Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | A.Ö. ve Diğerleri | BN. 2022/58392

Karar Bülteni

AYM A.Ö. ve Diğerleri BN. 2022/58392

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2022/58392
Karar Tarihi 10.12.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Beraat kararı tutuklamayı hukuka aykırı kılar.
  • Haksız tutuklamada manevi tazminat yeterli olmalıdır.
  • Tazminat tutarı AYM emsallerinin çok altında kalamaz.
  • Uzun yargılama şikayetlerinde komisyon yolu tüketilmelidir.

Bu karar, ceza yargılamaları sonucunda beraat eden veya haklarında takipsizlik (kovuşturmaya yer olmadığına dair karar) verilen vatandaşların, haksız yere gözaltında veya tutuklu kaldıkları süreler için devletten talep ettikleri manevi tazminatların belirlenmesi açısından büyük bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, yerel mahkemelerin (ağır ceza mahkemeleri) tazminat belirlerken sınırsız ve keyfî bir takdir yetkisine sahip olmadığını, hükmedilecek miktarların Anayasa Mahkemesinin kendi içtihatlarıyla belirlediği emsal tazminat tarifeleriyle uyumlu olması gerektiğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Karar, devletin haksız tutuklama nedeniyle bireylere ödeyeceği tazminatların sembolik rakamlarda kalamayacağını, özgürlükten yoksun bırakılan kişinin yaşadığı manevi çöküntüyü ve mağduriyeti gerçekten telafi edecek adil, hakkaniyetli ve tatmin edici bir düzeyde olması gerektiğini hukuken tescillemektedir.

Bunun yanı sıra karar, yargı sistemimizdeki güncel yasal değişikliklerin uygulamaya nasıl yansıyacağını da göstermesi bakımından emsal teşkil etmektedir. Özellikle makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yönelik artan şikayetlerin çözümü için, yeni yasal düzenlemelerle yetkileri genişletilen Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun zorunlu ve öncelikli bir adım olduğu kesin biçimde vurgulanmıştır. Bu durum, benzer uzun yargılama şikayetleri olan avukatlar ve vatandaşlar için Anayasa Mahkemesinden önce mutlak surette işletilmesi gereken idari çözüm yolunu işaret etmekte olup, usul hukuku açısından kritik bir yol gösterici nitelik taşımaktadır. Böylelikle Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurunun ikincillik vasfını koruyarak, temel hak ihlallerinin öncelikle derece mahkemeleri ve kurulan idari komisyonlar vasıtasıyla çözülmesini hedeflemektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, haklarında yürütülen çeşitli ceza soruşturmaları ve kovuşturmaları kapsamında yasal süreçlerin bir parçası olarak farklı sürelerde gözaltına alınmış veya tutuklu olarak ceza infaz kurumlarında kalmışlardır. Ancak bu yargılamalar ve soruşturmalar sonucunda şahıslar suçsuz bulunarak beraat etmiş ya da haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair kesin kararlar verilmiştir. Yaşadıkları bu haksız tutuklama ve gözaltı süreçleri nedeniyle temel hakları olan özgürlüklerinden mahrum kaldıklarını, aile hayatlarının ve mesleki kariyerlerinin derinden sarsıldığını, toplum önünde itibar kaybı yaşayarak hem maddi hem de manevi yönden ağır zararlara uğradıklarını belirten başvurucular, zararlarının karşılanması talebiyle devlet aleyhine tazminat davaları açmıştır.

Ağır ceza mahkemelerinde görülen bu tazminat davalarında yerel mahkemeler, haksız tutuklamanın ve gözaltının varlığını yasal olarak kabul ederek devletin bir miktar tazminat ödemesine karar vermiş olsa da, başvurucular hükmedilen bu tazminat miktarlarının çok düşük, orantısız ve adeta sembolik olduğunu, cezaevinde geçirdikleri günlerin yarattığı psikolojik yıkımı karşılamaktan tamamen uzak kaldığını iddia etmişlerdir. Başvurucular ayrıca, hem ceza yargılaması hem de sonrasındaki tazminat davası süreçlerinin hukuki belirlilik ilkesini zedeleyecek boyutta olağanüstü uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Temel uyuşmazlık, mahkemelerce takdir edilen manevi tazminatların Anayasa'nın gerektirdiği asgari koruma standartlarını karşılayıp karşılamadığı noktasında düğümlenmektedir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkeme, uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak anayasal güvence teşkil eden Anayasa m.19 ve bunun usul hukukundaki yansıması olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 hükümlerini dikkate almıştır. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını düzenleyen Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası, hürriyeti anayasal ilkelere ve kanunlara aykırı olarak kısıtlanan kişilerin uğradıkları her türlü maddi ve manevi zararın devlet tarafından genel hukuk kuralları çerçevesinde ödenmesini güvence altına almaktadır. Bu kural, devletin haksız işlemleri sonucu bireyin uğradığı zararı telafi etme yükümlülüğünün anayasal dayanağıdır.

Bu güvencenin yasadaki doğrudan karşılığı olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya haklarında yargılama neticesinde beraat ya da takipsizlik kararı verilen kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten talep edebileceklerini detaylı olarak düzenlemektedir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, haklarında beraat veya takipsizlik kararı verilen kişilerin yakalama ve tutuklama tedbirleri, sonradan verilen bu lehe kararlarla birlikte geriye dönük olarak tamamen hukuka aykırı hâle gelmekte ve tazminat hakkı doğurmaktadır.

Maddi zarar hesaplanırken kişinin mal varlığındaki fiilî azalma veya yoksun kalınan kâr dikkate alınır ve haksız tedbir ile zarar arasında mutlak bir illiyet bağı aranır. Manevi tazminat miktarı belirlenirken ise kişinin sosyal ve ekonomik durumu, mesleki ve toplumsal konumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklu kaldığı sürenin uzunluğu ve olayın kişi üzerinde bıraktığı olumsuz psikolojik etkiler bütüncül olarak dikkate alınmalıdır. Yerel mahkemelerin tazminat miktarını belirlemede takdir yetkisi bulunsa da, hükmedilen tutarın Anayasa Mahkemesinin benzer ihlallerde ödenmesine karar verdiği emsal tazminat miktarlarına göre kayda değer ölçüde düşük olmaması gerekir.

Diğer yandan, yargılamaların uzun sürmesinden kaynaklanan makul sürede yargılanma hakkı ihlallerine ilişkin olarak 6384 sayılı Kanun ve 7499 sayılı Kanun ile getirilen yeni usul kuralları uyarınca, yargılamaların uzamasından kaynaklı şikayetlerin Anayasa Mahkemesinden önce Adalet Bakanlığı bünyesindeki Tazminat Komisyonuna yöneltilmesi zorunlu kılınmıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda Anayasa Mahkemesi, incelemesine başlarken öncelikle ağır ceza mahkemelerinin tutuklama ve gözaltı işlemlerinin haksızlığını kabul edip başvurucular lehine tazminata hükmetmiş olmasını dikkate almıştır. İhlalin yerel mahkemelerce de tespit edilmiş olması sebebiyle, Anayasa Mahkemesinin bu aşamadaki görevinin yalnızca hükmedilen tazminat miktarlarının anayasal standartlar çerçevesinde yeterliliğini denetlemek olduğu vurgulanmıştır. Mahkemece yapılan incelemede, maddi tazminat taleplerinin reddedilmesi veya kabul edilen miktarlar yönünden yerel mahkeme kararlarında açık bir keyfîlik veya bariz bir takdir hatası bulunmadığı, ağır ceza mahkemelerinin maddi zararı tespit etmede daha iyi konumda olduğu ifade edilmiştir.

Ancak manevi tazminat boyutunda durum Anayasa Mahkemesi tarafından oldukça farklı değerlendirilmiştir. Ağır ceza mahkemeleri tarafından başvurucular lehine hükmedilen manevi tazminat tutarlarının, Anayasa Mahkemesinin benzer nitelikteki olaylar için adil tatmin sağlamak amacıyla kendi belirlediği standart tazminat tutarlarının son derece altında kaldığı saptanmıştır. Mahkemenin referans aldığı tablolara göre 2016 yılı için günlük asgari 300 TL, 2020-2021 yılları için günlük asgari 600 TL ve 2024 yılı için günlük asgari 2.970 TL tutuklama tazminatı alt sınırları belirlenmişken, yerel mahkemelerin verdiği kararların bu emsallerin çok gerisinde kaldığı gözlemlenmiştir. Mahkeme, bu derece düşük ve orantısız manevi tazminatlara hükmedilmesinin, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının gerektirdiği güvenceleri tamamen etkisizleştirdiğini ve zararın telafisi işlevini boşa çıkardığını belirterek Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Başvurucuların, yargılama ve tazminat süreçlerinin çok uzun sürdüğüne yönelik makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiaları bakımından ise son yasal değişiklikler hatırlatılmıştır. Yeni düzenlemelerle yetkisi genişletilen Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun etkili bir iç hukuk yolu olduğu ve başvurucuların bu iddialarını öncelikle anılan komisyon önüne taşımaları gerektiği belirtilmiştir. Bu tüketilmesi zorunlu olan olağan hukuk yolu kullanılmadan yapılan bireysel başvuruların Anayasa Mahkemesince incelenmesinin kanunen mümkün olmadığı altı çizilerek ifade edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, yetersiz manevi tazminat ödenmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği ve yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: