Karar Bülteni
AYM Gönül Aydan BN. 2020/39775
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/39775 |
| Karar Tarihi | 28.11.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Arabulucu hatası vatandaşa ağır külfet yükleyemez.
- Aşırı şekilci usul yorumları hak ihlalidir.
- Dava şartı yorumunda ölçülülük mutlaka gözetilmelidir.
- Mahkemeye erişim hakkı pratik fırsatlar gerektirir.
Bu karar, iş hukuku uyuşmazlıklarında zorunlu dava şartı olarak öngörülen arabuluculuk kurumunun uygulanmasında karşılaşılan usul hatalarının ve bu hataların sonuçlarının taraflara doğrudan yüklenemeyeceğini açıkça ortaya koyması bakımından yargı dünyasında büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, arabuluculuk tutanağındaki veya tebligat sürecindeki salt arabulucu kaynaklı bir eksikliğin, doğrudan işçinin davasının usulden reddine gerekçe yapılmasını mahkemeye erişim hakkının özüne yönelik ölçüsüz bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Bu durum, usul kurallarının hak arama hürriyetini kısıtlayacak ve imkânsız kılacak derecede aşırı şekilci bir yaklaşımla yorumlanmaması gerektiği yönündeki temel evrensel hukuk prensibini bir kez daha pekiştirmektedir.
Benzer iş uyuşmazlıkları ve davalar açısından bu kararın emsal etkisi son derece yüksektir. Yargı mercileri, arabuluculuk sürecinde gerçekleşen ve tarafın kusurundan kaynaklanmayan usuli noksanlıklar söz konusu olduğunda, davanın katı bir yaklaşımla usulden reddi yerine hatanın giderilmesi imkânlarını değerlendirmek durumundadır. İş uyuşmazlıklarının daha az masrafla, barışçıl ve hızlı çözülmesi amacıyla getirilen arabuluculuk mekanizmasının, amacına aykırı şekilde işçinin adalete erişimini zorlaştıran bir engele dönüşmesi bu kararla frenlenmiştir. Dolayısıyla, uygulamada istinaf ve ilk derece mahkemelerinin arabuluculuk evrakını incelerken daha hakkaniyetli, amaca uygun ve esnek bir tutum sergilemeleri için güçlü bir anayasal zemin inşa edilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Özel bir firmada satış danışmanı olarak çalışırken iş sözleşmesi feshedilen başvurucu, işverene karşı feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade talebiyle iş mahkemesinde dava açmıştır. İlk derece mahkemesi yargılama sonucunda davanın kabulüne ve başvurucunun işe iadesine karar vermiştir. Ancak işverenin karara itiraz etmesi üzerine dosyayı inceleyen bölge adliye mahkemesi, arabuluculuk davet mektubunda toplantı tarihinin yanlış yazılması ve tebligatın bu toplantı tarihinden sonra yapılması gerekçesiyle usulüne uygun bir arabuluculuk sürecinin işletilmediğini belirtmiştir. İstinaf mahkemesi, bu nedenle arabuluculuk dava şartı yokluğundan davanın kesin olarak reddine hükmetmiştir.
Karar sonrası başvurucu, aynı hak talepleri için yeniden arabulucuya gitmek ve anlaşamama tutanağı düzenlendikten sonra yeniden dava açmak zorunda kalmıştır. Arabulucunun yaptığı basit bir maddi hatanın faturasının kendisine kesildiğini, davasının usulden reddedilmesi sebebiyle haksız yere yargılama giderleri ile vekâlet ücreti ödemek zorunda bırakıldığını ve hakkını ararken aşırı bir şekilcilikle karşılaştığını belirten başvurucu, mahkemeye erişim hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan "hak arama hürriyeti" ve bu hakkın temel bir alt unsuru olan "mahkemeye erişim hakkı" ilkelerine dayanmıştır. Herkesin bağımsız ve tarafsız yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ile savunma hakkı en temel anayasal güvencelerden biridir. Ancak bu hak mutlak olmayıp, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük ilkelerine uygun olarak kanunla sınırlandırılabilir.
İş davalarında mahkemeye erişimi ve dava sürecini düzenleyen temel kural, 4857 sayılı İş Kanunu m.20 hükmünde yer alan arabulucuya başvuru zorunluluğudur. Kanun koyucu, işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıkların daha kısa sürede, daha az masrafla ve tarafların eşit düzeyde tatminini sağlayacak bir mekanizmayla yargıya taşınmadan çözümlenmesi amacıyla zorunlu arabuluculuk müessesesini ihdas etmiştir. Bu şartın bir dava şartı olarak öngörülmesi kanuni bir temel teşkil ettiği gibi mahkemelerin iş yükünü azaltmak ve uyuşmazlıkları hızla bitirmek bağlamında meşru bir amaca da hizmet eder.
Ancak söz konusu usul kurallarının yargı mercilerince uygulanmasında ölçülülük ilkesi kritik bir role sahiptir. Mahkemeye erişim hakkı bağlamında, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddedilmesinin başvurucuya ağır bir yük getirip getirmediği, arabuluculuk müessesesinin hedeflenen meşru amacı ile kişinin adalete erişirken katlanmak zorunda kaldığı külfet arasındaki makul dengenin korunup korunmadığı büyük önem taşır. Yargılamayı yürüten mercilerin, bireyin hak arama özgürlüğünü aşırı şekilde zorlaştıracak, mahkemeye erişimi neredeyse imkânsız kılacak katı şekilci yorumlardan kaçınmaları gerekmektedir. Zayıf konumda olan işçinin korunması ve haklarına en kısa sürede kavuşması esasından hareketle getirilen kurumların, bizzat işçi aleyhine ve hakkın özünü zedeleyecek biçimde yorumlanması adil yargılanma prensiplerine aykırıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun işe iade davasının dava şartı yokluğundan usulden reddedilmesini mahkemeye erişim hakkına yapılmış açık bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Söz konusu müdahalenin 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca kanuni dayanağının bulunduğu ve uyuşmazlıkların yargıya taşınmadan hızlıca çözülmesi şeklinde meşru bir amaca hizmet ettiği tespit edilmiştir. Ancak müdahalenin ölçülülüğü yönünden yapılan detaylı incelemede, bu katı yorumun başvurucuya orantısız ve haksız bir külfet yüklediği saptanmıştır.
Bölge adliye mahkemesinin kesin nitelikteki ret kararı üzerine, başvurucu hukuki sürecini sil baştan yaşamak durumunda bırakılmış; aynı olaya ilişkin uyuşmazlık için yeniden arabuluculuk sürecini başlatmak ve sürecin tamamlanmasının ardından ikinci kez işe iade davası açmak zorunda kalmıştır. Başvurucunun açtığı bu ikinci dava kabul edilerek kesinleşmiştir. Üstelik başvurucu, arabulucunun görevini ifasında özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle uğradığı zararın tazmini için asliye hukuk mahkemesinde açtığı maddi tazminat davasını da kazanmıştır. Bu hukuki durum, ilk işe iade davasının usulden reddedilmesinde asıl ve yegâne kusurun doğrudan arabulucuya ait olduğunu açıkça ortaya koymuştur.
Buna göre, tamamen arabulucunun davet mektubuna toplantı tarihini yanlış yazması ve tebligat süreçlerini hatalı yürütmesi nedeniyle ortaya çıkan usul eksikliğinin tüm faturası başvurucuya kesilmiştir. Başvurucunun bu hata nedeniyle yeniden arabulucuya başvurması ve tekrar dava açmak zorunda bırakılması, hak arama yolunda ona ağır, katlanılması zor ve ölçüsüz bir külfet yüklemiştir. Hedeflenen meşru amaç ile başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı zorluklar karşılaştırıldığında, mahkemenin bu şekilci tutumunun mahkemeye erişim hakkını ihlal edecek seviyede orantısız olduğu değerlendirilmiştir.
Öte yandan, ilk davanın usulden reddi sebebiyle hükmedilen yargılama giderlerine katlanılması bağlamında mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak; başvurucunun arabulucuya karşı açtığı tazminat davasında ödediğini iddia ettiği 271,30 TL'lik yargılama giderinin iadesini özel olarak talep etmediği, dolayısıyla bu hususta olağan başvuru yollarını tüketmediği anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, mülkiyet hakkı ihlali iddiasını başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmuş; ancak adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvurucuya 10.000 TL manevi tazminat ödenmesini kabul etmiştir.