerçevesinde uyuşmazlık çözümlenmiştir. Bu yerleşik içtihat prensiplerine göre, Yargıtayca maddi hata sonucu verilen bir karara yerel mahkemece uyulmasına karar verilmesi hâlinde dahi taraflar lehine usuli kazanılmış hak (müktesep hak) oluşmayacağı prensibi benimsenmiştir. Usuli kazanılmış hak kurumu, yargılamanın güvenilirliğini ve istikrarını sağlamak amacıyla kabul edilen bir doktrin tanımı olmakla birlikte, mahkemenin maddi hataya dayalı olarak yetkisiz ve görevsiz bir işlemi sürdürmesi bu kuralın kesin bir istisnası kabul edilmektedir. Bu bağlamda, Yargıtayın daha önce verdiği hatalı bir bozma yönlendirmesinden veya hukuka aykırı sevk işleminden dönmesi hukuken her zaman mümkündür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, davacı işçinin işçilik alacakları ve mobbing iddialarına yönelik yapılan yargılamada ilk derece mahkemesi davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Taraf vekillerinin bu karara karşı istinaf başvurusunda bulunması üzerine bölge adliye mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını tamamen kaldırarak davanın kısmen kabulü yönünde yeniden esas hakkında bir hüküm tesis etmiştir. Bölge adliye mahkemesinin esastan verdiği bu yeni karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 13.01.2021 tarihli ilamı ile bozulmuştur. Ancak Yargıtayın bu bozma kararından sonra dosya, usulüne uygun şekilde kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesi gerekirken, kalem işlemleri sırasında yaşanan maddi bir hata sonucunda doğrudan kararı veren ilk derece mahkemesine geri gönderilmiştir.
İlk derece mahkemesi, önüne gelen bu dosyada usul hukukunun temel kurallarını ve görev sınırlarını göz ardı etmiştir. Bozma kararı sonrasında davaya bakma görevi ve yetkisi kesin olarak istinaf mahkemesine ait olmasına rağmen, ilk derece mahkemesi bozma kararına uyma kararı vererek yargılamayı sürdürmüş ve davanın kısmen kabulüne dair yeni bir hüküm kurmuştur. Yargıtay incelemesinde, ortada bozulan bir ilk derece mahkemesi kararı olmadığı, bozulan kararın bizzat bölge adliye mahkemesinin kararı olduğu açıkça vurgulanmıştır. Bu sebeple, ilk derece mahkemesinin sadece maddi bir adli hata sonucunda kendisine ulaştırılan bir dosya üzerinde yargılama yapıp esasa ilişkin yeni bir hüküm kurması, usul kanununun açık hükümlerine ve yargılama yetkisi kurallarına bütünüyle aykırı bulunmuştur.
Yargıtay incelemesinde, daha önce yaşanan bu dosya gönderim hatasının taraflar açısından herhangi bir usuli kazanılmış hak yaratmayacağı tespiti yapılmıştır. Yapılan usul hatasından dönülerek dosyanın esastan gerçek görevli ve yetkili olan mahkemeye, yani istinaf dairesine ulaştırılması gerektiği saptanmıştır. Bu nedenle, ilk derece mahkemesinin yetkisiz şekilde kurduğu kararın hukuken yaşama imkânı bulunmamaktadır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, usul kurallarına aykırı hareket edildiğini tespit ederek dosyanın görevli bölge adliye mahkemesine gönderilmesi yönünde kararı bozmuştur.