Anasayfa Makale Posthümanist Hukukta Türcülük Ve Hayvan Fâilliği

Makale

Bu makale, posthümanizmin insan merkezci hukuk anlayışına getirdiği eleştirileri, türcülük kavramını ve hayvan fâilliği tartışmalarını hukuki perspektifle inceler. İnsan-hayvan sınırlarının kalkmasıyla beliren yeni özne tanımları, adalet arayışları ve fâillik statüleri, modern hayvan hakları hukukunun geleceğini şekillendirmektedir.

Posthümanist Hukukta Türcülük Ve Hayvan Fâilliği

Geleneksel hukuk sistemleri, tarih boyunca hak ehliyetini ve fâilliği yalnızca insana hasrederek, insanı evrenin ve hukukun yegâne öznesi olarak konumlandırmıştır. Ancak günümüzde hızla yükselen posthümanist felsefe, hukukun dayandığı bu insan merkezci temelleri kökten sarsmaktadır. Posthümanizm, insanın evrendeki merkezi konumunun tarihsel bir kurgu olduğunu savunarak, insan ile insan dışı varlıklar arasındaki hiyerarşik sınırları geçersiz kılmayı amaçlar. Bu düz ontoloji anlayışı, yalnızca ayrıcalıklı bir insan zümresinin çıkarlarını koruyan mevcut sistemleri açıkça eleştirir. hayvan hukuku pratiği açısından bu dönüşüm son derece kritiktir; zira posthümanist yaklaşım, hayvanları nesne statüsünden çıkarıp, onları da eyleyici birer fâil olarak hukukun merkezine taşımayı teklif etmektedir. İnsan ile hayvan arasındaki kategorik sınırların bilimsel gelişmelerle aşıldığını belirten bu akım, hukuki öznelliğin baştan tanımlanmasını zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla türcülük karşıtı bu yeni zemin, hayvan hakları mücadelesinde devrim niteliğinde hukuki argümanlar sunmaktadır.

Hukuki Bir Problem Olarak Türcülük Kavramı

Modern hukukun en tartışmalı alanlarından birini oluşturan türcülük, posthümanist kuramcılar tarafından cinsiyetçilik ve ırkçılıkla aynı seviyede adaletsiz bir ayrımcılık biçimi olarak kabul edilmektedir. İnsanın ontolojik statü bakımından diğer canlılardan üstün olduğunu iddia etmek, doğrudan hayvanların ve insan dışı varlıkların sömürülmesine hukuki ve toplumsal bir zemin hazırlamaktadır. Bir varlığa yönelik muamele ve tanınan hakların yalnızca onun türsel üyeliği üzerinden belirlenmesi, temel eşitlik ve adalet ilkeleriyle çelişir. Hayvan hukuku bağlamında türcülük, hayvanların temel yaşamsal ve hukuki menfaatlerinin, sırf insan türüne ait olmadıkları için göz ardı edilmesine neden olmaktadır. posthümanist felsefe, bu eşitsizliği ortadan kaldırmak için, "insan onuru" veya "insan üstünlüğü" gibi geleneksel doktrinlerin yerini, doğadaki tüm eyleyici türleri kapsayan çoğulcu bir adalet arayışına bırakması gerektiğini vurgular. Bu yaklaşım ışığında, türcülük pratikleri sadece etik bir tartışma konusu değil, doğrudan bir hukuk ihlali olarak değerlendirilmelidir.

Hayvan Fâilliğinin (Agency) Yeniden İnşası

Klasik hukuk felsefesinde fâillik; bilinç, niyet ve irade gibi tamamen insana özgü kabul edilen kapasiteler üzerinden tanımlanagelmiştir. Ancak eyleyici gerçekçilik teorisini savunan posthümanist düşünürler, fâilliği yalnızca insana ait bir nitelik olmaktan çıkarıp, onu dünyayı yeniden yapılandıran dinamik bir "icra" veya "edimsellik" olarak yeniden tasvir etmiştir. Bu yaklaşıma göre, hayvan bedenleri ve eylemlilikleri ekosistem içinde pasif birer nesne değil, aktif birer katılımcı ve fâildir. Geleneksel özne-nesne ikiliğinin aşılması, hukukun hayvanları korunan pasif mülkiyet unsurları yerine, kendi eylemsellikleri olan hukuki özneler olarak tanımasını zaruri kılar. Posthümanist teori, hayvanların sadece insanların merhametini tetikledikleri için değil, bizatihi evrenin eyleyici aktörleri oldukları için yasal statü hak ettiklerini ileri sürer. Eylem ve fâillik kavramlarının salt insan tekelinden çıkarılması, hayvanların hak özneliği tartışmalarında çok güçlü ve tutarlı bir doktrinel zemin sunmaktadır.

Posthümanist Paradigmanın Hukuk Sistemlerine Etkisi

İnsan dışı varlıkların fâil olarak kabul edilmesi, mevcut antroposentrik hukuk sistemlerinin yapısını derinden dönüştürme potansiyeline sahiptir. Posthümanizmin hukuka en belirgin yansıması, hayvanların mülkiyet nesnesi olmaktan çıkarılıp hak süjelerine dönüştürülmesi tartışmalarında görülmektedir. Hukukta kişi olmak ile hak ehliyetine sahip olmak eşanlamlı kabul edildiğinden, hayvanlara yönelik koruma rejimleri salt bir refah yaklaşımından haklar seviyesine evrilmektedir. Posthümanist yaklaşımın hayvan hukuku pratiğine sağlayacağı başlıca teorik dönüşümler şu şekilde sıralanabilir:

  • Hayvanların pasif mülkiyet nesneleri statüsünden çıkarak aktif hukuki fâiller ve özneler olarak konumlandırılması.
  • Türsel aidiyete dayalı ayrımcı yasal düzenlemelerin yerini çoğulcu ve eşitlikçi bir hukuki adalet anlayışına bırakması.
  • Yalnızca biyolojik insan etrafında şekillenen dar hak ehliyeti kavramının insan dışı eyleyicileri de kapsayacak biçimde genişletilmesi.

Bu bağlamda posthümanizm, geleneksel hukukun sömürüyü meşrulaştıran normatif sınırlarını yıkarak, yeryüzündeki tüm varlıkların birer hukuki paydaş olarak değerlendirildiği yeni bir sistemin kapılarını aralamaktadır.

3 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: