Karar Bülteni
AYM Burak Akbay ve Diğ. BN. 2021/7380
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/7380 |
| Karar Tarihi | 17.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Basın özgürlüğü belli ölçüde abartıya izin verir.
- Geçmiş olayların hatırlatılması kamusal tartışmaya katkı sağlar.
- Değer yargılarının ispatı beklenemez, olgusal temel aranır.
- Gazetecilere yönelik tazminatlar ifade hürriyetini kısıtlamamalıdır.
Bu karar, basın ve ifade özgürlüğü ile kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasındaki hassas dengenin nasıl kurulması gerektiği yönünden büyük bir hukuki önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamuoyuna mal olmuş ve geçmişte yoğun tartışmalara sahne olmuş olayların, güncel gelişmelerle bağlantı kurularak yeniden ele alınmasının gazetecilik faaliyeti kapsamında korunduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Yargı mercilerinin soyut ve şablon gerekçelerle basın mensuplarını tazminata mahkûm etmesinin, demokratik toplumun temeli olan ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki yaratacağı vurgulanmıştır.
Özellikle sivil toplum kuruluşları ve kamuya mal olmuş tüzel kişilerin, faaliyetleri nedeniyle sert, şok edici ve hatta rahatsız edici eleştirilere karşı sıradan vatandaşlara göre daha fazla hoşgörü göstermek zorunda olduğu ilkesi pekiştirilmiştir. Emsal niteliğindeki bu karar, gazetecilerin kamusal meseleleri tartışırken kullandıkları değer yargılarının, yeterli bir olgusal temele dayanması şartıyla hakaret veya kişilik haklarına saldırı olarak nitelendirilemeyeceğini göstermesi bakımından mahkemeler için bağlayıcı bir yol haritası niteliğindedir. Uygulamada, eleştiri sınırlarını daraltan ve gazetecileri otosansüre iten tazminat kararlarının önüne geçilmesi hedeflenmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Ulusal bir gazetede köşe yazarlığı yapan başvurucu, bir yazısında izinsiz bağış toplama yetkisi verilen dernekleri eleştirmiş ve geçmişte yöneticileri yargılanan başka bir derneğin (D.F. Derneği) adını "Keriz Feneri" şeklinde değiştirerek ağır eleştirilerde bulunmuştur. Yazıda, bu derneğin bağışları amacı dışında kullandığı, yöneticilerinin kendilerine lüks harcamalar yaptığı ve kumar oynadığı gibi iddialar daha önce basında çıkan haberlere dayandırılarak ifade edilmiştir.
Bunun üzerine D.F. Derneği, kurumsal itibarının ve kişilik haklarının zedelendiğini, yazının gerçeği yansıtmadığını iddia ederek gazeteci, gazetenin kurucu ortağı ve yayın sahibi şirket aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesi yazının basın özgürlüğü kapsamında kaldığını belirterek davayı reddetmiş ancak istinaf mahkemesi ifadelerin güncelliğini yitirdiğini ve sınırları aştığını belirterek 15.000 TL tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken Anayasa'nın ifade ve basın özgürlüğünü düzenleyen kuralları ile kişilerin şeref ve itibarının korunmasını güvence altına alan hükümlerini temel almıştır. İfade özgürlüğüne yönelik müdahalenin kanuni dayanağı olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58 hükmü değerlendirilmiş ve bu müdahalenin başkalarının şöhret veya haklarının korunması meşru amacını taşıdığı kabul edilmiştir.
Çatışan haklar arasında denge kurulurken, Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün mutlak olmadığı ancak demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü şekilde sınırlanabileceği vurgulanmıştır. Basın özgürlüğünün, kamuoyunu ilgilendiren konularda bilgi ve fikirleri yayma görevi bulunduğu, bu görevin doğal bir sonucu olarak bir dereceye kadar abartıya ve kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği belirtilmiştir.
Hukuki değerlendirmede maddi olgular ile değer yargıları arasında ayrıma gidilmesi gerektiği kuralı hatırlatılmıştır. Maddi olguların ispatı beklenebilirken, değer yargılarının doğruluğunun ispatlanmasının mümkün olmadığı, ancak değer yargılarının da makul bir olgusal temele dayanması gerektiği yerleşik içtihat prensibi olarak uygulanmıştır. Ayrıca kamusal yetki kullanan kişilerin, siyasetçilerin veya kamuoyuna mal olmuş sivil toplum kuruluşlarının sade vatandaşlara kıyasla yöneltilen eleştirilere karşı daha geniş bir hoşgörü sınırına sahip olmaları gerektiği kuralı benimsenmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken başvurucuların ifade özgürlüğü ile davacı derneğin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında kurulan dengeyi denetlemiştir. Yazıda geçen ve davacı derneği hedef alan maddi olguların, daha önce ulusal basında yer alan ciddi haberlere ve adli soruşturmalara dayandığı, bu nedenle yazının yeterli bir olgusal temele sahip olduğu tespit edilmiştir. Yazıda kullanılan ibarelerin ise maddi bir olgu değil, okuyucunun dikkatini çekmek ve vicdani manipülasyonu eleştirmek amacıyla kullanılmış bir değer yargısı olduğu vurgulanmıştır.
İstinaf mahkemesinin, olayların güncelliğini yitirdiği yönündeki gerekçesi Anayasa Mahkemesi tarafından eleştirilmiştir. Farklı zamanlarda meydana gelen olaylar arasında benzer kusurlar üzerinden bağlantı kurulmasının mevcut kamusal tartışmalara katkı sağlayacağı, kamuoyunun hafızasında yer eden olayların hatırlatılmasının engellenmesinin ifade özgürlüğünü anlamsız kılacağı tespiti yapılmıştır. Geçmişte yaşanan olayların, güncel bir tartışma ekseninde yeniden gündeme getirilmesinin, yazının güncel olmadığı anlamına gelmeyeceği ifade edilmiştir.
Ayrıca davacı derneğin kamuoyuna mal olmuş bir tüzel kişi olduğu ve faaliyetleri gereği toplumsal denetime daha açık olması gerektiği hatırlatılarak, kullanılan sert ve rahatsız edici ifadelere karşı hoşgörü göstermesi gerektiği belirtilmiştir. İstinaf mahkemesinin, ifadelerin bağlamını, olgusal temelini ve kamusal bir tartışma çerçevesinde söylendiğini yeterince gözetmeden tazminata hükmetmesinin, demokratik bir toplumda zorunlu bir sosyal ihtiyaca karşılık gelmediği değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucuların ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmaması nedeniyle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.