Karar Bülteni
AYM Murat Baydur BN. 2023/64577
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2023/64577 |
| Karar Tarihi | 24.06.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Basın özgürlüğü şok edici ve abartılı ifadeleri de kapsar.
- Sürmekte olan yargılamalara ilişkin haberlerde güncellik mevcuttur.
- Haberin yayımlandığı tarihteki görünür gerçekliğe uygunluğuna bakılır.
- Olgusal temeli bulunan sert eleştiriler ifade özgürlüğü güvencesindedir.
Bu karar, basın özgürlüğü ile bireylerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasındaki hassas dengenin sınırlarını, özellikle toplumsal sarsıntı yaratan darbe girişimi gibi olağanüstü olaylar bağlamında netleştirmesi açısından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, basının kamuoyunu bilgilendirme görevi çerçevesinde, sürmekte olan ceza yargılamalarından elde edilen bilgileri çarpıcı bir üslupla haberleştirmesinin, olgusal bir temeli bulunduğu sürece ifade özgürlüğü kapsamında korunması gerektiğini ortaya koymuştur. Haber tarihi itibarıyla yargılamanın henüz sonuçlanmamış olması ve haberin dönemin koşullarında görünür gerçeğe dayanması, basının sorumluluk sınırları içinde hareket ettiğinin bir göstergesi olarak kabul edilmiştir.
Benzer davalarda emsal teşkil edecek bu karar, gazetecilik etiği ve meslek ilkeleri çerçevesinde, kamu yararı taşıyan ve güncel olaylara ilişkin yapılan haberlerde basının daha geniş bir eleştiri ve yorum marjına sahip olduğunu teyit etmektedir. Toplumsal olayların merkezinde yer alan veya kamuoyu gündemini meşgul eden yargılamalara taraf olan kişilerin, basının abartılı veya rahatsız edici de olsa haberleştirme üslubuna tahammül göstermesi gerektiği ilkesi pekiştirilmiştir. Yerel mahkemelerin basın ve ifade özgürlüğü ile kişilik hakları arasında yaptığı adil dengelemenin, devletin pozitif yükümlülüklerine uygun olduğu vurgulanarak medyanın demokratik toplumdaki bilgilendirme işlevinin güvence altına alınmasına yönelik sağlam bir içtihat oluşturulmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında yüzbaşı rütbesiyle birliğinde görev yapan bir subaydır. Darbe girişimi gecesi kışladan askeri konvoyla çıkış yapması nedeniyle hakkında ceza davası açılmış, ancak yapılan yargılama sonucunda olayda herhangi bir kastı ve kusuru bulunmadığı, kaçınılmaz hataya düştüğü anlaşılarak ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Yargılama süreci devam ederken Anadolu Ajansı tarafından yayımlanan bir haberde, başvurucunun mahkemedeki savunmalarına yer verilmiş ve haber, "Darbeci Yüzbaşı Vatandaşlar Yolu Kesince Çok Korkmuş" başlığıyla sunulmuştur.
Başvurucu, söz konusu haberde kullanılan başlık ve ifadelerle masumiyetinin kesinleşmesi beklenmeden peşinen "darbeci" olarak nitelendirildiğini, isminin açıkça yazılarak hedef gösterildiğini ve henüz yargılamanın devam ettiği vurgusunun yapılmadığını iddia etmiştir. Bu sebeple kişilik haklarının ve itibarının telafisi imkânsız şekilde zedelendiğini ileri sürerek haber ajansı aleyhine 100.000 TL manevi tazminat talebiyle dava açmıştır. Yerel mahkemenin ve istinaf mahkemesinin tazminat davasını reddetmesi üzerine başvurucu, şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan hukuki kuralların merkezinde, Anayasa m. 17 kapsamında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile şeref ve itibarın korunması hakkı yer almaktadır. Bununla birlikte, basının kamuoyunu bilgilendirme işlevi bağlamında Anayasa m. 26 ile korunan ifade özgürlüğü ve Anayasa m. 28 ile düzenlenen basın hürriyeti, uyuşmazlığın diğer boyutunu ve sınırlarını çizmektedir.
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, basın özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı çatıştığında, yargı mercilerinin her iki değer arasında adil bir denge kurması zorunludur. Bu dengeleme yapılırken; ifadelerin bağlamı, konunun kamu yararına yönelik bir tartışmaya katkı sunup sunmadığı, toplumsal ilginin varlığı, güncellik, hedef alınan kişinin kimliği ve haberin yayımlandığı tarihteki görünür gerçeğe uygunluğu dikkate alınmalıdır.
Basının haber verme hakkını kullanırken genel anlamda objektif sınırlar içinde kalması beklenmekle birlikte, ifade özgürlüğünün sadece olumlu karşılanan ve zararsız fikirleri değil, aynı zamanda sarsıcı, rahatsız edici, kırıcı veya şok edici bilgi ve düşünceleri de kapsadığı kabul edilmektedir. Habercilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekmek amacıyla haber başlıklarında abartılı, çarpıcı ve yönlendirici bir dil kullanılması ifade özgürlüğü sınırları dâhilindedir. Ayrıca, maddi olgular ile değer yargıları arasında ayrım yapılmalı; olgu isnadı içeren haberlerde, gazetecinin haberi yayımladığı tarih itibarıyla iddianın doğruluğu konusunda o anki hukuki duruma göre yeterli araştırmayı yapıp yapmadığı ve kamuoyunu bilgilendirme görevini iyi niyetle yerine getirip getirmediği değerlendirilmelidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda ifade ve basın özgürlüğü ile başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkı arasında derece mahkemeleri tarafından adil bir denge kurulup kurulmadığını incelemiştir. Yapılan değerlendirmede, haberin yayımlandığı tarih itibarıyla başvurucunun darbe girişimiyle bağlantılı olarak ağır ceza mahkemesinde sanık sıfatıyla yargılanmakta olduğu ve olay gecesi emrindeki askerlerle birlikte kışladan çıkış yaptığı olgusunun sabit olduğu vurgulanmıştır. Her ne kadar nihai yargılama sonucunda başvurucu hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olsa da, haberin yayımlandığı dönemde başvuruya konu eylemlerin henüz hukuken tam olarak aydınlatılmadığı ve yargılama sürecinin devam ettiği hususu dikkate alınmıştır.
Kararda, haber metninin başvurucunun duruşmadaki kendi savunmalarına ve doğrudan anlatımlarına dayandığı, bu çerçevede haberde kullanılan "darbeci" şeklindeki olgu isnadının, haber tarihi itibarıyla iddianamedeki iddialar ve somut veriler ışığında yeterli bir olgusal temele sahip olduğu tespiti yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi, basının darbe girişimi gibi tüm toplumu derinden sarsan, son derece güncel ve kamu yararı barındıran bir konuyu haberleştirirken kullandığı dilin rahatsız edici veya sert olabileceğini, ancak bunun basın ve ifade özgürlüğünün sağladığı güvence kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Haber başlığının çarpıcı bir dille okura sunulmasının, habercilik tekniğinin olağan bir parçası olduğu ve ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya cevaz verdiği hatırlatılmıştır.
Yerel mahkeme ve bölge adliye mahkemesinin kararlarında da haberin güncel olduğu, kamu yararı taşıdığı, yayınlandığı tarih itibarıyla görünür gerçekliğe uygun olduğuna yönelik ayrıntılı değerlendirmeler yapıldığı görülmüştür. Derece mahkemelerinin her iki anayasal hakkı dengelediği, uyguladıkları ölçütlerin Anayasa Mahkemesi içtihatlarıyla uyumlu olduğu ve kararların iddiaları karşılar nitelikte ilgili ve yeterli gerekçe içerdiği kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.