Anasayfa/ Karar Bülteni/ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi A.W. - Polonya Kararı 1307/21 B.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi A.W. - Polonya Kararı 1307/21 B.

Bu karar, evlilik dışı ilişkiden doğan çocukların biyolojik babasının, çocuğun annesinin yasal kocasına karşı açılan soybağının reddi davalarına katılım hakkı bağlamında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesinde düzenlenen özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükleri ortaya koymaktadır. Karar, biyolojik babanın kendi babalığını kurabilmesi için ön şart olan soybağının reddi davasına müdahil olarak dahi kabul edilmemesinin ve yetkili makamların bu süreci makul sürede sonuçlandıramamasının ağır bir hak ihlali olduğunu vurgulamaktadır. Mahkeme, süreçteki aşırı gecikmelerin biyolojik babanın yasal yolları fiilen kullanılamaz hale getirmesinin hukuka aykırı olduğunu tescillemiştir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 1307/21
Karar Tarihi 09.10.2025
Taraflar A.W. - Polonya
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Biyolojik babanın soybağı davasına katılımı sağlanmalıdır.
  • gavel Aile hukuku davalarında makul süre aşımı hak ihlalidir.
  • gavel Çocukla kişisel ilişki kararları süratle infaz edilmelidir.
  • gavel Çocuğun üstün yararı ile babanın menfaati dengelenmelidir.

Bu karar, evlilik dışı ilişkiden doğan çocukların biyolojik babasının, çocuğun annesinin yasal kocasına karşı açılan soybağının reddi davalarına katılım hakkı bağlamında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesinde düzenlenen özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükleri ortaya koymaktadır. Karar, biyolojik babanın kendi babalığını kurabilmesi için ön şart olan soybağının reddi davasına müdahil olarak dahi kabul edilmemesinin ve yetkili makamların bu süreci makul sürede sonuçlandıramamasının ağır bir hak ihlali olduğunu vurgulamaktadır. Mahkeme, süreçteki aşırı gecikmelerin biyolojik babanın yasal yolları fiilen kullanılamaz hale getirmesinin hukuka aykırı olduğunu tescillemiştir.

Benzer davalar açısından bu kararın emsal etkisi, soybağı ve kişisel ilişki tesisi süreçlerinde yerel mahkemelerin ve savcılıkların taraf davranışlarından, itirazlarından veya geciktirme taktiklerinden bağımsız olarak süreci hızla yürütme ve taraflar arasında adil bir denge kurma zorunluluğunda yatmaktadır. Uygulamada, çocukların reşit olma yaşına kadar süren uzun yargılamalar ve kişisel ilişki kararlarının infaz edilememesi, fiili durumların hukuki sonuçları ortadan kaldırmasına yol açtığından, devletin bu tür sürüncemede bırakma eylemlerine karşı daha proaktif ve disiplinli bir mekanizma işletmesi gerektiği içtihat altına alınmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu A.W., evli bir kadın olan W. N. İle olan evlilik dışı ilişkisinden doğan iki çocuğun biyolojik babasıdır. Kanun gereği çocukların yasal babası olarak kadının kocası B.N. Nüfusa kaydedilmiştir. Başvurucu, çocuklarla arasında yasal bir soybağı kurabilmek ve onlarla kişisel ilişki tesis edebilmek amacıyla savcılığa başvurarak B.N.'nin babalığının iptali için dava açılmasını talep etmiştir. Savcılık uzun uğraşlar sonucunda bu iptal davasını açmış, ancak yerel mahkemeler başvurucunun bu davaya üçüncü kişi sıfatıyla katılım talebini kesin olarak reddetmiştir. Ayrıca süreç, çocuklara kayyım atanması ve yasal anne-babanın usuli itirazları gibi nedenlerle yıllarca sürüncemede kalmış, çocuklar bu süreçte reşit olmuş ve başvurucunun babalığını yasal olarak tesis etme imkanı tamamen ortadan kalkmıştır. Başvurucu, açılan babalığın reddi davasına katılamaması, yargılamanın aşırı uzun sürmesi ve mahkemenin verdiği kişisel ilişki kurma kararlarının uygulanmaması nedenleriyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkeme, uyuşmazlığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını düzenleyen 8. maddesi kapsamında değerlendirmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, biyolojik bir babanın çocuklarıyla olan ilişkisinin yasal olarak tanınması ve onlarla görüşebilmesi, aile hayatına saygı hakkının özünü oluşturur. Devletler, bireylerin bu hakkını sadece dış müdahalelerden korumakla (negatif yükümlülük) kalmaz, aynı zamanda bu hakkın fiilen kullanılabilmesi için gerekli yasal ve usuli altyapıyı sağlamakla da (pozitif yükümlülük) yükümlüdür.

Polonya iç hukukunda yer alan Aile ve Vesayet Kanunu hükümleri uyarınca, yasal bir babalığın bulunduğu durumlarda biyolojik babanın doğrudan soybağının reddi davası açma hakkı bulunmamakta, bu hak ancak kamu yararı veya çocuğun üstün yararı gerektirdiğinde Cumhuriyet savcısı tarafından kullanılabilmektedir. Mahkeme, devletlerin bu tür takdir yetkilerine sahip olmasının kural olarak Sözleşme'ye aykırı olmadığını belirtmektedir. Ancak bu yetki kullanılırken, biyolojik babanın menfaatleri ile çocuğun üstün yararı arasında adil bir denge kurulması ve biyolojik babaya yeterli usuli güvencelerin sağlanması şarttır.

Bunun yanı sıra, Medeni Usul Kanunu kapsamında kişisel ilişki kararlarının icrası ve bu kararlara uymayanlara para cezası uygulanması gibi mekanizmalar bulunmasına rağmen, bu mekanizmaların derhal ve etkin bir şekilde işletilmesi esastır. Mahkeme, aile hukuku uyuşmazlıklarında zamanın geçmesinin telafisi imkansız zararlara yol açabileceğini, bu nedenle yetkili makamların davaları makul sürede sonuçlandırma konusunda olağanüstü bir özen ve sürat yükümlülüğü altında olduğunu, tarafların yargılamayı uzatmaya yönelik eylemlerinin devletin bu pozitif yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağını açıkça vurgulamaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini çok yönlü olarak ele almıştır. İlk olarak, savcılık tarafından açılan soybağının reddi davasında, başvurucunun yargılamaya üçüncü kişi sıfatıyla müdahil olarak katılmasına izin verilmemesi büyük bir usuli eksiklik olarak tespit edilmiştir. Başvurucunun yasal bir hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın tamamen dışında bırakılması, kendi çocuklarıyla hukuki bir bağ kurma imkanından yoksun kalmasına neden olmuş ve adil yargılanma standartlarını zedelemiştir.

İkinci olarak Mahkeme, savcılığın babalığın reddi davasını açması için kanunda öngörülen herhangi bir azami süre sınırının bulunmamasını eleştirmiş, başvurucunun resmi talebinden ancak iki yılı aşkın bir süre sonra davanın açılabilmiş olmasını makul bulmamıştır. Üçüncü olarak, yargılama sürecindeki olağanüstü gecikmeler dikkate alınmıştır. Çocuklara kayyım atanması sürecinin yıllar alması ve annenin yasal kocasıyla birlikte davayı kasıtlı olarak uzatmaya yönelik usuli eylemlerde bulunması karşısında, yerel mahkemelerin süreci hızlandıracak etkili ve disiplinli adımlar atmadığı görülmüştür. Bu ağır gecikmeler sonucunda çocuklar reşit olmuş ve başvurucunun babalığını yasal olarak tesis etme imkanı fiilen ortadan kalkmıştır.

Dördüncü olarak, kişisel ilişki kurulmasına yönelik süreçler detaylıca incelenmiştir. Mahkeme, ilk derece mahkemesinin nihai bir kişisel ilişki kararı vermesinin neredeyse dört yıl sürdüğünü, bu karara uymayanlara para cezası uygulanması sürecinin ise yine yıllarca sürüncemede bırakıldığını tespit etmiştir. Yetkili makamlar, çocuklar reşit olana kadar başvurucu ile çocukları arasında herhangi bir fiili temasın sağlanmasını başaramamıştır. Yargılama süresince tarafların itiraz ve engellemeleri bahane edilerek devletin pozitif yükümlülüklerinden kaçınamayacağı vurgulanmıştır.

Tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, yerel makamların süreci makul bir sürede yürütmekte yetersiz kaldığı, başvurucuya yeterli usuli güvenceleri sağlamadığı ve aile hayatına saygı hakkını korumak için gerekli proaktif adımları atmadığı sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak AİHM, başvurucunun aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ve başvurucuya manevi tazminat ödenmesi yönünde karar vermiştir.

Başkasının nüfusundaki biyolojik çocuğumun babalık davasına katılabilir miyim? expand_more
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, biyolojik bir babanın çocuklarıyla olan ilişkisinin yasal olarak tanınması, aile hayatına saygı hakkının özünü oluşturur. Devletler, biyolojik babanın kendi babalığını kurabilmesi için açılan soybağının reddi davasına müdahil olarak katılımını sağlamak zorundadır. Biyolojik babanın yasal bir hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın tamamen dışında bırakılması adil yargılanma standartlarını zedeler ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesinde düzenlenen özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlali niteliğindedir.
Karşı taraf babalık davasını uzatırsa mahkemenin müdahale etmesi gerekmez mi? expand_more
Kesinlikle etkili bir şekilde müdahale etmelidir. Aile hukuku uyuşmazlıklarında zamanın geçmesi telafisi imkansız zararlara yol açabileceği için, yetkili makamlar davaları makul sürede sonuçlandırmak hususunda olağanüstü bir özen ve sürat yükümlülüğü altındadır. Yasal anne veya babanın kasıtlı olarak davayı uzatmaya yönelik usuli eylemlerde bulunması veya engellemeleri bahane edilerek devlet kendi yükümlülüklerinden kaçınamaz. Yerel mahkemelerin, taraf davranışlarından bağımsız olarak süreci hızlandıracak disiplinli adımlar atması yasal bir zorunluluktur.
Mahkemenin çocukla görüşme kararını anne uygulamazsa hukuken ne olur? expand_more
Hukuken mahkeme tarafından verilen kişisel ilişki kararlarının derhal ve etkin bir şekilde icra edilmesi esastır. Kararlara uymayan ebeveynlere yönelik para cezası uygulanması gibi disiplin mekanizmalarının işletilmesi ve bu sürecin yıllarca sürüncemede bırakılmaması gerekir. Devlet yetkililerinin pasif kalması ve çocuklar reşit olana kadar ebeveyn ile çocuk arasında fiili teması başaramaması, devletin pozitif yükümlülüklerini ihlal ettiği anlamına gelmektedir.
Dava yıllarca sürer ve çocuğum 18 yaşına girerse babalık hakkımı kaybeder miyim? expand_more
Yargılama sürecindeki haksız gecikmeler yüzünden çocuğun reşit olması ve bu sebeple babalığı yasal olarak tesis etme imkanınızın fiilen ortadan kalkması, devletin hukuki sorumluluğunu doğurur. AİHM, mahkemelerin yavaşlığı veya çocuklara kayyım atanması gibi prosedürlerin yıllar alması nedeniyle hukuki yolların fiilen kullanılamaz hale gelmesini hukuka aykırı bulmaktadır. Böyle bir durumda devletin aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği tespit edilir ve manevi tazminat ödemesine hükmedilir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir