Anasayfa/ Makale/ Mobbingin Kavramsal Çerçevesi ve Hukuki Sınırları

Mobbingin Kavramsal Çerçevesi ve Hukuki Sınırları

İş hayatında sıkça karşılaşılan mobbing, psikolojik şiddet ve yıldırma eylemlerini içeren hukuki bir kavramdır. Bu makalede, mobbingin tarihçesi, farklı disiplinlerdeki tanımları, unsurları ve yönetim hakkının kötüye kullanımı, zorbalık, çatışma gibi benzer kavramlarla olan ince sınırları hukuki bir perspektifle analiz edilmektedir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:

Günümüz çalışma hayatında en çok tartışılan konuların başında gelen mobbing kavramı, salt bir iletişim problemi olmanın ötesinde, çalışanların ruhsal ve bedensel bütünlüğünü doğrudan hedef alan sistematik bir psikolojik şiddet sürecidir. Hukuk terminolojisinde zaman zaman iş yerinde psikolojik taciz, bezdiri veya yıldırma gibi farklı isimlerle de anılan bu olgu, yalnızca mağduru değil, tüm iş yeri ekosistemini derinden sarsmaktadır. Bir mobbing hukuku avukatı olarak belirtmek gerekir ki; her olumsuz davranışın veya her iş yeri uyuşmazlığının mobbing olarak nitelendirilmesi hukuken mümkün değildir. Zira bu kavramın, uzman psikologlar ve hukukçular tarafından çizilmiş oldukça net kavramsal sınırları ve yapısal özellikleri bulunmaktadır. Makalemizde, mobbingin tarihsel gelişim sürecine, literatürde kabul gören farklı tanımlarına ve özellikle bu olguyu iş yerinde stres, çatışma veya yönetim hakkının kötüye kullanımı gibi diğer benzer kavramlardan ayıran ince hukuki çizgilere detaylıca yer vereceğiz. Amacımız, bu karmaşık sürecin hukuki bir perspektifle analiz edilmesi ve kavramın doğru zeminine oturtulmasıdır.

Mobbing Kavramının Tarihsel Gelişimi ve Terminolojisi

Mobbing kelimesinin kökeni, İngilizce bir sözcük olan ve kalabalıkların saldırgan tutumunu ifade eden mob kökünden gelmektedir. Kavramın bilimsel arenada ilk kez kullanılması ise bin dokuz yüz altmış üç yılında etolog Konrad Lorenz tarafından, hayvan davranışlarını açıklamak amacıyla gerçekleşmiştir. İlerleyen yıllarda doktor Peter Paul Heinemann bu terimi çocuklar arasındaki yıkıcı davranışlar için kullanmıştır. Ancak kavramın bugünkü hukuki ve çalışma hayatına özgü anlamına kavuşması, bin dokuz yüz seksen dört yılında Psikolog Heinz Leymann ve B. Gustavsson’un çalışmalarıyla olmuştur. Leymann, mobbingi iş hayatında bir veya birkaç kişinin bir başkasına yönelik olarak gerçekleştirdiği düşmanca ve etik olmayan sistematik davranışlar bütünü olarak tanımlamıştır. Türk hukukunda ise kavram karşılığı olarak genellikle iş yerinde psikolojik taciz, yıldırma veya bezdiri terimleri tercih edilmektedir. Bir hukukçu gözüyle, bu terim çeşitliliği zaman zaman uygulamada kafa karışıklığı yaratsa da ihlal edilen hukuki değerin ruh sağlığı ve insan onuru olduğu açıktır.

Uzman Görüşleri Işığında Mobbingin Unsurları ve Modelleri

Literatürde mobbingin birçok farklı tanımı bulunmasına rağmen, hukuki uyuşmazlıkların çözümünde Heinz Leymann ve Harald Ege tarafından geliştirilen modeller temel alınmaktadır. Leymann, mobbingin varlığından söz edebilmek için, mağdurun kendini ifade etmesini engelleyen, sosyal ilişkilerini zedeleyen veya mesleki durumunu olumsuz etkileyen davranışların, en az altı ay boyunca ve haftada en az bir kez gerçekleşmesi gerektiğini belirtmektedir. Psikolog Harald Ege ise konuyu daha da somutlaştırarak mobbingi yedi temel unsura ayırmıştır. Bu unsurlar; eylemlerin iş yerinde gerçekleşmesi, davranışların sıklığı, süresi, çeşitli davranış türlerini içermesi, taraflar arasında konum farkı olması, sürecin aşamalı ilerlemesi ve en önemlisi zulmetme amacının bulunmasıdır. Ege ayrıca, eylemlerin daha sık aralıklarla üç ay süresince yapıldığı hızlı mobbing kavramını da literatüre kazandırmıştır. Bu modeller, davranışların sürekliliğini ve kasıt unsurunu ortaya koyarak uyuşmazlıkların hukuki zeminde ispatlanması açısından kritik bir işleve sahiptir.

Mobbingi Benzer Kavramlardan Ayıran Hukuki Sınırlar

İş hayatında her olumsuz durum mobbing değildir; eylemlerin hukuki sınırlarının doğru çizilmesi şarttır. Bu noktada en çok karıştırılan hususlardan biri yönetim hakkının kötüye kullanımı olgusudur. İşverenin yasalarla çerçevesi çizilmiş yönetim hakkı mevcuttur; ancak bu hak işçinin kişilik haklarını zedeleyecek şekilde, örneğin sürekli anlamsız görevler vererek kullanıldığında mobbingin bir parçası haline gelir. Benzer şekilde, iş yerinde çatışma da sıkça karşılaşılan bir durumdur. Ancak çatışmada taraflar arasında nispeten eşit bir güç varken ve işin yapılışıyla ilgili bir anlaşmazlık söz konusuyken, mobbingde taraflar arasında bariz bir güç dengesizliği bulunur ve doğrudan çalışanın kişiliği hedef alınır. İş yeri stresi ve iş yerinde kabalık da genellikle genel bir davranış biçimi veya dış etkenlerin sonucu olarak ortaya çıkar, ancak mobbingdeki gibi belli bir kişiyi hedef alan, kasıtlı ve sistematik bir yıldırma süreci içermezler.

Leymann Psikolojik Terör Kataloğuna Göre Davranış Grupları

Leymann tarafından geliştirilen ve mobbingin ispatında büyük önem taşıyan psikolojik terör kataloğu, iş yerinde karşılaşılan yıldırma davranışlarını, mağdur üzerindeki etkilerine göre beş ana grupta sınıflandırmaktadır. Bu sınıflandırma, mahkemelerdeki iddiaların temellendirilmesinde önemli bir rehberdir. Mobbing olarak nitelendirilebilecek eylemlerin grupları şunlardır:

  • İletişim Kurma Olanağına Yönelik Etkiler: Söz kesme, sürekli eleştirme ve kendini ifade etme hakkını kısıtlama.
  • Sosyal İlişkilere Yönelik Etkiler: Çalışanla konuşmayı kesme ve onu izole bir ortamda çalışmaya zorlama.
  • Kişisel İtibara Yönelik Etkiler: Asılsız söylentiler yayma, alay etme ve küçük düşürücü isimler takma.
  • Mesleki Duruma Yönelik Etkiler: Hiç görev vermeme veya kişinin niteliklerinin çok altında ya da üstünde anlamsız işler yükleme.
  • Sağlığa Yönelik Etkiler: Fiziksel olarak yorucu işlere zorlama veya doğrudan fiziksel şiddet tehdidi.

Sistematik Yıldırma Süreci ve Hukuki Değerlendirme

Görüldüğü üzere, mobbing kavramı sadece genel bir huzursuzluk hali değil, sistematik ve planlı bir dışlama ve yok etme stratejisidir. Aynı zamanda, ısrarlı takip veya cinsel taciz gibi bağımsız suç tipleri de mobbing sürecinin bir aracı olarak kullanılabilir. Ancak burada asıl ayırıcı unsur, tüm bu hukuka aykırı davranışların birleşerek çalışanı işten bezdirme ve istifaya zorlama gibi belli bir zulmetme amacı etrafında şekillenmesidir. Dolayısıyla, iş yerinde zorbalık veya basit sataşmalar münferit olaylar olarak kalırken; mobbing, zamana yayılan ve giderek şiddetlenen yıkıcı bir süreci ifade eder. Etkili bir hukuki koruma sağlanabilmesi için, maruz kalınan davranışların bu zorlu testlerden geçirilerek kavramsal sınırların içinde kalıp kalmadığının titizlikle değerlendirilmesi gerekmektedir.

Patronum bana sürekli bağırıp kötü davranıyor, bu mobbing sayılır mı? expand_more
İş hayatında karşılaştığınız her olumsuz durum veya genel iş yeri stresi hukuken mobbing olarak nitelendirilemez. Bir davranışın mobbing sayılabilmesi için yöneticinizin eylemlerinin kasti, sistematik ve doğrudan kişiliğinizi hedef alan bir yıldırma süreci olması gerekmektedir. Aranızda bariz bir güç dengesizliği varsa ve bu kötü muamele bir zulmetme amacı taşıyarak zamana yayılmışsa hukuki süreç başlatılabilir. Aksi takdirde bu durum, genel bir nezaketsizlik veya işin yapılışıyla ilgili basit bir iş yeri çatışması olarak değerlendirilecektir.
Bana sürekli anlamsız işler veriliyor veya hiç iş verilmiyor, ne yapmalıyım? expand_more
İşverenin veya yöneticilerin size hiç görev vermemesi ya da niteliklerinizin çok altında veya üstünde anlamsız işler yüklemesi, mesleki durumunuza yönelik bir psikolojik terör eylemidir. İşverenlerin yasalarla sınırları çizilmiş yönetim hakları bulunsa da, bu hakkın kişilik haklarınızı zedeleyecek şekilde sürekli anlamsız görevler verilerek kullanılması hukuka aykırıdır. Bu durum, salt bir yönetimsel tercih değil, mobbingin bizzat bir parçası haline gelir. Bu eylemler, sizi işten bezdirme ve istifaya zorlama gibi belli bir zulmetme amacı etrafında planlı şekilde yürütülüyorsa yasal haklarınızı arayabilirsiniz.
İş yerindeki baskının dava edilebilmesi için ne kadar sürmesi gerekir? expand_more
Hukuki uyuşmazlıkların çözümünde uzmanların geliştirdiği modellere göre, uygulanan psikolojik şiddetin süresi ve sıklığı ispat açısından oldukça kritiktir. Genel kabul gören Leymann modeline göre, maruz kaldığınız düşmanca ve sistematik davranışların en az altı ay boyunca ve haftada en az bir kez gerçekleşmesi aranmaktadır. Bununla birlikte, eylemlerin daha sık aralıklarla ve yoğun bir şekilde üç ay boyunca devam ettiği durumlar da hukuk terminolojisinde "hızlı mobbing" olarak kabul edilmekte ve mahkemelerce dikkate alınmaktadır. Uyuşmazlıkların hukuki zeminde başarıyla ispatlanabilmesi için bu süreklilik ve kasıt unsurunun varlığı titizlikle incelenmektedir.
İş arkadaşlarım benimle konuşmuyor ve dedikodumu yapıyor, dava açabilir miyim? expand_more
Hukuk literatüründeki psikolojik terör kataloğuna göre; çalışanla iletişimi kesme, onu izole bir ortamda çalışmaya zorlama, hakkında asılsız söylentiler yayma ve alay etme eylemleri kişisel itibara yönelik çok net mobbing davranışlarıdır. Bu eylemler tek seferlik basit sataşmalar boyutunu aşıp, sizi dışlayıp yok etmeyi hedefleyen planlı ve sistematik bir stratejiye dönüşmüşse hukuki yollara başvurabilirsiniz. Zira bu tür eylemler, salt bir iletişim problemi olmaktan çıkıp ruh sağlığınızı ve insan onurunuzu ihlal eden sistematik psikolojik şiddet süreci olarak kabul edilmektedir. Etkili bir hukuki koruma sağlanabilmesi için, maruz kalınan bu ihlallerin mutlaka kavramsal yasal sınırlar içinde değerlendirilerek ispatlanması şarttır.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir