Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2025/573 E. 2025/2879 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2025/573 |
| Karar No | 2025/2879 |
| Karar Tarihi | 19.03.2025 |
| Dava Türü | Alacak, İptal |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Adil yargılanma hukuki dinlenilme hakkını kapsar.
- Tanık kısıtlaması ispat hakkını ihlal edemez.
- İşverenle husumetli olan işçi tanık dinlenebilir.
- Gerekçesiz tanık reddi hukuka açıkça aykırıdır.
Bu karar, iş hukukunda ispat hakkı ve adil yargılanma çerçevesinde hukuki dinlenilme hakkının önemini bir kez daha güçlü bir biçimde vurgulamaktadır. Mahkemelerin Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca tanık sayısını sınırlama yetkisi bulunsa da, bu istisnai yetkinin davanın aydınlatılmasını engelleyecek veya tarafın iddialarını ispatlamasını imkânsız kılacak şekilde keyfi olarak kullanılamayacağı net bir biçimde ifade edilmiştir. Özellikle işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıklarda, tanık beyanlarının maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasındaki kritik rolü göz önüne alındığında, duruşmada hazır bulunan veya davanın esasına etki edebilecek konumdaki tanıkların salt şekli gerekçelerle dinlenmemesi temel usul kurallarına aykırılık teşkil etmektedir.
Emsal karar niteliğindeki bu güncel içtihat, uygulamada mahkemelerce sıklıkla başvurulan "davalı işverenle husumetli olma" veya "kendi davası bulunma" gerekçesiyle tanık reddi uygulamasının yasal bir dayanağı olmadığını kesin olarak ortaya koymaktadır. Yargıtay, işverene karşı kendi davası bulunan bir işçinin tanıklığının peşinen geçersiz sayılamayacağını, hâkimin bu beyanları bizzat dinleyip serbestçe ve dikkatle takdir edeceğini belirterek iş davalarındaki ispat standartlarına önemli bir yön vermiştir. Bu yenilikçi yaklaşım, benzer davalarda mahkemelerin tanık dinleme taleplerini çok daha kapsayıcı ve titiz bir şekilde değerlendirmesini zorunlu kılacak, işçilerin hak arama hürriyetini ve adil yargılanma hakkını pratik düzlemde ciddi şekilde güçlendirecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı işyerinde çalıştığı sırada EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) düzenlemesi kapsamında emekliliğe hak kazanmış ve işverenin yarattığı baskı ortamında emeklilik dilekçesi imzalayarak işten ayrılmak zorunda kalmıştır. İşçi, işverenin emekli olan bazı işçilerle ihtiyari arabuluculuk süreci yürüterek onlara ek menfaatler sağladığını, ancak kendisinin de içinde bulunduğu işçi grubuna bu ödemelerin yapılmadığını iddia etmiştir. Bu durumun eşit davranma ilkesine ve işyeri uygulamalarına aykırı olduğunu, ayrıca arabuluculuk sürecinde iradesinin fesada uğratıldığını ileri süren davacı, imzalanan arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali ile ödenmeyen ek menfaat, kıdem ve ihbar tazminatı farklarının tahsili talebiyle işverene karşı dava açmıştır. İşveren taraf ise arabuluculuk sürecinin hukuka uygun olduğunu ve davacının hiçbir alacağı kalmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. Mahkemenin davacı tanıklarının büyük bir kısmını dinlemeden davayı reddetmesi üzerine konu Yargıtay incelemesine taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay incelemesinde uyuşmazlığın temeli, usul hukukunun en köklü ve önemli ilkelerinden biri olan hukuki dinlenilme hakkına dayanmaktadır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesi, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğunu açıkça güvence altına almaktadır.
Bu anayasal hak, usul kurallarımızı belirleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 ile "Hukuki dinlenilme hakkı" başlığı altında hukuk sistemimize yansıtılmıştır. Madde metnine göre davanın tarafları, yargılamayla ilgili her türlü bilgiyi mahkemeye sunma, açıklama yapma, iddia ve savunmalarını ispat etme hakkına mutlak surette sahiptir. Silahların eşitliği ilkesi gereğince taraflara adaletin görünür kılınmasını sağlayacak şekilde eşit ispat imkânı tanınması adil yargılanmanın temel şartıdır.
Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 hükmü mahkemelere, gösterilen tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle ispat edilmek istenen hususta yeterli derece ve nitelikte bilgi edinilmesi hâlinde geri kalan tanıkların dinlenmemesine karar verme yetkisi tanımaktadır. Ancak kanun koyucunun bu maddeyi ihdas etmesindeki yegane amaç, davayı gereksiz yere uzatma niyetiyle hareket eden tarafın kötü niyetli çabalarını önlemektir. Haklı işçilik alacaklarına bir an önce kavuşmak isteyen bir işçinin davasını kasten uzatma amacıyla hareket etmeyeceği mantığı göz önüne alınarak bu usuli kuralın son derece istisnai olarak uygulanması esastır. Türk hukuk sistemimizde, işverenle husumeti veya işverene karşı devam eden bir davası bulunan işçilerin tanık olarak dinlenemeyeceğine dair herhangi bir kanuni yasak bulunmamaktadır ve hâkim, sunulan tüm tanık beyanlarını serbestçe takdir yetkisine sahiptir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, davacı işçi iddialarını ispatlamak amacıyla mahkemeye on kişilik kapsamlı bir tanık listesi sunmuş, ancak ilk derece mahkemesi bu tanıklardan yalnızca ikisini dinleyerek yargılamayı nihayete erdirmiştir. Mahkeme kararının gerekçesinde, dinlenmeyen tanıkların işverenle husumetli olmaları, seri dosyalarda bizzat davacı konumunda bulunmaları veya şikayet konusu arabuluculuk sürecine bizzat şahit olmamaları gibi hususlara dayanılmış ve bu kişilerin dinlenmesinin dosyanın esasına herhangi bir katkı sağlamayacağına kanaat getirilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi de bu şekli gerekçeyi uygun bularak işçinin istinaf başvurusunu reddetmiştir.
Ancak Yargıtay tarafından yapılan titiz incelemede, mahkemenin tanıkları dinlemekten kaçınması usule ve kanuna açıkça aykırı bulunmuştur. Özellikle duruşma salonu dışında hazır edilen ve dinlenmeleri ısrarla talep edilen tanıkların, sırf yargılamayı uzatma amacı taşıdıkları gerekçesiyle reddedilemeyeceği vurgulanmıştır. Mahkemenin, bir yandan dinlenen iki tanığın beyanları doğrultusunda ispatın tam olarak gerçekleşmediğini belirtmesi, diğer yandan ise yeni tanık dinlemeyi reddetmesi büyük bir çelişkidir. Esasen bu durum, mahkemenin olay hakkında henüz yeterli bilgi edinemediğinin en somut göstergesidir. Yeterli kanaat oluşmamışken geri kalan tanıkların dinlenmesinden vazgeçilmesi, kanunun açık amacına tamamıyla terstir.
Bununla birlikte, davalı işverenle davası veya husumeti bulunan kişilerin tanık olarak dinlenemeyeceğine dair usul hukukumuzda herhangi bir yasal kural kesinlikle mevcut değildir. Hâkimin asli görevi, bu kişilerin tanıklıklarını peşinen geçersiz sayarak reddetmek değil, tüm beyanları bizzat dinledikten sonra dosyadaki diğer delillerle birlikte maddi gerçeği aramak üzere serbestçe takdir etmektir. Mahkemenin, davacının diğer tanıklarını dinlemeden eksik incelemeyle karar vermesi, davacının anayasal ispat hakkını ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal etmiştir. Ek olarak, arabuluculuk tutanağının iptali talebine ilişkin olarak davacının kıdem ve ihbar tazminatı farklarına yönelik uyuşmazlıklar konusunda eksik değerlendirme yapılması da bozma nedenleri arasında sayılmıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hukuki dinlenilme hakkının kısıtlanması ve davanın eksik incelemeyle sonuçlandırılması nedenleriyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.