Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2025/574 E. 2025/2880 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2025/574 |
| Karar No | 2025/2880 |
| Karar Tarihi | 19.03.2025 |
| Dava Türü | Alacak Davası |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Adil yargılanma hukuki dinlenilme hakkını kapsar.
- Tanıklar peşinen husumetli sayılarak reddedilemez.
- HMK m.241 ispat hakkını kısıtlayacak biçimde uygulanamaz.
- Davası olan işçinin tanıklığı yasak değildir.
Bu karar, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olan hukuki dinlenilme hakkının iş davalarındaki sınırlarını ve tanık delilinin değerlendirilme usulünü net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yargıtay, yerel mahkemenin davacı tarafından bildirilen tanıkların büyük bir kısmını "işverenle davalı olmaları" veya "zamanında aynı yerde çalışmamaları" gibi gerekçelerle dinlememesini açıkça hukuka aykırı bulmuştur. Özellikle hukuk yargılamasında tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle yetinilmesi kuralının, ancak mahkemenin ispat edilmek istenen hususta yeterli ve kesin kanaate varması şartıyla işletilebileceği, iddiaların ispatlanamadığı sonucuna varılan bir dosyada bu kurala dayanılarak tanıkların dinlenmekten vazgeçilemeyeceği vurgulanmıştır.
Emsal etkisi bakımından bu karar, işverenle husumeti olan işçilerin tanıklığının peşinen geçersiz sayılamayacağı yönündeki yerleşik Yargıtay içtihadını güçlü bir şekilde pekiştirmektedir. Uygulamada sıkça karşılaşılan, duruşma kapısında hazır edilen tanıkların mahkemelerce "dosyaya katkı sağlamayacağı" ön kabulüyle reddedilmesi pratiğinin, ispat hakkının ihlali niteliğinde olduğu kesin olarak belirtilmiştir. Ayrıca, ihtiyari arabuluculuk tutanaklarının iptali istemli davalarda, işçi iradesinin fesada uğrayıp uğramadığının tespiti için gösterilen tüm delillerin eksiksiz biçimde toplanması gerektiği alt derece mahkemelerine bir uyarı niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı işverenin EYT düzenlemesi kapsamında emekliliğe hak kazanan personeli işten çıkarmak istediğini, kendisine baskı yapılarak emeklilik dilekçesi imzalattırıldığını ve ardından usule aykırı bir ihtiyari arabuluculuk süreci işletilerek iradesinin fesada uğratıldığını iddia ederek dava açmıştır. Ayrıca, işten ayrılan bazı işçilere fazladan ödenen ek menfaatlerin kendisine ödenmediğini, bu durumun eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirtmiş; arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalini, eksik ödenen kıdem ve ihbar tazminatı ile ek menfaat alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Davalı işveren ise sürecin usulüne uygun yürütüldüğünü, davacının hak ettiği ödemeleri aldığını ve ek menfaatlerin işyeri uygulaması olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesi davanın reddine karar vermiş, istinaf başvurusu da esastan reddedilmiştir. Uyuşmazlık, mahkemenin davacı tarafından bildirilen on tanıktan yalnızca ikisini dinleyerek karar vermesinin ispat hakkını ihlal edip etmediği noktasında toplanmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa'nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri hukuki dinlenilme hakkıdır. Bu hak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 ile yasal güvenceye kavuşturulmuş olup, tarafların yargılamayla ilgili iddia, savunma ve ispat hakkını içerir. Silahların eşitliği ilkesi gereğince her iki taraf da delillerini sunma ve tartışma konusunda eşit imkânlara sahip olmalıdır.
Tanık delilinin sınırlandırılması hususu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 kapsamında düzenlenmiştir. Bu maddeye göre mahkeme, dinlenen tanık beyanlarıyla ispat edilmek istenen hususta yeterli derecede bilgi edindiği takdirde diğer tanıkların dinlenmemesine karar verebilir. Ancak bu kural, davayı gereksiz yere uzatma niyetini önlemek amacıyla getirilmiş olup, mahkemenin iddiaların ispatlanamadığı kanaatine vardığı durumlarda keyfi olarak uygulanamaz. İşverenle davası olan bir kişinin tanık olamayacağına dair usul hukukumuzda kanuni bir engel yoktur; hâkim bu beyanları serbestçe takdir eder.
Ayrıca, ihtiyari arabuluculuk sürecinde 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/5 hükmüne göre, üzerinde anlaşılan hususlarda kural olarak yeniden dava açılamaz. Ancak işçi, iradesinin hile, korkutma veya psikolojik taciz gibi dış etkenlerle fesada uğratıldığını ileri sürerek arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalini talep edebilir. Bu noktada dava şartı olan arabuluculuk açısından ise 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.3 gereğince, arabuluculuk son tutanağında uyuşmazlık konusu yapılmayan alacak kalemlerinin mahkemede talep edilmesi dava şartı yokluğundan usulden ret sebebidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay incelemesinde, davacı vekilinin tanık listesinde on kişinin ismini bildirmesine ve bu kişilerden bir kısmını duruşma salonu dışında hazır etmesine rağmen, İlk Derece Mahkemesinin yalnızca iki tanığı dinleyerek yargılamayı sonlandırması hukuka aykırı bulunmuştur. Mahkemenin, dinlenmeyen tanıkları "işverenle husumetli olmaları", "EYT kapsamında sonradan ayrılmış olmaları" veya "zamanda birlik koşulunu sağlamamaları" gibi peşin hükümlü gerekçelerle reddetmesi hatalı değerlendirilmiştir. Yargıtay, işverenle davası olan işçilerin tanıklığının yasaklanmadığını, mahkemenin bu beyanları maddi gerçeklik ışığında serbestçe takdir etmesi gerektiğini belirtmiştir.
Dahası, mahkemenin bir yandan "iddiaların ispatlanamadığı" gerekçesiyle davayı reddederken, diğer yandan ilgili kanun maddesi gereği "yeterli bilgi edinildiği" gerekçesiyle diğer tanıkları dinlemekten vazgeçmesi kendi içinde çelişkili bulunmuştur. İşçinin hazır ettiği tanıkların dinlenmemesi, davayı uzatma amacı taşımadığı hâlde ispat hakkının ve hukuki dinlenilme hakkının ağır bir ihlali olarak nitelendirilmiştir.
Bunun yanı sıra, davacının ihbar tazminatı farkı talebinin dava öncesi arabuluculuk son tutanağında uyuşmazlık konusu yapılmaması nedeniyle usulden reddedilmesi hukuka uygun bulunmuş; ancak kıdem tazminatı farkının arabuluculuk anlaşma belgesi ile tasfiye edildiği kabul ediliyorsa, bunun dava şartı yokluğu nedeniyle usulden değil, esastan reddedilmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hukuki dinlenilme hakkının kısıtlanması ve eksik inceleme yapılması nedenleriyle kararı bozmuştur.