Karar Bülteni
AYM Göksal Yeğin BN. 2020/26421
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/26421 |
| Karar Tarihi | 28.11.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahkeme kararları ilgili ve yeterli gerekçe içermelidir.
- Esaslı iddialar makul bir gerekçeyle karşılanmalıdır.
- Disiplin affı istisnaları somut fiillerle ilişkilendirilmelidir.
- Şeklî gerekçe adil yargılanma hakkını sağlamaz.
Bu karar, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkının ihlali bağlamında büyük bir hukuki öneme sahiptir. Yargı mercilerinin, tarafların davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki somut ve esaslı iddialarını cevapsız bırakması, salt şeklî ve genel geçer bir gerekçe ile hüküm kurmasının hukuki güvenlik ilkesiyle hiçbir koşulda bağdaşmadığı net bir şekilde ortaya konulmuştur. Özellikle idari yaptırımlar ve disiplin affı gibi kamu görevlilerinin mesleki hayatlarını doğrudan etkileyen süreçlerde, mahkemelerin uyguladıkları istisnai mevzuat hükümlerini kişinin somut fiilleriyle açıkça ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde ilişkilendirmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Uygulamada ve benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, derece mahkemelerinin kararlarında şablon ifadeler yerine, uyuşmazlığın özünü çözen detaylı ve tatmin edici gerekçeler yazma zorunluluğunu pekiştirmesidir. Disiplin cezalarının affı veya memuriyete iade taleplerinde, idarenin takdir yetkisi ile kanuni istisnaların sınırlarının yargısal denetiminde keyfîliğin önüne geçilmesi hedeflenmiştir. Mahkemeler, bir kamu görevlisinin fiilinin neden af kapsamı dışında kaldığını somut deliller ve nedensellik bağı ile açıklamadan karar tesis edemeyecektir. Bu yönüyle karar, adil yargılanma hakkının sadece teorik bir hak olmadığını, pratikte de mahkemelerin her bir iddiayı titiz bir inceleme yükümlülüğü altında değerlendirmesi gerektiğini gösteren güçlü bir içtihat niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Niğde Askerlik Şube Başkanlığında sivil memur olarak görev yapan başvurucu, yasa dışı örgüt mensubu ve sempatizanı olmak, sendikaların düzenlediği izinsiz toplantı ve yürüyüşlere katılmak ve evinde sol içerikli yasak yayın bulundurmak gibi iddialara dayanılarak 1998 yılında devlet memurluğundan çıkarılmıştır. İlerleyen yıllarda yürürlüğe giren ve memurların disiplin cezalarının affedilmesini öngören af kanunlarından yararlanarak eski görevine dönmek için Millî Savunma Bakanlığına başvurmuş ancak bu talebi reddedilmiştir. Başvurucu, idarenin tesis ettiği bu ret işleminin haksız olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle idare mahkemesinde dava açmıştır. İlk derece mahkemesi, idarenin açıktan atama konusunda takdir yetkisi bulunduğundan bahisle davayı reddetmiştir. Kararın taşındığı Danıştay ise başvurucunun işlediği fiillerin disiplin affı kanunundaki istisna suçlar kapsamında olduğunu belirterek ret kararını onamıştır. Başvurucu, işlediği fiillerin hangi istisna suça girdiğinin mahkeme kararlarında somut olarak gerekçelendirilmediğini ve hakkında verilmiş kesin bir ceza mahkûmiyeti kararı dahi olmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken, temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın en önemli unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkına dayanmıştır. Ayrıca, Anayasa m.141 uyarınca bütün mahkemelerin her türlü kararlarını gerekçeli olarak yazmak zorunda olduğu kuralı kararın temel dayanak noktasını oluşturmuştur.
Kararda atıf yapılan ve uyuşmazlığın çözümünde esas alınan temel yasal düzenlemeler, kamu görevlilerinin disiplin cezalarının affını düzenleyen 4455 sayılı Memurlar İle Diğer Kamu Görevlilerinin Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanun ve sonradan 6495 sayılı Kanun ile yeni maddeler eklenen 5525 sayılı Memurlar İle Diğer Kamu Görevlilerinin Bazı Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanun metnidir. Söz konusu kanunlar, belirli tarihlerden önce işlenen fiiller nedeniyle verilen disiplin cezalarının affedilmesini ve ilgililerin görevlerine dönmesini öngörmekle birlikte, devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar ile yüz kızartıcı suçlar gibi hukuki ağırlığı yüksek ihlalleri af kapsamı dışında bırakmıştır.
Yerleşik anayasal yargı içtihat prensiplerine göre, mahkemelerin kararlarında yer alan gerekçeler, davanın esas sorunlarını incelediklerini açıkça göstermelidir. Derece mahkemeleri yargılama aşamasında ileri sürülen her türlü iddiaya tek tek ve uzun uzadıya yanıt vermek zorunda olmasa da, davanın sonucuna etki edebilecek, uyuşmazlığın seyrini ve verilecek hükmün niteliğini değiştirebilecek ağırlıktaki açık ve somut savunmalara mutlaka makul bir gerekçe ile yanıt vermelidir. Sadece şeklî anlamda bir gerekçenin varlığı hukuken yeterli kabul edilemez; karardaki gerekçenin maddi olayların tam olarak kanıtlanmasını, sunulan delillerin değerlendirilmesini ve uygulanan hukuk kurallarının somut uyuşmazlığa nasıl ve neden uyarlandığını gösterecek nitelikte olması anayasal bir zorunluluk olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun memuriyetten çıkarılmasına neden olan fiillerinin, disiplin affını düzenleyen kanunlardaki hangi istisna suç kapsamında değerlendirildiğinin derece yargı mercilerince açık, anlaşılır ve ikna edici bir şekilde ortaya konulmadığını tespit etmiştir. Başvurucu, idare mahkemesi ve Danıştay nezdindeki yargılama boyunca isnat edilen yasa dışı sol örgüt sempatizanı olmak, sendika eylemlerine ve izinsiz yürüyüşlere katılmak, evinde toplatılma kararı bulunan yasak yayın bulundurmak gibi eylemlerinin, af kanununun istisna tuttuğu devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar veya yüz kızartıcı suçlar kategorisine girmediğini ısrarla ileri sürmüştür. Ayrıca hakkında yürütülmüş veya kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyeti ya da adli ceza bulunmadığı hususu da önemli bir savunma argümanı olarak sunulmuştur.
Yüksek Mahkeme, derece mahkemelerinin başvurucunun davanın sonucuna doğrudan etki edecek nitelikteki bu somut ve esaslı iddialarını detaylıca incelemediğini ve yeterli bir gerekçeyle karşılamadığını belirlemiştir. İdare tarafından verilen Yüksek Disiplin Kurulu kararında sayılan fiillerin, 4455 sayılı Kanun metnindeki istisna suçlarla doğrudan hukuki bağlantısının kurulması ve bu bağın yargı mercilerince verilecek kararlarda detaylı bir şekilde gerekçelendirilmesi gerekirken, mahkeme kararlarında bu anayasal yükümlülük yerine getirilmemiştir. Sadece genel, soyut ifadelerle başvurucunun fiillerinin istisna kapsamında olduğunun belirtilmesi, makul ve tatmin edici bir yargısal gerekçe olarak kabul edilmemiştir. Hukuki güvenlik ilkesi gereği, bireylerin haklarındaki mahkeme kararlarının mantıksal dayanaklarını görebilmeleri ve keyfî uygulamalardan korunduklarından emin olmaları gerekmektedir.
Öte yandan, makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasına yönelik olarak Anayasa Mahkemesi, bu tür şikâyetler için kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmeden doğrudan bireysel başvuruda bulunulduğunu tespit etmiştir. Bu iddia yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmiştir. Ancak asıl uyuşmazlık noktası olan gerekçeli karar hakkı bakımından, mahkemelerin, tarafların mesleki ve hukuki kaderini etkileyen meseleleri aydınlatma yükümlülüklerini ağır biçimde ihlal ettikleri kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığın sonucuna etki edecek iddiaların makul ve yeterli bir gerekçe ile karşılanmamış olması nedeniyle başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.