Anasayfa Karar Bülteni AYM | Ali Ergin Demirhan | BN. 2022/48653

Karar Bülteni

AYM Ali Ergin Demirhan BN. 2022/48653

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2022/48653
Karar Tarihi 22.05.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Basın özgürlüğü demokratik toplumun zorunlu temelidir.
  • Kamusal kurumların eleştiriye tahammül sınırı daha geniştir.
  • Gazeteciye verilen ceza caydırıcı etki yaratır.
  • Somut olgulara dayanan haberler keyfi kısıtlanamaz.

Bu karar, gazetecilik faaliyetleri kapsamında yapılan haberlerin kişilik haklarına saldırı olarak değerlendirilmesinde, ifade ve basın özgürlüğü ile itibarın korunması hakkı arasındaki dengelemenin nasıl yapılması gerektiğini hukuken çok net biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, resmî bir yayın kuruluşunun faaliyetleriyle ilgili yapılan somut olgulara dayalı eleştirel bir haberin, sırf kurumun itibarını zedelediği iddiasıyla tazminata konu edilmesini ifade özgürlüğüne yönelik orantısız bir müdahale olarak değerlendirmiştir. Haberin tamamen nesnel verilere dayanması ve gazetecinin kendi kişisel yorumunu dahi katmadan durumu aktarması, haber verme hakkının doğal sınırları içinde kabul edilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi, özellikle kamu kurumları ve toplumca tanınan tüzel kişiler hakkında yapılan haberlerde eleştiri sınırlarının sade vatandaşlara göre çok daha geniş yorumlanması gerektiği yönündedir. Yargı mercilerinin, basın özgürlüğünü kısıtlarken salt soyut gerekçelere dayanarak gazeteciler üzerinde haksız bir caydırıcı etki yaratacak şekilde manevi tazminata hükmetmesinin önüne bu kararla güçlü bir set çekilmiştir. Kararın uygulamadaki önemi, gazetecilerin nesnel gerçekliğe uygun ve kamuoyunu yakından ilgilendiren güncel meseleleri halka aktarırken asılsız tazminat tehditlerinden korunmasını güçlendirmesinde yatmaktadır. Ayrıca mahkemelerin bu tür uyuşmazlıklarda ifade özgürlüğü lehine daha titiz, somut ve derinlikli bir dengeleme testi yapmalarını zorunlu kılması bakımından da yol göstericidir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, bir internet haber sitesinin temsilcisi olan gazeteci başvurucuya karşı kişilik haklarına haksız saldırı iddiasıyla manevi tazminat davası açmıştır. Uyuşmazlığın temel sebebi, haber sitesinde yayımlanan ve kuruma bağlı çalışanların Suriye'deki bir bölgeyi kontrol eden Heyet-i Tahrir'uş Şam örgütünün siyasi kanadından plaket aldıklarını bildiren bir haber metnidir. Davacı kurum, haberin gerçekleri kasıtlı olarak manipüle ettiğini, kendilerini yasa dışı ve terörist olarak kabul edilen bir örgütle bağlantılı göstererek toplum gözündeki saygınlıklarını zedelemeyi amaçladığını ileri sürmüş ve 20.000 TL manevi tazminat talep etmiştir. İlk derece mahkemesi haberin eleştiri sınırları içinde kaldığını belirterek davayı reddetmiş ancak istinaf aşamasında Bölge Adliye Mahkemesi kurumun talebini haklı bularak gazetecinin 20.000 TL manevi tazminat ödemesine kesin olarak karar vermiştir. Bunun üzerine gazeteci, ifade ve basın özgürlüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuru yoluna gitmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlığı karara bağlarken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.26 kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve Anayasa m.28 çerçevesinde düzenlenen basın özgürlüğü ilkelerine dayanmıştır. Mahkeme, demokratik bir toplumun sağlıklı biçimde ilerlemesi ve bireylerin çok yönlü gelişmesi için hayati bir önem taşıyan basın özgürlüğünün, kamuoyunu doğru bilgilendirme ve genel yarara ilişkin tartışmalara katkı sağlama işlevine özellikle dikkat çekmiştir.

Öte yandan müdahalenin yasal dayanağını oluşturan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.58 uyarınca kişilik hakkının zedelenmesine dayalı manevi tazminat taleplerinin, ifade özgürlüğü ile başkalarının şöhret veya itibarının korunması arasında son derece adil bir dengeleme yapılmasını gerektirdiği ifade edilmiştir.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahaleden söz edilebilmesi için kamu makamları tarafından somut olaya ilişkin ortaya konulan gerekçelerin mutlaka ilgili ve yeterli olması şarttır. Çatışan haklar arasında dengeleme işlemi yapılırken yargı mercilerince bazı temel ölçütlerin dikkate alınması zorunludur. İfadelerin kim tarafından dile getirildiği, hedef alınan kişinin kimliği ve toplumdaki ünlülük düzeyi, eleştiriye katlanma sınırının genişliği, ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı ve ifadelerin maddi vakıalara dayanıp dayanmadığı bu ölçütlerin en önemlilerindendir. Özellikle hedef alınan kişinin kamusal yetki kullanan bir resmî kurum veya siyasetçi olması durumunda katlanması gereken eleştiri sınırlarının sade bir vatandaşa kıyasla çok daha geniş olduğu hem doktrinde hem de yargı içtihatlarında açıkça kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayın özelliklerini incelerken öncelikle başvurucunun bir gazeteci olarak görev yaptığını, kişilik haklarına saldırıldığını iddia eden şikâyetçi tarafın ise ülkenin en köklü ve özerk kamu tüzel kişiliğini haiz resmî yayın kuruluşu olduğunu önemle tespit etmiştir. İhtilafa konu edilen haberin içeriğinde yer alan söz konusu plaket verilmesi olayı ve plaketi veren yapının terör örgütü listesinde yer alması şeklindeki bilgilerin, doğrudan resmî internet sitelerindeki açık duyurulara dayandığı saptanmıştır. Gazetecinin bu nesnel veriler üzerinden yola çıkarak habere kendi kişisel yargısını veya ilave bir yorumunu katmadığı net bir biçimde belirlenmiştir.

Haber metninde okuyucuyu yanıltacak gerçek dışı veya uydurma hiçbir bilginin bulunmadığı, ülkenin resmî yayın kuruluşunun böyle hassas bir durumla anılmasının tartışmasız biçimde kamusal ilgi ve yüksek bir haber değeri taşıdığı vurgulanmıştır. Kararda ayrıca, itibarının zedelendiğini iddia eden kurumun elindeki devasa yayın gücü sayesinde söz konusu iddialara anında cevap verme ve kamuoyunu kendi bakış açısıyla bilgilendirme konusunda çok geniş imkânlara sahip olduğu da hatırlatılmıştır. Buna rağmen, istinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesinin tarafların toplumdaki konumunu ve güç dengesini hiç tartışmadan, başvurucunun sunduğu nesnel delilleri dikkate almadan karar verdiği anlaşılmıştır. Haberdeki hangi ifadenin ilgisiz veya haksız bir niteleme olduğunu somutlaştırmadan bütünüyle soyut gerekçelerle tazminata hükmedilmesi eleştirilmiştir. Mahkemelerin basının yerine geçerek haberin yapılış şeklini belirleme görevi bulunmadığı, bu tarz haksız tazminat cezalarının gazeteciler üzerinde ciddi bir caydırıcı etki doğuracağı tespiti yapılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: