Karar Bülteni
AİHM A.W. BN. 1307/21
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | AİHM / Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 1307/21 |
| Karar Tarihi | 09.10.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Biyolojik babanın soybağı davasına katılımı sağlanmalıdır.
- Aile hukuku davalarında makul süre aşımı hak ihlalidir.
- Çocukla kişisel ilişki kararları süratle infaz edilmelidir.
- Çocuğun üstün yararı ile babanın menfaati dengelenmelidir.
Bu karar, evlilik dışı ilişkiden doğan çocukların biyolojik babasının, çocuğun annesinin yasal kocasına karşı açılan soybağının reddi davalarına katılım hakkı bağlamında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesinde düzenlenen özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükleri ortaya koymaktadır. Karar, biyolojik babanın kendi babalığını kurabilmesi için ön şart olan soybağının reddi davasına müdahil olarak dahi kabul edilmemesinin ve yetkili makamların bu süreci makul sürede sonuçlandıramamasının ağır bir hak ihlali olduğunu vurgulamaktadır. Mahkeme, süreçteki aşırı gecikmelerin biyolojik babanın yasal yolları fiilen kullanılamaz hale getirmesinin hukuka aykırı olduğunu tescillemiştir.
Benzer davalar açısından bu kararın emsal etkisi, soybağı ve kişisel ilişki tesisi süreçlerinde yerel mahkemelerin ve savcılıkların taraf davranışlarından, itirazlarından veya geciktirme taktiklerinden bağımsız olarak süreci hızla yürütme ve taraflar arasında adil bir denge kurma zorunluluğunda yatmaktadır. Uygulamada, çocukların reşit olma yaşına kadar süren uzun yargılamalar ve kişisel ilişki kararlarının infaz edilememesi, fiili durumların hukuki sonuçları ortadan kaldırmasına yol açtığından, devletin bu tür sürüncemede bırakma eylemlerine karşı daha proaktif ve disiplinli bir mekanizma işletmesi gerektiği içtihat altına alınmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu A.W., evli bir kadın olan W. N. İle olan evlilik dışı ilişkisinden doğan iki çocuğun biyolojik babasıdır. Kanun gereği çocukların yasal babası olarak kadının kocası B.N. Nüfusa kaydedilmiştir. Başvurucu, çocuklarla arasında yasal bir soybağı kurabilmek ve onlarla kişisel ilişki tesis edebilmek amacıyla savcılığa başvurarak B.N.'nin babalığının iptali için dava açılmasını talep etmiştir. Savcılık uzun uğraşlar sonucunda bu iptal davasını açmış, ancak yerel mahkemeler başvurucunun bu davaya üçüncü kişi sıfatıyla katılım talebini kesin olarak reddetmiştir. Ayrıca süreç, çocuklara kayyım atanması ve yasal anne-babanın usuli itirazları gibi nedenlerle yıllarca sürüncemede kalmış, çocuklar bu süreçte reşit olmuş ve başvurucunun babalığını yasal olarak tesis etme imkanı tamamen ortadan kalkmıştır. Başvurucu, açılan babalığın reddi davasına katılamaması, yargılamanın aşırı uzun sürmesi ve mahkemenin verdiği kişisel ilişki kurma kararlarının uygulanmaması nedenleriyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkeme, uyuşmazlığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını düzenleyen 8. maddesi kapsamında değerlendirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, biyolojik bir babanın çocuklarıyla olan ilişkisinin yasal olarak tanınması ve onlarla görüşebilmesi, aile hayatına saygı hakkının özünü oluşturur. Devletler, bireylerin bu hakkını sadece dış müdahalelerden korumakla (negatif yükümlülük) kalmaz, aynı zamanda bu hakkın fiilen kullanılabilmesi için gerekli yasal ve usuli altyapıyı sağlamakla da (pozitif yükümlülük) yükümlüdür.
Polonya iç hukukunda yer alan Aile ve Vesayet Kanunu hükümleri uyarınca, yasal bir babalığın bulunduğu durumlarda biyolojik babanın doğrudan soybağının reddi davası açma hakkı bulunmamakta, bu hak ancak kamu yararı veya çocuğun üstün yararı gerektirdiğinde Cumhuriyet savcısı tarafından kullanılabilmektedir. Mahkeme, devletlerin bu tür takdir yetkilerine sahip olmasının kural olarak Sözleşme'ye aykırı olmadığını belirtmektedir. Ancak bu yetki kullanılırken, biyolojik babanın menfaatleri ile çocuğun üstün yararı arasında adil bir denge kurulması ve biyolojik babaya yeterli usuli güvencelerin sağlanması şarttır.
Bunun yanı sıra, Medeni Usul Kanunu kapsamında kişisel ilişki kararlarının icrası ve bu kararlara uymayanlara para cezası uygulanması gibi mekanizmalar bulunmasına rağmen, bu mekanizmaların derhal ve etkin bir şekilde işletilmesi esastır. Mahkeme, aile hukuku uyuşmazlıklarında zamanın geçmesinin telafisi imkansız zararlara yol açabileceğini, bu nedenle yetkili makamların davaları makul sürede sonuçlandırma konusunda olağanüstü bir özen ve sürat yükümlülüğü altında olduğunu, tarafların yargılamayı uzatmaya yönelik eylemlerinin devletin bu pozitif yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağını açıkça vurgulamaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini çok yönlü olarak ele almıştır. İlk olarak, savcılık tarafından açılan soybağının reddi davasında, başvurucunun yargılamaya üçüncü kişi sıfatıyla müdahil olarak katılmasına izin verilmemesi büyük bir usuli eksiklik olarak tespit edilmiştir. Başvurucunun yasal bir hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın tamamen dışında bırakılması, kendi çocuklarıyla hukuki bir bağ kurma imkanından yoksun kalmasına neden olmuş ve adil yargılanma standartlarını zedelemiştir.
İkinci olarak Mahkeme, savcılığın babalığın reddi davasını açması için kanunda öngörülen herhangi bir azami süre sınırının bulunmamasını eleştirmiş, başvurucunun resmi talebinden ancak iki yılı aşkın bir süre sonra davanın açılabilmiş olmasını makul bulmamıştır. Üçüncü olarak, yargılama sürecindeki olağanüstü gecikmeler dikkate alınmıştır. Çocuklara kayyım atanması sürecinin yıllar alması ve annenin yasal kocasıyla birlikte davayı kasıtlı olarak uzatmaya yönelik usuli eylemlerde bulunması karşısında, yerel mahkemelerin süreci hızlandıracak etkili ve disiplinli adımlar atmadığı görülmüştür. Bu ağır gecikmeler sonucunda çocuklar reşit olmuş ve başvurucunun babalığını yasal olarak tesis etme imkanı fiilen ortadan kalkmıştır.
Dördüncü olarak, kişisel ilişki kurulmasına yönelik süreçler detaylıca incelenmiştir. Mahkeme, ilk derece mahkemesinin nihai bir kişisel ilişki kararı vermesinin neredeyse dört yıl sürdüğünü, bu karara uymayanlara para cezası uygulanması sürecinin ise yine yıllarca sürüncemede bırakıldığını tespit etmiştir. Yetkili makamlar, çocuklar reşit olana kadar başvurucu ile çocukları arasında herhangi bir fiili temasın sağlanmasını başaramamıştır. Yargılama süresince tarafların itiraz ve engellemeleri bahane edilerek devletin pozitif yükümlülüklerinden kaçınamayacağı vurgulanmıştır.
Tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, yerel makamların süreci makul bir sürede yürütmekte yetersiz kaldığı, başvurucuya yeterli usuli güvenceleri sağlamadığı ve aile hayatına saygı hakkını korumak için gerekli proaktif adımları atmadığı sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak AİHM, başvurucunun aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ve başvurucuya manevi tazminat ödenmesi yönünde karar vermiştir.