Anasayfa/ Karar Bülteni/ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Ayala Flores - İtalya Kararı 16803/21 B.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Ayala Flores - İtalya Kararı 16803/21 B.

Bu karar, imar mevzuatına ve inşaat yasaklarına aykırı olarak inşa edilen yapıların yıkılması sürecinde, kişilerin konut hakkının nasıl değerlendirileceği konusunda önemli bir hukuki zemin sunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, çevresel riskler ile sismik tehlike barındıran bölgelerde yasadışı yollarla inşa edilen konutların yıkımının kamu düzeni ve güvenliği açısından gerekli olabileceğini, ancak bu işlemin gerçekleştirilmesi sırasında bireyin barınma hakkının ve kişisel durumunun orantılılık ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. İlgili yargı kararında, ulusal mahkemelerin yıkım işleminin sonuçlarını başvurucunun özel durumu ışığında yeterince incelediği ve kamu yararı ile bireysel haklar arasında adil bir denge kurduğu sonucuna varılmıştır.
search
8 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 16803/21
Karar Tarihi 23.10.2025
Taraflar Ayala Flores - İtalya
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki HUDOC

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Kaçak yapıların yıkımı kamu güvenliğini sağlamayı amaçlar.
  • gavel Bilinçli ihlallerde bireyin konut koruma talebi zayıflar.
  • gavel Sismik risk taşıyan bölgelerde idarenin takdir yetkisi geniştir.
  • gavel Yıkım kararları bireysel durumlarla orantılı olarak değerlendirilmelidir.
  • gavel Soyut itirazlar idari yıkım kararını durdurmak için yetersizdir.

Bu karar, imar mevzuatına ve inşaat yasaklarına aykırı olarak inşa edilen yapıların yıkılması sürecinde, kişilerin konut hakkının nasıl değerlendirileceği konusunda önemli bir hukuki zemin sunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, çevresel riskler ile sismik tehlike barındıran bölgelerde yasadışı yollarla inşa edilen konutların yıkımının kamu düzeni ve güvenliği açısından gerekli olabileceğini, ancak bu işlemin gerçekleştirilmesi sırasında bireyin barınma hakkının ve kişisel durumunun orantılılık ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. İlgili yargı kararında, ulusal mahkemelerin yıkım işleminin sonuçlarını başvurucunun özel durumu ışığında yeterince incelediği ve kamu yararı ile bireysel haklar arasında adil bir denge kurduğu sonucuna varılmıştır.

Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu karar, yasadışı yapılaşmaya karşı alınan idari ve cezai tedbirlerin uygulanmasında devletlerin sahip olduğu geniş takdir yetkisini teyit etmektedir. Özellikle deprem riski veya özel çevre koruma statüsü bulunan alanlarda inşa edilen binalara yönelik yıkım kararlarının, sadece mevzuata aykırılık temelinde değil, aynı zamanda olası can ve mal kayıplarını önleme amacı güttüğü kabul edilmektedir. İlerideki benzer uyuşmazlıklarda, yıkım kararlarına itiraz eden kişilerin, yaşlılık, yoksulluk veya alternatif barınma imkanının olmaması gibi özel durumlarını ulusal mahkemeler önünde somut ve detaylı bir şekilde delillendirmesi gerektiği, aksi takdirde yüzeysel ve genel itirazların yıkım işlemini durdurmaya yetmeyeceği açıkça ortaya konulmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

İtalya'nın Procida adasında yaşayan Elisabeth Ayala Flores isimli başvurucu, sismik hareket riski bulunan ve çevresel olarak koruma altındaki bir alanda inşaat yasaklarına aykırı biçimde bir yapı inşa etmiştir. Bu yasadışı yapılaşma nedeniyle hakkında cezai işlem başlatılmış ve söz konusu yapının yıkılmasına karar verilmiştir. Başvurucu, yıllardır bu binada yaşadığını, maddi durumunun yetersiz olduğunu, dul ve yalnız yaşadığını belirterek evinin yıkılmasının durdurulmasını idari ve adli makamlardan talep etmiştir. İtalyan mahkemeleri, yapının bulunduğu alanın taşıdığı tehlikeleri ve kamu düzenini göz önünde bulundurarak yıkım kararını hukuka uygun bulmuştur. Bunun üzerine başvurucu, tek evi olan bu yapının yıkılmasının konut hakkına haksız ve orantısız bir müdahale olduğunu, bireysel mağduriyetinin yargı mercilerince göz ardı edildiğini ileri sürerek İtalya devletine karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş ve yıkım kararının orantısızlığının tespit edilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan yasal dayanak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8 kapsamında düzenlenen özel hayata ve aile hayatına, konuta ve haberleşmeye saygı hakkıdır. Mahkeme içtihatlarına göre, "konut" kavramı sadece hukuka uygun olarak inşa edilmiş veya işgal edilmiş mekanlarla sınırlı tutulmamaktadır. Bireyin belirli bir yerle yeterli ve sürekli bir fiziksel bağlantısının bulunması, o mekanın idari açıdan hukuki statüsünden bağımsız olarak konut sayılması için yeterli kabul edilmektedir. Dolayısıyla, kaçak yapıların yıkılması kararı da doğrudan doğruya bireyin konut hakkına yönelik bir müdahale teşkil etmektedir.

Bununla birlikte, konut hakkı mutlak bir hak niteliği taşımaz. Kamu güvenliğini sağlamak, çevreyi korumak, düzeni tesis etmek ve suç işlenmesini önlemek gibi meşru amaçlarla bu hakka müdahale edilebilir. Yerleşik uluslararası içtihat prensipleri uyarınca, devletlerin sismik risk taşıyan veya çevresel koruma altında olan bölgelerde yapılaşmayı denetleme ve tehlike arz eden binaları yıkma konusunda geniş bir takdir marjı bulunmaktadır. Ancak bu takdir yetkisi kullanılırken, idarenin aldığı yıkım kararının demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve hedeflenen amaçla orantılı olması şarttır.

Ulusal mahkemeler, yıkım kararının birey üzerindeki etkilerini incelemek, kişinin yaşı, maddi durumu ve alternatif barınma olanakları gibi bireysel koşullarını göz önünde bulundurarak kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir menfaat dengesi kurmakla yükümlüdür. Ne var ki, hukukun açıkça yasakladığı alanlarda bilinçli olarak kaçak yapı inşa eden kişilerin, bu yapıların yıkılmasını engelleme yönündeki hukuki koruma taleplerinin oldukça zayıf olduğu ilkesi benimsenmiştir. Devletlerin, potansiyel doğal afetler karşısında can güvenliğini koruma yükümlülüğü, bireyin yasadışı barınma alanını sürdürme ihtiyacına kıyasla daha üstün bir kamu yararı barındırmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda başvurucunun yasadışı olarak inşa ettiği ve sonrasında etrafını çitle çevirip çeşitli eklemeler yaparak yaşam alanına dönüştürdüğü yapının, hukuki statüsüne bakılmaksızın başvurucunun konutu olduğuna kanaat getirmiştir. Dolayısıyla, yıkım kararının icrası Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8 kapsamında konut hakkına yönelik bir müdahale olarak değerlendirilmiş ve dosya bu çerçevede incelenmiştir.

Mahkeme, söz konusu yapının sismik risk taşıyan ve özel çevresel koruma statüsüne sahip bir bölgede, inşaat yasağına açıkça aykırı şekilde inşa edildiğini vurgulamıştır. Yıkım kararının, çevrenin korunması ve muhtemel bir deprem riskine karşı kamu güvenliğinin sağlanması gibi son derece meşru amaçlar taşıdığı tespit edilmiştir. Mahkeme, ulusal yargı mercilerinin başvurucunun ileri sürdüğü iddiaları değerlendirdiğini, başvurucunun tek evi olduğuna ve maddi durumunun yetersizliğine dair beyanlarının dikkate alındığını, ancak bu beyanların yıkım kararını durduracak kadar ikna edici somut delillerle desteklenmediğini gözlemlemiştir.

Dosya kapsamından başvurucunun, yerel mahkemeler önünde özel durumuna veya yaşlılık ve yoksulluk gibi hassasiyetlerine dair detaylı bir kanıt sunmadığı, sadece genel ve soyut iddialarda bulunduğu anlaşılmıştır. Mahkeme, yasakları bilinçli olarak ihlal edip yasadışı yapı inşa eden kişilerin, sonradan bu yapının yıkılmaması için ileri sürdükleri kişisel gerekçelerin hukuken zayıf kaldığını belirtmiştir. Devletin, olası bir depremde yıkılarak can kaybına yol açabilecek veya hassas ekolojik çevreye zarar verebilecek kaçak yapıları ortadan kaldırma yönündeki pozitif yükümlülüğünün, başvurucunun yasadışı konutta kalmaya devam etme menfaatinden çok daha ağır bastığı sonucuna varılmıştır. Tüm bu değerlendirmeler ışığında, İtalyan mahkemelerinin kamu yararı ile başvurucunun konut hakkı arasında adil bir denge kurduğu, takdir yetkilerini aşmadıkları ve orantılılık ilkesine riayet ettikleri belirlenmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Birinci Bölümü, başvurucunun konut hakkına yönelik müdahalenin orantılı olduğu ve ihlal bulunmadığı yönünde karar vermiştir.

Tek evim olan kaçak yapıyı devlet doğrudan yıkabilir mi? expand_more
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında, bir mekanın idari açıdan hukuki statüsünden bağımsız olarak bireyle yeterli ve sürekli bir fiziksel bağlantısı varsa o yer "konut" sayılır ve yıkım kararı konut hakkına müdahale teşkil eder. Ancak konut hakkı mutlak bir hak niteliği taşımaz ve kamu güvenliğini sağlamak, çevreyi korumak veya düzeni tesis etmek gibi meşru amaçlarla bu hakka müdahale edilebilir. Devletlerin sismik risk taşıyan veya çevresel koruma altında olan bölgelerde yapılaşmayı denetleme ve tehlike arz eden binaları yıkma konusunda geniş bir takdir marjı bulunmaktadır. Dolayısıyla, alınan yıkım kararının demokratik bir toplumda zorunlu bir ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması şartıyla devlet, tek eviniz dahi olsa kaçak yapıyı yıkabilir.
Yaşlı ve yoksul olmam, kaçak evimin yıkılmasını engeller mi? expand_more
Ulusal mahkemeler, yıkım kararını verirken kişinin yaşı, maddi durumu ve alternatif barınma olanakları gibi bireysel koşullarını göz önünde bulundurarak kamu yararı ile adil bir menfaat dengesi kurmakla yükümlüdür. Ne var ki, hukukun açıkça yasakladığı alanlarda bilinçli olarak kaçak yapı inşa eden kişilerin, bu yapıların yıkılmasını engelleme yönündeki koruma talepleri oldukça zayıf kabul edilmektedir. Yıkım kararına itiraz eden kişilerin, yaşlılık, yoksulluk veya alternatif barınma imkanının olmaması gibi özel durumlarını ulusal mahkemeler önünde somut ve detaylı bir şekilde delillendirmesi şarttır. Dosyaya sunulan beyanların sadece genel ve soyut iddialardan ibaret kalması, idari yıkım kararını durdurmak için yetersiz kalmaktadır.
Deprem riskli bölgeye yaptığım kaçak ev için hak iddia edebilir miyim? expand_more
Sismik tehlike barındıran veya özel çevre koruma statüsü bulunan alanlarda inşa edilen binalara yönelik yıkım kararları, sadece yasal mevzuata aykırılık temelinde değil, doğrudan olası can ve mal kayıplarını önleme amacı güdülerek icra edilmektedir. Devletin potansiyel doğal afetler karşısında can güvenliğini koruma yönündeki pozitif yükümlülüğü, bireyin yasadışı barınma alanını sürdürme ihtiyacına kıyasla çok daha üstün bir kamu yararı barındırmaktadır. Yasakları bilinçli olarak ihlal edip bu tür riskli bölgelerde yasadışı yapı inşa eden kişilerin, sonradan bu yapının yıkılmaması için ileri sürdükleri kişisel gerekçeler hukuken çok zayıf kalmaktadır.
AİHM, emsal kararda kaçak evin yıkılmasını nasıl değerlendirdi? expand_more
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, İtalya'ya karşı açılan davada, yasadışı yollarla sismik riskli bir bölgeye inşa edilen yapı için verilen yıkım kararının orantılı olduğunu tespit etmiş ve hak ihlali bulunmadığına hükmetmiştir. Mahkeme, başvurucunun yoksulluk ve yaşlılık iddialarının ulusal mahkemelerce değerlendirildiğini ancak yıkım kararını durduracak nitelikte ikna edici somut delillerle ispatlanmadığını gözlemlemiştir. Sonuç olarak, devletin olası bir depremde yıkılarak can kaybına yol açabilecek veya çevreye zarar verebilecek yapıları ortadan kaldırma yükümlülüğünün, kişinin konutunda yaşamaya devam etme menfaatinden daha ağır bastığı ve yıkım işleminde kamu yararı ile bireysel haklar arasında adil bir denge kurulduğu karara bağlanmıştır.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir