Anasayfa Makale Ücretsiz İznin Temelleri ve İş Hukukunda Askı...

Makale

Ücretsiz İznin Temelleri ve İş Hukukunda Askı Hali Teorisi

İş hukuku*nda ücretsiz izin, iş sözleşmesinin asli edimlerinin geçici ifa imkânsızlığı veya taraf iradeleriyle yerine getirilmemesi durumunda sözleşmeyi ayakta tutan temel bir askı halidir. Bu makalede ücretsiz iznin kavramsal temelleri, kurucu unsurları ve askı hali teorisi* kapsamındaki hukuki niteliği detaylı bir şekilde incelenmektedir.

İş ilişkilerinde istikrarın ve devamlılığın sağlanması, hem bireysel ölçekte işçinin korunması hem de toplumsal düzeyde makroekonomik çalışma barışının sürdürülmesi için büyük bir önem taşımaktadır. Sürekli borç ilişkisi doğuran iş sözleşmelerinde zaman zaman tarafların asli edimlerini yerine getirmelerini engelleyen öngörülemez durumlar ortaya çıkabilmektedir. Geleneksel borçlar hukuku yaklaşımına göre, sözleşmeden doğan asli edimlerin kusursuz olarak yerine getirilememesi, fesih veya dönme gibi sözleşmeyi kesin olarak sona erdiren yollara başvurulmasına neden olabilecektir. Ancak iş hukukunun yapıtaşı olan işçiyi koruma ve iş sözleşmesinin sürekliliği ilkeleri gereği, daha esnek bir hukuki koruma mekanizmasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu hayati ihtiyaç, iş sözleşmesinin derhal sona erdirilmeden geçici olarak devam ettirilebilmesi için hukuk doktrinince geliştirilen askı hali teorisi ile tam olarak karşılanmaktadır. Askı hali teorisinin merkezinde yer alan ve iş ilişkisinin devamlılığını garanti altına alan kurumlardan biri olan ücretsiz izin, hukuki temeli, katı kurucu unsurları ve askı haliyle olan teorik ilişkisi bakımından iş hukukunun temel yapıtaşları arasında yer alır. İşveren ile işçi arasındaki temel iş görme borcu ve ücret ödeme yükümlülüğünün geçici olarak durmasını meşru kılan bu kurum, iş güvencesinin kilit noktasıdır.

Ücretsiz İznin İş Hukukundaki İşlevi ve Kavramsal Çerçevesi

Ücretsiz izin kurumu, iş hukukunun temel doğası gereği işçi ve işveren arasındaki hassas menfaat dengesinin özenle korunması bakımından oldukça önemli ve pratik bir işleve sahiptir. İşçinin veya işverenin belirli ve geçici durumlarda iş sözleşmesinden doğan asli ve hayati borçlarını ifa edememesi halinde sözleşmenin acımasızca doğrudan feshedilmesi, her iki taraf için de telafisi imkansız ve ağır sonuçlar doğuracaktır. Geleneksel ve katı borçlar hukuku yaklaşımlarının aksine modern iş hukukundaki ücretsiz izin uygulaması, özellikle makroekonomik dalgalanmalar, hammadde tedarik krizleri, salgın hastalıklar veya işçinin özel hayatında ortaya çıkan olağanüstü sağlık sorunları gibi dönemlerde devreye girmektedir. Bu tür kriz veya özel acil ihtiyaç dönemlerinde ücretsiz izin, işçinin tamamen işsiz kalmasını ve gelir güvencesinden sonsuza dek yoksun olmasını önleyen çok güçlü bir kalkan vazifesi görür. İşveren açısından ise geçici olarak ağır mali yükümlülüklerden kurtularak işletmesinin batmasını engelleyen ve ticari faaliyeti ayakta tutan bir esneklik aracı olarak işlev gösterir. Bu yönüyle ücretsiz izin, sadece tarafların dar menfaatlerini korumakla kalmaz, aynı zamanda makro düzeyde işgücü piyasasında istikrarın sağlanması gibi ulusal hedeflere doğrudan hizmet eder.

Mevzuatımızda ve çalışma hukukunda ücretsiz iznin tüm sınırlarını, sonuçlarını ve türlerini tek bir çerçevede net olarak belirleyen bütüncül ve tek bir yasal tanım maalesef bulunmamaktadır. Yürürlükteki İş Kanunu, yalnızca bazı spesifik ve özel durumlar için parça parça düzenlemelere yer vermiş, ancak kurumun genel bir kavramsal çerçevesini mevzuata dercetmemiştir. Hukuk öğretisindeki yerleşik yaklaşımlar ve Yargıtay içtihatları ışığında ücretsiz izin; kanunda bizzat öngörülen meşru sebeplerin ortaya çıkması veya tarafların anayasal sözleşme özgürlüğü kapsamında karşılıklı anlaşması neticesinde, işçinin makul ve geçici bir süre için iş görme edimini ifa etmemesi, buna karşılık işverenin de bu süreye ilişkin temel ücreti ödemek zorunluluğundan muaf olması durumu olarak tanımlanmaktadır. İzinde hukuken esas olan, sıkı sıkıya bağımlı iş görmeyi içeren bir ilişki içerisinde, hiyerarşik üst veya kanun tarafından çalışana fiilen işe gelmeme meşru imkânının tanınmış olmasıdır. İşçinin hiçbir haklı veya meşru sebebe dayanmaksızın işe gitmemesi asla ücretsiz izin kapsamında değerlendirilemez; bu eylem açıkça haksız devamsızlıktır. Ücretsiz izinde ise sözleşme feshedilmez, sadece asli edimlerin ifası geçici olarak dondurulur ve sözleşme uyku modunda varlığını korur.

Ücretsiz İznin Kurucu Unsurları

Bir iş sözleşmesinde taraflar arasında beliren herhangi bir geçici iş görmeme halinin hukuki anlamda tam ve eksiksiz bir ücretsiz izin olarak nitelendirilebilmesi için, öğreti tarafından sınırları çizilmiş belirli kurucu unsurların kümülatif olarak bir arada bulunması mutlak bir şarttır. Bu sıkı unsurlar olmaksızın fiili olarak ortaya çıkan bir iş görmeme durumu, hiçbir zaman ücretsiz izin hukuki şemsiyesi altına giremez. Nitekim bu tarz durumlara, somut olayın niteliğine göre alacaklı işveren temerrüdü, işçinin haksız devamsızlığı veya tamamen farklı bir müessese adı verilir. Doktrinde ve yargı uygulamasında genel kabul gören ve ücretsiz iznin sağlam iskeletini eksiksiz oluşturan dört kurucu unsur şunlardır:

  • Geçerli bir irade beyanının (tek taraflı bildirim veya anlaşma şeklinde) açıkça bulunması,
  • Doğrudan kanundan kaynaklanan veya taraflarca sözleşme özgürlüğü kapsamında kabul edilen meşru sebebin varlığı,
  • İş sözleşmesinin varoluş sebebi olan asli edimlerinin (iş görme ve ücret ödemenin) eylemli olarak yerine getirilmemesi,
  • Meşru sebep ile asli edimlerin yerine getirilmemesi arasında kesin ve uygun bir illiyet bağının bulunması. Bu şartların bütünü, ayrılığın meşruiyetini oluşturur.

Ücretsiz izni hukuk düzeninde karakterize eden ve diğer kurumlardan kesin çizgilerle ayıran en temel kurucu unsur, hiç şüphesiz geçerli bir irade beyanıdır. İşçi sağlığını veya toplumu ilgilendiren diğer mecburi ve zorunlu durumlarda genellikle insan iradesi dışında fiilen gelişen objektif bir fiziki imkânsızlık durumu söz konusuyken, ücretsiz izinde taraflardan en az birinin veya duruma göre her ikisinin özgür ve açık bir iradesinin bulunması şartı aranır. Bu kritik irade unsuru, ya tarafların serbest iradeleriyle ücretsiz izin konusunda demokratik bir mutabakata varmaları şeklinde ya da kanun koyucunun hak sahibi tarafa tanıdığı tek taraflı bozucu yenilik doğuran irade beyanını kullanması biçiminde hukuken tezahür eder. Ayrıca, işçinin veya işverenin kanuni çalışma ya da çalışmama konusunda hukuken ve fiilen gerçek bir seçim imkânına sahip olması zorunludur. İrade unsurunun tamamlayıcısı olarak, ortada mutlaka hukuken korunmaya değer meşru ve makul bir sebebin bulunması da gereklidir. Bu meşru sebebin varlığı, özellikle tek taraflı irade beyanıyla kurulan iş ilişkilerinde hakkın açıkça kötüye kullanılmasını engelleyen en önemli fren ve denge mekanizması olarak hayati bir işlev görmektedir.

İlliyet Bağı ve Asli Edimlerin Durması

Asli edimlerin eylemli olarak yerine getirilmemesi unsuru, ücretsiz izni diğer sıradan iş hukuku veya medeni hukuk uygulamalarından ayıran en belirgin tanımlayıcı özelliklerden bir diğeridir. Modern iş sözleşmelerinde yer alan tam karşılıklı borç yükleyen yapı gereği, işçi iş görme borcunu yerine getirmediğinde işveren de kural olarak temel ücreti ödemek zorunda bırakılamaz. Ancak ücretsiz izinde her iki tarafın asli edimlerinin bu şekilde durması, kesin, kalıcı ve mutlak bir ifa engeli manasına gelmez; bu sadece ve sadece geçici nitelikte bir ifa engelidir. Şayet ortadaki bu ifa engeli bir süre sonra süreklilik ve kalıcılık kazanırsa, artık o noktadan itibaren iş sözleşmesinin askıda kalmasından söz edilemez; durum fiili veya hukuki kalıcı imkânsızlık sebebiyle sözleşmenin tamamen sona ermesine dönüşür. Son analizde, işçinin işyerinde iş görmemesi ile işverenin bunun karşılığında ücret ödememesi durumu, rastlantısal olamaz; bizzat ortadaki meşru sebepten ve bu sebebe sıkı sıkıya dayanan geçerli irade beyanından kaynaklanmak zorundadır. Kısacası, öne sürülen meşru sebep ile asli edimlerin ifa edilmemesi arasında mantıksal, hukuki ve sıkı bir uygun illiyet bağı bulunması zaruridir.

Askı Hali Teorisi ve Hukuki Zemin

Modern iş hukukunda ücretsiz iznin tüm dogmatik ve kavramsal temelini, kökleri esasen klasik borçlar hukuku doktrinine dayanan ancak zamanla tamamen iş hukukunun nev-i şahsına münhasır dinamikleriyle baştan aşağı şekillenen askı hali teorisi oluşturmaktadır. Bilindiği gibi, taraflar arasında çok uzun süreli ve sürekli bir borç ilişkisi doğuran iş sözleşmelerinde, zaman zaman tarafların mutlak edimlerini yerine getirmelerini geçici bir süreliğine engelleyen olağanüstü imkânsızlıklar veya ifanın taraflardan hakkaniyetle beklenemez hale geldiği zor durumlar muhakkak yaşanabilir. Katı medeni hukukun geleneksel kuralları, kural olarak edimlerin ifasının sonradan imkânsızlaşması durumunda taraflar arasındaki borcun ve sözleşmenin tamamen sona ereceğini sert bir dille öngörür. Ancak bu tavizsiz ve katı kuralın, insan emeğini, onurunu ve kişiliğini doğrudan konu alan, işçinin hayattaki tek ve yegane geçim kaynağı olan iş sözleşmelerine doğrudan, körü körüne uygulanması son derece ağır, yıkıcı ve trajik sonuçlar doğuracaktır. Sırf kısa süreli bir hastalık, zorunlu bir askerlik veya geçici krizler nedeniyle iş sözleşmesinin derhal ve acımasızca feshedilmesi, modern sosyal devletin ve iş hukukunun varlık nedeni olan işçiyi koruma düşüncesine bütünüyle aykırıdır.

İşte geleneksel borçlar hukukunun yarattığı bu derin ve ağır adaletsizliği kalıcı olarak gidermek amacıyla hukuk sistemimize kazandırılan askı hali teorisi, geçici ifa engelleri karşısında iş sözleşmesinin apar topar ve derhal sona ermesini kesinlikle engelleyerek, sözleşmeyi belirli bir süreliğine geçici olarak uyku durumuna geçirir. Bu güçlü ve işçi dostu teoriye göre, ifanın veya ifayı kabulün geçici olarak imkânsız yahut katlanılamaz hale geldiği, durumun tarafların ağır kusuruna isnat edilemediği hallerde, iş sözleşmesi hukuken ve fiilen tüm varlığını, ağırlığını korumaya sağlam bir şekilde devam eder. Sözleşme ortadan aniden kalkmaz, yalnızca ve sadece tarafların birbirlerine karşı olan asli ve karşılıklı temel borçları dondurulur. Geçici engelin tamamen ortadan kalkmasıyla birlikte sözleşme kendiliğinden yeniden canlanır, uyanır ve o eski tam işlerliğine eksiksiz kavuşur. Askı hali, sadece objektif bir fiziksel ulaşılamazlık veya imkansızlık durumunda değil, hukuken veya ahlaken taraflardan ifanın beklenmesinin hakkaniyet gereği mümkün olmadığı manevi imkânsızlık durumlarında da çok geniş bir uygulama alanı bulur. Bu durum, işçi ile işveren arasındaki ilişkinin insani ve sosyal boyutunu merkeze alan oldukça yenilikçi bir mekanizmadır.

Ücretsiz İznin Askı Haliyle İlişkisi ve Hukuki Niteliği

Ücretsiz iznin hukuki niteliği, bugün iş hukuku doktrininde ve yerleşik Yargıtay içtihatlarında da hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak biçimde kesin olarak kabul edildiği üzere, iş sözleşmesinin geçici bir süre için bütünüyle askıya alınmasıdır. Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse ücretsiz izin, askı halinin özel birtakım hukuki koşullara ve doğrudan insan iradesine bağlanmış en belirgin, en karakteristik görünüm biçimlerinden biridir. Askı hali teorisinin temel taşları olarak kabul ettiğimiz geçici ifa imkânsızlığı veya ifanın beklenemezliği gibi derin olgular, ücretsiz izinde de vücut bulur. Ancak hukuk pratiğinde ücretsiz izni; grev, lokavt, zorlayıcı nedenler veya ciddi hastalık gibi diğer klasik ve bilindik askı hallerinden ayıran çok kalın ve kesin bir ayırıcı sınır çizgisi vardır. Zira diğer askı hallerinde genellikle tarafların özgür iradesi dışında kendiliğinden gelişen objektif ve dışsal bir olay (örneğin yangın, sel veya salgın) sözleşmeyi otomatik ve zorunlu olarak askıya alır. Oysa ücretsiz izin mekanizmasında, askı halini fiilen tetikleyen yegane temel güç doğrudan doğruya tarafların ortaya koyduğu bilinçli irade açıklamasıdır. Sırf engel var diye kurum kendiliğinden devreye girmez.

Sonuç olarak ücretsiz izin, iş sözleşmesinin asli unsurları olan iş görme ve işverene ait ücret ödeme borcunun belirli bir nedene istinaden geçici olarak durduğu ancak hukuki güven bağının kesinlikle koparılmadığı, dogmatik temellerini askı hali teorisinden alan hayati bir iş hukuku kurumudur. Geleneksel borçlar hukukunun katı fesih veya dönme kurallarını sosyal adalet lehine esneterek iş ilişkisinde uzun vadeli devamlılığı sağlayan bu müessese, ticari işletmelerin operasyonel krizlerdeki esneklik ihtiyacına yanıt vermekte ve işçilerin değerli iş güvencesini koruyarak anayasal güvence altındaki temel haklarını kullanabilmelerine zemin hazırlamaktadır. İrade beyanı, meşru sebep, asli edimlerin durması ve illiyet bağı gibi kümülatif kurucu unsurlarıyla sınırları net biçimde çizilen ücretsiz iznin, diğer tüm askı hallerinden farkını ortaya koyan başat irade faktörü, bu kurumun çağdaş iş hukukundaki kendine has niteliğini en mükemmel şekilde yansıtır. İş hayatındaki karmaşık hukuki ihtilafların ve potansiyel adaletsiz mağduriyetlerin yargı önünde önlenmesinde, yan edimler ve sadakat boyutunu da içeren bu teorik temellerin hukukçular tarafından derinlemesine kavranması büyük bir hukuksal önem taşır.

9 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: