Karar Bülteni
AYM Batuhan Seyitoğlu ve Diğerleri BN. 2019/35739
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2019/35739 |
| Karar Tarihi | 13.05.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Bozma kararından sonra ıslah yapılması mümkündür.
- Tahkikat sürerken ıslah talebi kategorik reddedilemez.
- Islah yasağı mahkemeye erişim hakkını ihlal eder.
Bu karar, Yargıtay'ın bozma kararından sonra davanın tamamen veya kısmen ıslah edilip edilemeyeceği yönündeki köklü usul hukuku tartışmasına anayasal bir boyut kazandırmaktadır. Anayasa Mahkemesi, usul kanunlarında bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair açık ve emredici bir kanun hükmü bulunmamasına rağmen, yargı mercilerinin 1948 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı'na dayanarak bozmadan sonraki ıslah taleplerini kategorik olarak reddetmesini mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz ve kanuni dayanaktan yoksun bir müdahale olarak nitelendirmiştir.
Karar, özellikle bozma kararı sonrasında ilk derece mahkemesince tahkikat aşamasına geri dönüldüğü ve yeni bilirkişi raporlarının alındığı davalarda, tarafların değişen durumlara göre talep sonuçlarını ıslah yoluyla artırabilmelerinin önünü açmaktadır. Uygulamada sıkça rastlanan ve hak kayıplarına yol açan bozmadan sonra ıslah yasağı kuralının somut olayın şartlarına göre esnetilmesi, medeni yargılama hukukunda silahların eşitliği ve mahkemeye erişim haklarının güçlendirilmesi adına büyük bir emsal teşkil etmektedir. Bu içtihat, yerel mahkemelerin bozma sonrası ıslah taleplerini değerlendirirken kanuni dayanağı olmayan öngörülemez yorumlardan kaçınmalarını zorunlu kılmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucuların annesi, 1998 yılında LPG ile çalışan bir şofbenden sızan gaz nedeniyle zehirlenerek hayatını kaybetmiştir. Bunun üzerine başvurucular, tüpün üreticisi olan şirket ile bu şirketin sigortacısı aleyhine destekten yoksun kalma talebiyle maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Yargılama sürecinde yerel mahkemenin verdiği ret kararı Yargıtay tarafından bozulmuştur. Bozma kararı sonrasında mahkemece yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmış, kusur oranları ile tazminat miktarları hesaplanmıştır. Başvurucular, bu yeni raporlara dayanarak talep ettikleri tazminat miktarını artırmak amacıyla davalarını ıslah etmek istemiştir. Ancak mahkeme, Yargıtay'ın eski tarihli bir İçtihadı Birleştirme Kararı'nı gerekçe göstererek bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı kuralı ile bu talebi reddetmiştir. Başvurucular, bu ret kararı yüzünden gerçek zararlarının çok altında bir tazminat aldıklarını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan mahkemeye erişim hakkı ilkelerini temel almıştır. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Bu hakka yapılan müdahalelerin Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca kanunla yapılması, meşru bir amaca dayanması ve ölçülü olması demokratik toplum düzeninin zorunlu bir unsurudur.
Yargılama sürecinde ıslah kurumunun kullanımı, dava tarihi itibarıyla uygulanan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile yürürlükteki 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde şekillenmektedir. Ancak her iki kanunda da bozma kararından sonra ıslah yapılıp yapılamayacağına dair açık, örtülü veya emredici bir hüküm bulunmamaktadır. Mahkemelerin ret gerekçesini dayandırdıkları 1948 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ise kanuni bir norm değil, sadece içtihat niteliğindedir.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, yargılamanın bozma kararı sonrasında tahkikat aşamasına geri döndüğü durumlarda, tarafların kanunda açıkça yasaklanmayan bir usul işlemi olan ıslahı kullanmalarının engellenmesi, hakkın özünü zedeleyici niteliktedir. Bozma kararı uyarınca yeni delillerin toplandığı ve yeni raporların alındığı hâllerde, ıslah taleplerinin kanuni bir engel olmamasına rağmen kategorik olarak reddedilmesi, mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı olmayan öngörülemez bir müdahale oluşturmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, başvurucuların murisinin vefatı nedeniyle açtıkları tazminat davasında ilk derece mahkemesinin verdiği ret kararı Yargıtay tarafından bozulmuş ve mahkemece bozma kararına uyularak yargılamaya devam edilmiştir. Bozma kararı sonrasında tahkikat aşamasına geri dönülmüş, kusur tespiti ve destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanması amacıyla mahkemece birden fazla yeni bilirkişi raporu aldırılmıştır. Başvurucular, alınan bu yeni raporlarda belirlenen yüksek tazminat miktarları doğrultusunda dava değerini artırmak amacıyla ıslah talebinde bulunmuştur.
İlk derece mahkemesi ise başvurucuların ıslah dilekçesini, Yargıtay'ın 1948 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı'nı gerekçe göstererek reddetmiş ve ilk talep edilen düşük miktar üzerinden hüküm kurmuştur. Anayasa Mahkemesi, bu müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen kanunilik şartını sağlayıp sağlamadığını incelemiştir. Yapılan incelemede, ne mülga 1086 sayılı Kanun metninde ne de yürürlükteki 6100 sayılı Kanun içinde bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair açık, emredici ve kanuni bir yasağın bulunmadığı tespit edilmiştir. Mahkemenin ret gerekçesine dayanak yaptığı kuralın sadece eski tarihli bir içtihada dayandığı vurgulanmıştır.
Bozma kararından sonra yerel mahkemece yeni bir tahkikat yürütüldüğü, bilirkişi raporları alındığı ve davanın seyrinin değiştiği hâlde, ıslah talebinin kanuni bir engel bulunmamasına rağmen usulden reddedilmesi, başvurucuların güncel taleplerini mahkeme önüne tam olarak taşımasını imkânsız hâle getirmiştir. Anayasa Mahkemesi, mahkemelerin bu kategorik ve öngörülemez yorumunun, başvurucuların mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı olmayan, katı bir müdahale teşkil ettiğini kabul etmiştir. Öte yandan başvurucuların yaşam hakkı ve makul sürede yargılanma hakkına ilişkin diğer iddiaları ise başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle incelenmemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı gerekçesiyle davanın reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği yönünde karar vermiştir.