Anasayfa Karar Bülteni AYM | Ramazan Başa | BN. 2021/38563

Karar Bülteni

AYM Ramazan Başa BN. 2021/38563

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/38563
Karar Tarihi 28.01.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Yargılamada aşırı şekilci yaklaşım hakkaniyeti zedeler.
  • Dava ve taleplerin kapsamı bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
  • Delillerle olgular arasındaki bağ mantığa uygun kurulmalıdır.
  • Açıkça belli olan koşulların gözetilmemesi ihlal nedenidir.

Bu karar, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının temel unsurlarından olan usule ilişkin güvencelerin, mahkemelerce şekilci bir yaklaşımla anlamsız hale getirilmemesi gerektiğini çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Derece mahkemelerinin, uyuşmazlığın esasını oluşturan iddiaları değerlendirirken davanın tüm aşamalarını, sürecin gelişimini ve dilekçelerin bütününü dikkate alma yükümlülüğü bulunduğu net bir şekilde vurgulanmıştır. Başvurucunun borçlu olmadığına yönelik genel ve ısrarlı itirazlarının, mahkeme tarafından sadece imza inkarına indirgenerek "iddianın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı" kapsamında reddedilmesi, usul kurallarının katı ve keyfî yorumlanması olarak nitelendirilmiştir.

Benzer davalarda emsal teşkil edecek olan bu önemli karar, özellikle istirdat ve menfi tespit davalarında borçlunun en temel savunmasının salt usuli dar yorumlarla veya şekli engellerle bertaraf edilemeyeceğini göstermektedir. Bölge Adliye Mahkemelerinin veya Yargıtay'ın, ilk derece mahkemelerinde sunulan iddia ve kanıtları değerlendirirken makul bir muhakeme yürütmeleri ve açık keyfîlikten kaçınmaları gerektiği yönündeki ilke bir kez daha pekiştirilmiştir. Hukuk kurallarının aşırı katı ve bağlamından kopuk yorumunun maddi gerçeğin ve adaletin tecellisini engellediği durumlarda, yargılamanın ulaştığı sonucun bizzat adil yargılanma hakkının ihlaline dönüşebileceği uygulayıcılara net bir şekilde hatırlatılmıştır. Böylece, yargılama makamlarının delilleri olgularla bağdaştırırken kabul edilebilir ve sağduyulu bir muhakeme yürütmesi gerektiği anayasal güvence altına alınmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu aleyhine, üzerinde tahrifat (değişiklik) yapıldığı iddia edilen bir senede dayanılarak icra takibi başlatılmıştır. Başvurucu, alacaklı olarak görünen kişiyi hiç tanımadığını, senetteki imzanın kendisine ait olmadığını ve böyle bir borcu kesinlikle bulunmadığını belirterek takibe itiraz etmiş, aynı zamanda savcılığa sahtecilik suçlamasıyla şikâyette bulunmuştur. Yürütülen savcılık soruşturmasında alınan kriminal raporla, senedin üzerindeki "8 BİN TL" ibaresine sonradan "5" rakamı eklenerek bedelin "58 BİN TL"ye dönüştürüldüğü, ancak senetteki imzanın başvurucuya ait olduğu tespit edilmiştir.

Bu hukuki süreç devam ederken, icra baskısı altında banka hesabından yüksek miktarda para kesilen başvurucu, haksız yere ödediği paranın iadesi için istirdat (geri alım) davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, senedin sahte olarak artırılan kısmına isabet eden tutarın başvurucuya iadesine karar vermiştir. Ancak dosyayı inceleyen istinaf mahkemesi, başvurucunun en başta sadece imzaya itiraz ettiğini, imzanın ona ait çıkması üzerine senet miktarındaki tahrifata dayanmasının "iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi" yasağına girdiğini belirterek paranın iadesi talebini tümden reddetmiştir. Temel uyuşmazlık, başvurucunun en başından beri borcun tamamını reddetmesine rağmen, istinaf mahkemesinin aşırı şekilci bir yaklaşımla davayı aleyhine sonuçlandırmasından kaynaklanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu uyuşmazlığı temel olarak Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı çerçevesinde, özellikle hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden incelemiştir.

Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, kural olarak derece mahkemelerinin önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanarak uygulanması bireysel başvuru konusu yapılamaz. Kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetler bireysel başvuruda incelenemez (6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m. 48). Ancak, mahkemelerin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri tamamen anlamsız hâle getirdiği ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı çok istisnai durumlarda, bu sonuç Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olur.

Hakkaniyete uygun yargılanma ilkesi gereğince; uygulanan veya uygulanması gereken hukuk kurallarının kabul edilebilir herhangi bir yorumuna dayanılmaması, delil ile vakıa arasında kurulan bağın mantık dışı bir çıkarıma dayanması, açıkça yanlış olan olguların hükme esas alınması veya somut olayın açıkça belirli olan koşullarının gözetilmemesi durumları hak ihlali nedenidir. Yargılama makamları, bir iddiayı değerlendirirken maddi olayın tespitinde aksi ispat edilemeyecek ve savunma yapmayı anlamsız kılacak katı varsayımlara dayanamaz. Aksi takdirde, esasen adaletin sağlanması ve uyuşmazlıkların adil çözümü amacını güden usul kuralları, kişinin hak arama hürriyetini ve adalete erişimini engelleyen aşılmaz bir bariyere dönüşür. Adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan hakkaniyete uygun yargılanma ilkesi, mahkemelerin davayı tüm boyutlarıyla, tarafların ileri sürdüğü iddia ve argümanların özünü ve bütünselliğini dikkate alarak çözüme kavuşturmasını zorunlu kılar.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken başvurucunun yargılama sürecindeki iddia ve savunmalarının bütünlüğünü ve sürecin gelişimini titizlikle dikkate almıştır. Dosya kapsamındaki belgelere göre başvurucu, uyuşmazlığın en başından itibaren hem icra hukuk mahkemesinde hem istirdat talepli asliye hukuk mahkemesinde hem de Cumhuriyet başsavcılığı nezdinde borcu tamamen ve kesin bir dille inkâr etmiş, senedin sahte olduğunu ve alacaklı olarak görünen şahsı dahi tanımadığını ısrarla vurgulamıştır.

Başvurucunun dava dilekçesinde öncelikle imza inkârında bulunması, onun temel şikâyeti olan "olmayan bir borcu icra tehdidi altında ödemek zorunda kaldığı" gerçeğini ve borcun esasına yönelik itirazını ortadan kaldırmamaktadır. Nitekim yargılama aşamasında alınan bağımsız kriminal raporla, söz konusu senet üzerinde rakam yönünden açık bir tahrifat yapıldığı ve bedelin kasten artırıldığı hukuken kesin olarak saptanmıştır. Buna rağmen Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucunun davanın tüm aşamalarında borcun tamamına ve senedin aslına yönelik yaptığı itirazları tamamen görmezden gelmiş, meseleyi yalnızca "imza inkârından vazgeçip bedelde tahrifat iddiasına dönmek" şeklinde son derece dar bir çerçeveye oturtmuştur. İstinaf makamı bu durumu usul hukukundaki iddianın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı kapsamında değerlendirerek, tahrifat yapıldığı sabit olan bir senet yüzünden başvurucunun mağduriyetine göz yummuştur.

Anayasa Mahkemesine göre, başvurucu davanın hiçbir aşamasında yeni bir vakıa ileri sürmemiş, örneğin boş senet verdiğini iddia etmek gibi savunmasını değiştirmemiş, yalnızca gelen rapora karşı aleyhe olan hususları kabul etmediğini beyan etmekle yetinmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin, başvurucunun "senedin sahte olduğu" yönündeki köklü ve ilk günden beri süregelen iddiasını şekilci bir yaklaşımla davanın kapsamı dışında bırakması ve somut olayın açıkça belirli olan maddi koşullarını (tahrifat yapıldığının sabit olmasını) gözetmemesi, yargılamanın hakkaniyetini temelden sarsmış ve zedelemiştir. Mahkemenin, başvurucunun borcu tamamen kabul etmeme iradesini usuli bir bariyerle bertaraf etmesi açık bir takdir hatası ve keyfîlik olarak değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemesinin katı ve şekilci yorumu nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: