Anasayfa Karar Bülteni AYM | Avni Cumhur Yamanok | BN. 2021/20445

Karar Bülteni

AYM Avni Cumhur Yamanok BN. 2021/20445

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2021/20445
Karar Tarihi 10.12.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Bilirkişi raporuyla belirlenen miktar ıslah edilebilir.
  • Islahın reddi mahkemeye erişim hakkını ihlal eder.
  • Katı zamanaşımı yorumu hak arama hürriyetini engeller.

Bu karar, iş hukuku pratiğinde sıklıkla karşılaşılan belirsiz alacak ve kısmi davalarda ıslah kurumunun zamanaşımı ile ilişkisine dair son derece kritik bir anayasal güvence getirmektedir. İşçilik alacaklarının tam miktarının davanın başında işçi tarafından kesin olarak bilinmesinin beklenemeyeceği, teknik hesaplama ve bilirkişi incelemesi gerektiren durumlarda zamanaşımı süresinin katı bir şekilde yorumlanmasının hakkaniyete aykırı olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından net bir şekilde vurgulanmıştır. Yargılama sürecinde alınan raporlar sonrasında yapılan ıslah işleminin, dava açıldıktan sonra sürenin geçtiği gerekçesiyle zamanaşımına uğradığının kabul edilmesi, Anayasa'nın güvence altına aldığı mahkemeye erişim hakkına yönelik orantısız bir müdahale olarak nitelendirilmiştir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi oldukça güçlüdür. İş mahkemelerinde görülen alacak davalarında, yargılama sürecinin uzaması ve bilirkişi raporlarının geç alınması nedeniyle ıslah taleplerinin zamanaşımı itirazı ile karşılaşması sıklıkla mağduriyet yaratmaktaydı. Anayasa Mahkemesi bu kararıyla, derece mahkemelerinin usul kurallarını aşırı şekilci yorumlamaktan kaçınması gerektiğini ve mahkemeye erişim hakkının özünün korunmasının zorunlu olduğunu ortaya koymuştur. İşçilerin hak kaybına uğramadan alacaklarına kavuşabilmesi adına, geciken raporlar sonrasındaki ıslah taleplerinin süre yönünden reddedilmemesi gerektiği yönündeki bu içtihat, uygulamadaki mahkemeler için bağlayıcı bir rehber niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, işten çıkarılan bir işçinin eski işverenine karşı açtığı işçilik alacakları davasından kaynaklanmaktadır. İşçi, iş sözleşmesinin haksız yere feshedilmesinin ardından kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla mesai, yıllık izin ve ücret farkı gibi çeşitli alacaklarının ödenmesi talebiyle dava açmıştır. Dava başlangıcında alacak miktarlarını tam olarak bilemediği için fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak kısmi bir miktar üzerinden davayı ikame etmiştir. Yargılama sürecinde dosya defalarca bilirkişiye gitmiş ve alacakların net miktarı hesaplanmıştır. İşçi, bu rapora dayanarak talebini artırmak için ıslah dilekçesi vermiştir. Ancak istinaf aşamasında mahkeme, bazı alacak kalemleri (yıllık izin, ücret farkı, harcırah) için beş yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu belirterek, artırılan kısımlar yönünden talebi reddetmiştir. İşçi, bilirkişi raporunun geç alınması nedeniyle ıslah talebinin zamanaşımından reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkını temel almıştır. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelir. Dava açmayı imkânsız kılacak ya da aşırı zorlaştıracak ölçüde kısa olmadıkça, dava açma veya kanun yollarına başvurma için kanunlarda belli sürelerin öngörülmesi hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir. Ancak mahkemelerin, usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları zorunludur.

İşçilik alacaklarının tabi olduğu zamanaşımı süreleri, fesih tarihinde yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre kıdem ve ihbar tazminatı için on yıl, diğer işçilik alacakları (yıllık izin, ücret farkı vb.) için ise beş yıl olarak öngörülmüştür.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre; zararın veya alacağın tamamının yargılamanın başlangıcında bilinmesinin davacıdan beklenemeyeceği, davaya konu zararın tespit edilmesinin belli bir uzmanlık gerektirdiği ve mahkemenin bilirkişi incelemesiyle alacağın miktarını belirleyebildiği uyuşmazlıklarda usul kurallarının esnek yorumlanması gerekir. Dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmuşsa, zamanaşımı süresinin başlangıcının davanın açıldığı tarih dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Davanın ıslah ile arttırılan kısmının sonradan zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedilmesi, kişinin bilirkişi raporuyla belirlenen hakkına kavuşmasını engelleyen orantısız bir müdahaledir. Derece mahkemelerinin bu konudaki kanun hükümlerini yorumlarken, temel hak ve özgürlüklerin özünü zedelemeyecek şekilde hareket etmeleri gerekmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda başvurucunun iş akdinin feshi nedeniyle açtığı alacak davasında, talep edilen alacak miktarlarının davanın açıldığı tarihte davacı tarafından tam ve kesin olarak bilinmesinin mümkün olmadığı tespit edilmiştir. Teknik hesaplama gerektiren bu hususlar, yargılama sırasında olaya ilişkin alınan farklı bilirkişi raporları neticesinde ancak öğrenilebilmiştir. Nitekim uyuşmazlığın çözümü için derece mahkemesi tarafından yargılama sürecinde üç ayrı bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.

Başvurucu, teknik hesaplama gerektiren uyuşmazlık konusu alacak miktarı ancak bilirkişi marifetiyle belirlendikten sonra yasal hakkını kullanarak ıslah talebinde bulunmuş ve dava konusu alacak talebini artırmıştır. Yargılama sürecinde alınan raporların gecikmesi veya davanın uzun sürmesi davacının kusurundan kaynaklanmamaktadır. Birçok defa bilirkişi raporunun alındığı bir davada, davaya konu söz konusu alacak kalemlerinin kesin miktarının başvurucu tarafından davanın en başında bilinebilir olmamasına rağmen, derece mahkemelerinin ıslah ile artırılan bir kısım alacak yönünden başvurucunun talebini beş yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle reddetmesi, başvurucuya şahsi olarak katlanması zor, aşırı bir külfet yüklemiştir.

Anayasa Mahkemesi, bu durumun başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik orantısız bir müdahale oluşturduğunu değerlendirmiştir. Başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfet, hukuki istikrar ve belirlilik gibi hedeflenen meşru amaçlarla karşılaştırıldığında açıkça ölçüsüzdür. Bu nedenle, davanın esasına yönelik ıslah talebinin salt zamanaşımı kuralının katı bir biçimde yorumlanarak reddedilmesi adil yargılanma hakkının güvencelerini zedelemiştir. Diğer yandan başvurucunun makul sürede yargılanma hakkı şikayeti yönünden ise yeni yasal düzenleme gereği Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmediğinden bu kısmın incelenemeyeceği ifade edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: