Anasayfa Karar Bülteni AYM | Murat Türkoğlu | BN. 2023/86385

Karar Bülteni

AYM Murat Türkoğlu BN. 2023/86385

KARARIN KÜNYESİ

| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm | | Başvuru No | 2023/86385 | | Karar Tarihi | 28.01.2026 | | Dava Türü | Bireysel Başvuru | | Karar Sonucu | İhlal | | Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |

  • Aynı fiilden dolayı mükerrer yargılama yapılamaz.
  • Ticari faaliyetler tek başına örgütsel bağ göstermez.
  • Kuvvetli suç şüphesi somut olgularla desteklenmelidir.
  • Tutuklama için kaçma şüphesi gerekçelendirilmelidir.

Bu karar, bir ceza soruşturmasında daha önce yargılamaya konu edilmiş eylemlerin, ceza hukukunda geçerli olan "kesintisiz suç" (temadi) ilkesi çerçevesinde hukuki kesinti oluştuktan sonra yeniden bir tutuklama veya yeni bir suçlama gerekçesi yapılamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, kişinin mutat mesleki faaliyetlerini yürütmesinin, suç işleme kastı ve örgütsel bir bağa ilişkin somut deliller olmaksızın, terör örgütü üyeliği suçlaması için yeterli ve makul bir şüphe doğurmayacağına kesin olarak hükmetmiştir.

Benzer davalarda ve süregelen terör soruşturmalarında kuvvetli bir emsal teşkil edecek bu karar, kolluk kuvvetleri tarafından yapılan teknik takip veya fiziki izleme sonucunda elde edilen adli verilerin, şüphelinin mesleki veya ticari hayatının olağan akışına bütünüyle uygun olması durumunda tek başına tutuklama nedeni yapılamayacağını kanıtlamaktadır. Vatandaşların olağan ticari yaşamları ile suç eylemleri arasındaki ayrımın net bir biçimde çizilmesi sağlanmıştır.

Yargı mercileri, bir kişinin salt örgütle iltisaklı kişilere mesleği gereği ticari bir hizmet sunmasını, örneğin nakliyatçılık veya taşıma işi yapmasını, kişinin bu durumu bilerek ve örgütsel bir talimatla hareket ettiğini kanıtlamadan, tutuklama için zorunlu olan "kuvvetli suç şüphesi" olarak doğrudan kabul edemez. Bu yaklaşım, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunmasında olası keyfiliğin önlenmesi adına uygulamada son derece kritik ve bağlayıcı bir standart belirlemektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Murat Türkoğlu, geçimini evden eve nakliyat işiyle sağlayan sade bir vatandaştır. Başvurucu, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma iddiasıyla yürütülen bir soruşturma kapsamında, daha önce hakkında aynı suçlamayla dava açılmış ve yargılaması devam ediyor olmasına rağmen, güncel olarak nakliyat işi yaptığı bazı müşterilerinin örgütle iltisaklı kişiler çıkması üzerine ikinci kez gözaltına alınmış ve akabinde tutuklanmıştır. Başvurucu, söz konusu taşımacılık işlemlerini tamamen ticari bir amaçla, asansörlü taşıma ekibiyle ve nakliye ücreti karşılığında açık adreslere yaptığını dile getirmiştir. Eşyasını taşıdığı şahısların devlet tarafından aranan kişiler olduğunu veya terör örgütüyle bağlarını kesinlikle bilmediğini belirterek tutuklama kararına itiraz etmiştir. Yargı mercilerine yaptığı itirazların reddedilmesi ve tutukluluk hâlinin devam etmesi üzerine başvurucu, haksız ve delilsiz yere tutuklandığını, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının açıkça ihlal edildiğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahalelerin Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen temel koşullara ve Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere harfiyen uygun olması gerektiğini değerlendirmektedir. Bir şüphelinin tutuklanabilmesi için öncelikle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.100 uyarınca atılı suçu işlediğine dair "kuvvetli suç şüphesinin" varlığını gösteren somut, nesnel ve inandırıcı delillerin bulunması yasal bir zorunluluktur. Bu hayati ön koşul tam anlamıyla sağlanmadan, şüphelinin yurt dışına kaçması, saklanması veya delilleri karartması gibi diğer tutuklama nedenlerinin varlığı tek başına kişi hakkındaki tutuklama tedbirini hukuka uygun hâle getirmez.

Silahlı terör örgütü üyeliği suçu, yerleşik Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarında temadi eden, yani kesintisiz şekilde devam eden suçlardan kabul edilmektedir. Bu tür suçlarda, şüphelinin yakalanması veya hakkında iddianame düzenlenmesi ile fiili veya hukuki kesinti meydana gelir. Hukuki kesintiden önceki tüm örgütsel eylemler tek bir suç oluştururken, kesintiden sonra gerçekleştirildiği iddia edilen eylemler ise bağımsız ve yeni bir suçun konusunu oluşturur. Bu nedenle, ilk iddianameden önce gerçekleşen ancak o davaya konu edilmeyen eylemler, mükerrer yargılama yasağı ilkesi gereği yeni bir soruşturmada tutuklama veya suçlama konusu yapılamaz.

Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi ve yerleşik yargı içtihatları prensiplerine göre, ticari bir faaliyetin veya olağan mesleki bir uygulamanın terör örgütüne yardım veya örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilebilmesi için, failin örgütsel bir saikle, bilerek ve isteyerek, yani özel bir kast unsuru ile hareket ettiğinin somut delillerle ortaya konulması şarttır. Salt bir ticari ilişki kurmak veya hizmet sunmak şüpheli sayılmak için tek başına yeterli bir ölçüt değildir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ikinci kez tutuklanmasına hukuki dayanak olarak gösterilen tüm delilleri detaylı bir biçimde incelemiştir. Kararda, başvurucunun ByLock programı kullanıcısı olması ve tanık beyanlarına dayalı önceki tarihli eylemlerinin, ilk açılan kamu davasında hukuki kesintiye uğradığı tespit edilmiştir. Bu sebeple, anılan eski delillerin mevcut güncel soruşturmada mükerrer yargılama yasağı kuralları kapsamında yeni bir tutuklama gerekçesi yapılamayacağı açıkça belirtilmiştir.

Soruşturma makamlarının, şüphelinin "örgütün güncel yapılanması içinde faaliyetlere devam ettiği" yönündeki iddiaları incelendiğinde, başvurucunun sigortalı ve resmî olarak nakliye işiyle uğraştığı, bu hizmetleri ticari bir faaliyet kapsamında, ücret karşılığında ve açık adreslere gerçekleştirdiği belirlenmiştir. Başvurucunun nakliyesini yaptığı ve taşıdığı eşyaların herhangi bir suç unsuru barındırdığına, taşımacılık işleminin gizlilik içinde yürütüldüğüne veya başvurucunun bu faaliyetleri örgütsel bir talimatla yerine getirdiğine dair hiçbir somut ve inandırıcı tespit bulunamamıştır.

Mahkeme, bir vatandaşın mesleki faaliyetini yürütürken hizmet verdiği sıradan kişilerin adli durumunu veya sabıka kayıtlarını bilmesinin kendisinden beklenemeyeceğini, başvurucunun örgüt üyelerine yönelik taşıma işlemlerini bilerek ve örgütsel bir özel amaçla yaptığına dair tatmin edici bir delil ortaya konulamadığını vurgulamıştır. İletişim tespitlerinde yer alan teknik takip görüşmelerinin de tamamen insani ve sosyal ilişki boyutunda kaldığı, örgütsel bir hiyerarşi dâhilinde yapıldığını gösterir en ufak bir bulgu olmadığı ifade edilmiştir.

Bu bağlamda, başvurucunun üzerine atılı terör örgütü üyeliği suçunu işlediğine dair yasanın aradığı "kuvvetli suç şüphesinin" soruşturma makamlarınca yeterince ortaya konulamadığı anlaşılmıştır. Kuvvetli suç şüphesi bulunmadan verilen tutuklama kararının hukuki dayanaktan tamamen yoksun olduğu ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını doğrudan ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: