Anasayfa Karar Bülteni AYM | Ç.A. | BN. 2022/66069

Karar Bülteni

AYM Ç.A. BN. 2022/66069

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2022/66069
Karar Tarihi 27.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Boşanmanın uzaması aile kurma hakkını ihlal eder.
  • Devlet boşanma davalarını makul sürede bitirmelidir.
  • Evlenme hakkı anayasal güvence altındadır.
  • Bireyin yeniden evlenme hakkı nedensiz engellenemez.

Bu karar, bireylerin özel ve aile hayatına saygı hakkının ayrılmaz bir parçası olan evlenme ve yeniden aile kurma hakkının, adli makamların yargılama sürelerini makul olmayan şekilde uzatması sebebiyle ihlal edilebileceğini çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, boşanma davalarının uzamasının, eşlerin yeni hayatlarını kurma ve evlenme haklarını doğrudan zedelediğini vurgulayarak, devlete makul sürede yargılamayı tamamlama konusunda açık bir pozitif yükümlülük yüklemiştir. Dolayısıyla, sadece usule ilişkin eksiklikler veya mahkemelerin yavaş işlemesi yüzünden uzun yıllar hukuken evli görünen bireylerin telafisi imkansız hak kayıpları yaşaması engellenmek istenmiştir.

Uygulamada, boşanma davalarının çekişmeli geçmesi ve kanun yollarındaki aşırı beklemeler nedeniyle tarafların uzun yıllar boyunca fiilen ayrı olmalarına rağmen hukuken yeniden evlenemediği sıklıkla görülmektedir. Bu emsal niteliğindeki karar, söz konusu mağduriyetleri önlemek adına aile mahkemelerine ve üst derece mahkemelerine, yargılamaları büyük bir süratle tamamlama ve özellikle usule ilişkin kesinleşme işlemlerini bekletmeden yapma görevini bir kez daha hatırlatmaktadır. Benzer davalarda, yargılamanın uzaması sebebiyle yeni bir aile kuramayan, özellikle yaş faktörü sebebiyle çocuk sahibi olma ihtimalini kaybeden bireylerin, devletten manevi tazminat talep edebilmeleri açısından bu karar son derece güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, eşine karşı 2014 yılında boşanma ve ferilerine ilişkin dava açmıştır. Aile mahkemesi tarafından 2016 yılında tarafların boşanmalarına karar verilmiş ve bu karar ilk etapta kesinleşerek başvurucunun nüfus kayıtlarına işlenmiştir. Ancak daha sonra, başvurucunun eşinin temyiz ve karar düzeltme başvuruları sonucunda, yerel mahkemenin tebligat işlemlerinde usulsüzlük yaptığı gerekçesiyle Yargıtay verilen kararı tamamen bozmuştur. Bunun üzerine kesinleşme şerhi iptal edilerek başvurucunun nüfus kayıtlarından silinmiştir. Yargılama yeniden başlamış, karşı davalar açılmış ve hukuki süreç yıllarca devam etmiştir. Başvurucu, boşanma kararının kesinleşmesinin uzun yıllar alması ve bu süreçte hukuken evli görünmesi sebebiyle yeniden evlenemediğini belirtmiştir. Ayrıca yaşının ilerlemesi dolayısıyla çocuk sahibi olma ihtimalinin gün geçtikçe azaldığını vurgulayarak mağdur olduğunu ifade etmiştir. Uyuşmazlığın temel konusu, yargı sürecinin olağanın çok ötesinde uzaması sebebiyle başvurucunun anayasal düzeyde korunan evlenme ve yeniden aile kurma hakkının ihlal edilip edilmediğidir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, mevcut uyuşmazlığı çözüme kavuştururken öncelikle Anayasa m. 20 ve Anayasa m. 41 hükümlerini temel hukuki dayanak olarak dikkate almıştır. Her ne kadar Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın metninde doğrudan "evlenme hakkı" şeklinde özel bir ibare bulunmasa da, Yüksek Mahkeme yerleşik içtihatları doğrultusunda bu hakkın özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı içerisinde sıkı bir şekilde mündemiç olduğunu kabul etmektedir. Anayasa m. 20 kapsamında korunan aile hayatına saygı hakkı, belirli şartları taşıyan bireylerin kendi tercihlerine göre özel hayatlarını düzenlemelerini ve kanunlara uygun biçimde yeniden aile kurmalarını anayasal güvence altına almaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 12. maddesi de evlenme hakkını ayrıca ve özel olarak düzenlemekte olup, bu hak bireylerin kanunlara uygun şekilde aile kurabilmeleri için kamu makamlarınca gerekli kolaylığın sağlanmasını emretmektedir. Anayasa Mahkemesi kararlarında ve doktrinde, mevcut bir evliliğin hukuken sona ermesiyle birlikte kişilerin yeniden evlenme imkânına sahip olduğu, ancak sadakat yükümlülüğünün boşanma davası süresince de kesintisiz devam etmesi nedeniyle, devletin boşanma davalarını makul bir sürede bitirme konusunda açık bir pozitif yükümlülüğü bulunduğu vurgulanmaktadır. Boşanma davalarındaki makul süreyi aşan gecikmeler, bireyin yeniden evlenme hakkının özünü doğrudan zedeleyebilecek niteliktedir. Evlenmeyi veya boşanmayı aşırı derece zorlaştıran uzun yasal prosedürlere ve giderilmesi yıllar alan usuli hatalara yer verilmemesi gerektiği, aksi hâlde bireyin temel bir insan hakkı olan aile kurma iradesinin idare eliyle orantısız şekilde engellenmiş olacağı en temel içtihat prensiplerindendir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda Anayasa Mahkemesi, başvurucunun 2014 yılında açtığı Boşanma">çekişmeli boşanma davasında 2016 yılında boşanma kararı verilmesine ve kararın nüfusa işlenmesine rağmen, sonradan ortaya çıkan mahkeme kaynaklı usuli tebligat hataları nedeniyle kesinleşme şerhinin iptal edildiğini detaylıca tespit etmiştir. Bozma kararı sonrasında yargılama süreci oldukça uzamış, taraflarca karşı davalar açılmış ve hükmün sadece boşanmaya ilişkin kısmının kesinleştiği tespiti ancak 2024 yılında sisteme tam anlamıyla işlenebilmiştir. Başvurucu, boşanma davasının devam ettiği sancılı süreç ve kesinleşme şerhinin sonradan kaldırılmış olduğu dönem bir bütün olarak değerlendirildiğinde beş yıldan uzun bir süre boyunca hukuken yeniden evlenme hakkından bütünüyle mahrum kalmıştır.

Yüksek Mahkeme, bu olağanüstü uzamanın temel nedenlerini incelerken yargılamanın bu denli sürüncemede kalmasında başvurucunun herhangi bir kusuru veya davayı kasten uzatıcı bir ihmalinin bulunmadığına dikkat çekmiştir. Yargılama süreci bir bütün hâlinde ele alındığında, derece mahkemelerinin usul kurallarını uygularken gerekli özeni zamanında göstermediği, boşanma kararının kesinleşmesi gibi bireyin medeni durumunu doğrudan etkileyen son derece hassas bir işlemin yıllarca sürüncemede bırakıldığı açıkça görülmektedir. Özellikle yaşı ilerleyen başvurucunun, yeniden aile kurma ve çocuk sahibi olma gibi en temel insani beklentileri yargı sisteminin yavaş işlemesi sebebiyle telafisi güç şekilde zarar görmüştür. Devlet, boşanma davalarını makul bir sürede sonlandırma yönündeki pozitif yükümlülüğünü zamanında yerine getiremeyerek başvurucunun evlenme ve aile kurma hakkına katlanılamaz oranda ağır bir külfet yüklemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, yargılamanın makul sürede tamamlanmaması sebebiyle evlenme ve aile kurma hakkına yönelik devletin pozitif yükümlülüklerinin ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: