Karar Bülteni
AİHM AYHAN AYKAÇ BN. 31226/09
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 2. Bölüm |
| Başvuru No | 31226/09 |
| Karar Tarihi | 09.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Avukatsız alınan ifadeler mahkûmiyete esas alınamaz.
- Savunma hakkının kısıtlanması adil yargılanmayı ihlal eder.
- Tanıkları duruşmada sorgulama imkanı sanığa tanınmalıdır.
- Tek taraflı deklarasyonlar iç hukukta uygulanmalıdır.
Bu karar, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından olan müdafii yardımından yararlanma ve tanık sorgulama haklarının ihlali ile tek taraflı hükümet deklarasyonlarının iç hukuktaki bağlayıcılığı açısından büyük bir önem taşımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, devletin tek taraflı bir deklarasyonla ihlali kabul edip yargılamanın yenilenmesi taahhüdünde bulunmasına rağmen, yerel mahkemelerin bu talebi reddetmesi üzerine düşürdüğü davayı istisnai bir şekilde yeniden listesine almıştır. Bu durum, AİHM'in verdiği düşme kararlarının ardından iç hukukta verilen sözlerin tutulmamasının, uluslararası düzeyde başvurunun canlandırılmasına yol açacağını açıkça göstermektedir.
Öte yandan karar, Devlet Güvenlik Mahkemeleri döneminde uygulanan avukatsız ifade alma pratiğinin doğurduğu yapısal sorunları bir kez daha göz önüne sermektedir. Mahkeme, avukatsız ortamda elde edilen ikrarların mahkûmiyete esas alınmasının savunma hakkını telafisi imkansız şekilde zedelediğini vurgulamaktadır. Ayrıca, sanık aleyhine beyanda bulunan tanıkların, sanığın veya avukatının katılımı olmadan istinabe (talimat) yoluyla başka mahkemelerde dinlenmesi ve bu ifadelerin karara dayanak yapılması, adil yargılanma ilkesinin açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir. Emsal nitelikteki bu karar, AİHM önündeki taahhütlerin iç hukukta titizlikle uygulanması gerektiğine dair tüm yerel mahkemelere çok güçlü bir mesaj vermektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Olay, 2000 yılında başvuranın yasadışı bir örgüte üye olduğu şüphesiyle gözaltına alınmasıyla başlamıştır. Gözaltı sürecinde yürürlükteki kanunlar gereği avukatıyla görüşmesine izin verilmeyen başvuran, polise bazı suçlamaları kabul ettiği bir ifade vermiş, ancak sonrasında bu ifadeyi işkence altında verdiğini belirterek reddetmiştir. Yargılama sırasında ise, başvuran aleyhine ifade veren birçok tanık duruşmaya getirilmemiş, ifadeleri yaşadıkları şehirlerdeki mahkemeler aracılığıyla yazılı olarak alınmıştır. Başvuran, avukatsız alınan ifadelerinin ve yüzleşemediği tanık beyanlarının ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına gerekçe yapılmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Türkiye, AİHM önünde ihlali kabul edip yeniden yargılama yolunun açık olduğuna dair tek taraflı bir deklarasyon sunmuş ve AİHM davayı düşürmüştür. Ancak yerel mahkemelerin yeniden yargılama talebini reddetmesi üzerine, başvuranın talebiyle dava AİHM tarafından tekrar görülmeye başlanmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuruyu incelerken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen Madde 6 § 1 ve savunma haklarını düzenleyen Madde 6 § 3 (c) ile Madde 6 § 3 (d) hükümlerini temel almıştır.
Olay tarihinde yürürlükte olan mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve 3842 sayılı Kanun uyarınca, Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin görev alanına giren suçlarda şüphelilerin gözaltında avukata erişim hakkı kısıtlanmaktaydı. AİHM'in yerleşik Salduz ve Beuze içtihatlarına göre, avukata erişim hakkının sistemli bir şekilde kısıtlanması ve bu kısıtlama altında elde edilen ifadelerin mahkûmiyete esas alınması, yargılamanın bütününe onarılamaz bir zarar vermektedir. Her ne kadar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 148/4 avukat hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifadenin, hâkim önünde doğrulanmadıkça hükme esas alınamayacağını düzenlese de, somut olayda yerel mahkemeler bu dışlama kuralını uygulamamıştır.
Tanık sorgulama hakkı yönünden ise AİHM, Schatschaschwili ve Al-Khawaja ve Tahery içtihatlarında belirlenen testleri uygulamaktadır. Buna göre; tanığın duruşmaya katılmaması için geçerli bir neden olup olmadığı, okunan ifadesinin mahkûmiyet için tek veya belirleyici delil niteliği taşıyıp taşımadığı ve savunma tarafının dezavantajını dengeleyecek yeterli usuli güvencelerin sağlanıp sağlanmadığı incelenir. İstinabe yoluyla tanık dinlenmesi, sanığın tanığı çapraz sorguya çekme hakkını elinden alıyorsa, adil yargılanma hakkı ihlal edilmiş kabul edilir. Ayrıca, Sözleşme'nin Madde 37 hükmü gereği, hükümetin tek taraflı deklarasyonu üzerine düşürülen davalar, verilen taahhütlerin (örneğin 5271 sayılı Kanun m. 311/1-f kapsamında yargılamanın yenilenmesi) iç hukukta yerine getirilmemesi halinde AİHM listesine tekrar alınabilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
AİHM, somut olayda hükümetin tek taraflı deklarasyonu üzerine daha önce düşürülen davayı, yerel mahkemelerin 5271 sayılı Kanun m. 311/1-f hükmünün açık lafzına rağmen yargılamanın yenilenmesi talebini reddetmesi nedeniyle istisnai bir durum olarak yeniden listesine almıştır. Bu durum, AİHM kararlarının ve hükümet taahhütlerinin iç hukukta pratik bir etki yaratmamasının doğrudan bir sonucudur.
Esasa yönelik incelemesinde AİHM, başvuranın gözaltındayken avukata erişiminin kanuni bir zorunlulukla engellendiğini ve bu kısıtlamayı haklı kılacak hiçbir zorlayıcı nedenin Hükümet tarafından sunulamadığını tespit etmiştir. Başvuranın avukat olmaksızın verdiği ifadeler, daha sonra savcılık ve hâkimlik aşamalarında kendisi tarafından reddedilmesine rağmen, anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs suçundan kurulan ceza hükmünün merkezinde yer almıştır. Yerel mahkemeler, avukatsız alınan bu beyanların savunma hakları üzerindeki etkisini değerlendirmemiş ve yasal dışlama kurallarını uygulamamıştır. AİHM, avukatsız alınan bu ilk ifadelerin yüksek bir ispat değeri taşıdığını ve yargılamanın bütününe telafisi imkansız bir zarar verdiğini belirlemiştir.
Ayrıca tanıkların sorgulanması meselesinde, başvuran aleyhine ifade veren birçok tanık mahkeme huzuruna getirilmemiş, ifadeleri istinabe yoluyla başka şehirlerdeki mahkemelerce alınmıştır. AİHM, bu tanıkların duruşmada bizzat dinlenmemesi için geçerli bir gerekçe sunulmadığını saptamıştır. Sanığa, kendisi aleyhine ifade veren kişileri bizzat veya avukatı aracılığıyla çapraz sorguya çekme imkânı verilmemesi ve alternatif usuli güvencelerin sağlanmaması, tanık ifadelerinin mahkûmiyette taşıdığı önemli ağırlıkla birleştiğinde adil yargılanma hakkını onarılamaz biçimde zedelemiştir.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuranın gözaltındayken avukata erişim hakkının kısıtlanması, bu şekilde alınan ifadelerin mahkûmiyette kullanılması ve aleyhe olan tanıkları sorgulama imkânından yoksun bırakılması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.