Anasayfa Karar Bülteni AYM | Mustafa Yarar ve Tuğba Yarar | BN....

Karar Bülteni

AYM Mustafa Yarar ve Tuğba Yarar BN. 2021/55398

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü
Başvuru No 2021/55398
Karar Tarihi 02.10.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmelidir.
  • Hükme esas raporlar taraflara tebliğ edilmelidir.
  • Esaslı itirazların karşılanmaması gerekçeli hakkı ihlalidir.

Bu karar, idari yargı mercilerinin önüne gelen tıbbi ihmal (malpraktis) ve hizmet kusuru iddialarını incelerken bilirkişi raporlarını nasıl değerlendirmesi ve yargılama sürecine nasıl dâhil etmesi gerektiği hususunda hukuken kritik bir öneme sahiptir. Karar, uyuşmazlığın esasına doğrudan etki eden ve hükme mutlak dayanak teşkil eden bilirkişi raporlarının davanın taraflarına tebliğ edilmemesinin, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerini temelden sarstığını ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, dava dosyasında bulunan farklı resmî kurumlar tarafından hazırlanmış raporlar arasında açık çelişkiler bulunmasına rağmen, bu çelişkilerin giderilmesi yönünde ek bir inceleme veya araştırma yapılmaksızın tek bir raporun mutlak doğru kabul edilerek davanın reddedilmesi, adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkının ağır bir ihlali olarak değerlendirilmiştir.

Benzer tam yargı ve tazminat davalarında bu kararın emsal etkisi oldukça güçlüdür. Uygulamada mahkemelerin, özellikle sağlık hizmetlerinin sunumundan kaynaklanan zararların tazmini istemiyle açılan davalarda, salt bir uzman kurumun raporuna dayanarak hüküm kurma pratiği sıklıkla görülmektedir. Ancak Anayasa Mahkemesi bu içtihadıyla, mahkemelerin söz konusu raporları eleştirel bir gözle incelemekle ve raporlar arasında var olan bilimsel ile teknik nitelikteki çelişkileri gidermekle yükümlü olduğu prensibini yerleşik hâle getirmektedir. Ayrıca, tarafların yargılama dosyasına giren her türlü evraktan haberdar olma ve bunlara karşı kendi argümanlarını ileri sürme hakkının mahkemelerce keyfî olarak engellenemeyeceği vurgulanarak, usul güvencelerinin idari yargı pratiğindeki hayati rolü bir kez daha tescillenmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Tuğba Yarar, doğum belirtileri üzerine hastaneye başvurmuş, suni sancı verilmesine rağmen normal doğumun gerçekleşmemesi ve bebeğin kalp ritminin bozulması üzerine acil sezaryen ameliyatına alınmıştır. Anne karnında kendi dışkısını yutan bebek, mekonyum aspirasyon sendromu tanısıyla yenidoğan yoğun bakım ünitesine alınmış ancak tüm müdahalelere rağmen aynı gün vefat etmiştir. Acılı aile, bebeklerinin ölümünde hastanenin ve hekimlerin ağır hizmet kusuru bulunduğu gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat talebiyle idare mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. İdare mahkemesi, Adli Tıp Kurumunun hastane personelini kusursuz bulan raporuna dayanarak davayı reddetmiştir. Ancak aile, söz konusu Adli Tıp Kurumu raporunun kendilerine yargılama boyunca hiç tebliğ edilmediğini, dahası dosyada bulunan diğer bir otopsi raporuyla bu rapor arasında ciddi çelişkiler olduğunu, eksiklikler ve çelişkiler giderilmeden davanın usule aykırı olarak reddedildiğini belirterek hak ihlali iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözümlerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan gerekçeli karar hakkı üzerinde durmuştur. Gerekçeli karar hakkı, mahkemelerin verdikleri kararların davanın temel maddi ve hukuki sorunlarını, taraflarca ileri sürülen iddia ve savunmaları şüpheye yer bırakmayacak şekilde delillerle ilişkilendirerek açıklamasını zorunlu kılar. Bu anayasal zorunluluk, uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz, yüzeysel veya kalıplaşmış değerlendirmelerle geçiştirilemez.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, yargılamayı yapan mahkeme kararlarında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe bulunmadığı hâllerde, kişilerin ileri sürdüğü esaslı itirazların kanun yolu mercileri tarafından da gerekçeli ve doyurucu bir şekilde karşılanması şarttır. İlk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu aşamasında ileri sürülebilen nitelikteki kritik iddia ve itirazların, istinaf makamlarınca da bütünüyle yanıtsız bırakılması, gerekçeli karar hakkının doğrudan ihlaline vücut vermektedir.

Ayrıca uyuşmazlığın çözümünde başvurulan evrensel hukuk standartları ve usul güvenceleri bağlamında, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri büyük bir önem taşır. Çelişmeli yargılama ilkesi, davanın taraflarına dosyaya sunulan tüm delilleri, mütalaaları ve özellikle mahkemenin kararına esas teşkil edecek nitelikteki bilirkişi raporlarını inceleme, bunlara karşı kendi argümanlarını ve itirazlarını bildirme imkânının pratik, etkin bir biçimde sunulmasını emreder. Karara dayanak teşkil eden uzman raporlarının tarafların bilgisi ve denetimi dışında tutularak doğrudan hükme esas alınması, adil yargılanma hakkının temel felsefesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut uyuşmazlıkta, başvurucuların bebeklerinin ölümü nedeniyle idareye karşı açtıkları tam yargı davasını reddeden ilk derece idare mahkemesinin temel dayanak noktası, Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından düzenlenen raporda yer alan tespitler olmuştur. İdare mahkemesi, yaşanan elim ölüm olayında idarenin ve sağlık personelinin herhangi bir kusuru olmadığının ATK tarafından tespit edildiğini belirterek davayı doğrudan reddetmiştir. Ne var ki, dava dosyası kapsamında yer alan Adana Adli Tıp Grubu Başkanlığı tarafından düzenlenen rapor ile hükme esas alınan ATK raporu arasında bebeğin ölüm nedeni, uygulanan tıbbi müdahaleler ve sürece ilişkin belirgin çelişkiler mevcuttur.

Mahkeme, karara dayanak yaptığı rapordaki bu ciddi çelişkilerin neden kaynaklandığını kararda tartışmamış, bu hayati çelişkiyi giderecek hiçbir ek araştırma veya inceleme yapmamıştır. Yalnızca ATK raporundaki sonuç kısmını mutlak doğru kabul ederek davanın reddine hükmetmiştir. Oysa olaya ilişkin idari soruşturma boyutunda Danıştay Birinci Dairesi, söz konusu ATK raporundaki tespitler ile ulaşılan sonucun uyumlu olmadığını, raporun bizzat çelişkili olduğunu ve bu nedenle hekimler hakkında eksik incelemeyle karar verilemeyeceğini açıkça tespit etmiştir.

Öte yandan, yargılama sürecindeki en büyük eksikliklerden biri de mahkemenin uyuşmazlığın esasına yönelik temel tespitler içeren ATK raporunu başvuruculara tebliğ etmemiş olmasıdır. Başvurucular, davanın sonucunu belirleyen bu rapordan ancak ret kararı kendilerine tebliğ edildiğinde haberdar olabilmiştir. Başvuruculara, ATK raporunu incelemeleri, rapordaki eksiklik veya hatalara karşı yorumda ve itirazda bulunabilmeleri için etkin bir usuli imkân tanınmamıştır. İdare mahkemesi raporun neden tebliğ edilmediğini açıklamadığı gibi, istinaf aşamasında bu usulsüzlük başvurucular tarafından açıkça dile getirilmesine rağmen Bölge İdare Mahkemesi de bu hususta hiçbir değerlendirme yapmadan kanun yolu başvurusunu reddetmiştir. Söz konusu ihlaller silsilesi, olaydaki kusur oranının her türlü şüpheden uzak bir biçimde ortaya konulmasını bütünüyle engellemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, yargılama sürecinin bir bütün olarak değerlendirilmesi neticesinde Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: