Makale
İşyerinde psikolojik taciz olarak bilinen mobbing, çalışanların saygınlığını zedeleyen, sistematik ve kasıtlı eylemler bütünüdür. Bu yazıda, mobbingin hukuki tanımı, zorbalık veya normal işyeri çatışmalarından ayrılan yönleri ve bir eylemin hukuken mobbing sayılabilmesi için taşıması gereken temel unsurlar detaylıca incelenmektedir.
Mobbingin Hukuki Niteliği ve Unsurları
Çalışma hayatında bireylerin karşılaştığı en ciddi problemlerden biri olan mobbing (psikolojik taciz), yalnızca sosyolojik veya psikolojik bir olgu değil, aynı zamanda ciddi sonuçları olan hukuki bir ihlaldir. İşyerinde bir veya birden fazla kişinin, hedef seçtikleri bir çalışana yönelik sistematik, planlı ve sürekli bir biçimde gerçekleştirdiği düşmanca ve ahlak dışı davranışlar mobbing olarak tanımlanır. Hukuk sistemimizde, özellikle Türk Borçlar Kanunu kapsamında işçinin kişiliğinin korunması çerçevesinde değerlendirilen bu eylemler, işverenlerin gözetme borcuna aykırılık teşkil eder. Bir işyeri sorununun hukuken mobbing olarak nitelendirilebilmesi için eylemlerin anlık bir öfke veya sıradan bir işyeri çatışması olmaması, aksine hedef alınan kişiyi yıldırma ve işten uzaklaştırma amacı taşıması gerekmektedir. İşçi ve işveren arasındaki ilişkilerde güç eşitsizliğinin kötüye kullanılmasıyla ortaya çıkan bu psikolojik terör, bireyin onurunu ve mesleki itibarını zedeleyen kasıtlı bir süreç olarak hukuki zeminde kesin sınırlarla ayrılmaktadır.
Hukuki Açıdan Mobbing Kavramı ve Sınırları
Hukuk terminolojisinde işyerinde psikolojik taciz olarak adlandırılan mobbing, anlık bir tartışmanın veya olağan bir stres durumunun ötesinde, sürece yayılan bir olgudur. Hukuki açıdan bir eylemin mobbing sayılabilmesi için, eylemlerin sistematik olarak, belirli bir sıklıkta ve uzun bir zaman dilimi boyunca (örneğin en az altı ay) devam etmesi aranır. Sadece yöneticilerden astlara doğru değil, aynı zamanda eşit statüdeki çalışanlar arasında (yatay mobbing) veya astlardan yöneticilere doğru da gerçekleşebilir. Hukuk uygulamalarında mobbing, sıradan bir örgütsel çatışma durumundan kesin çizgilerle ayrılır; çatışmalar kişisel değerleri hedef alan, zarar verici ve etik dışı bir sürece evrildiğinde hukuken mobbing halini alır. Ayrıca, fiziksel şiddet veya cinsel taciz gibi anlık ve doğrudan eylemlerden farklı olarak, daha karmaşık ve sosyal dışlamayı içeren davranış örüntüleri şeklinde karşımıza çıkmaktadır.
Bir Eylemin Hukuken Mobbing Sayılabilmesinin Temel Unsurları
Bir çalışanın karşılaştığı olumsuz durumların adli makamlarca psikolojik taciz olarak değerlendirilebilmesi için bazı spesifik unsurların bir arada bulunması şarttır. Kişinin yalnızca alınganlık göstererek veya bencilce davranarak olağan yönetsel işlemleri mobbing sanması hukuken korunmaz. Bu noktada eylemlerin niteliği, süresi ve amacı belirleyici bir rol oynamaktadır. Hukuk disiplini bağlamında, bir eylem dizisinin mobbing olarak kabul görmesi için aşağıdaki özelliklerin tamamını veya büyük bir kısmını ihtiva etmesi beklenmektedir:
- Bilinçli ve sistematiklik: Davranışlar tesadüfi olmamalı, bilinçli, kasıtlı ve sistematik bir şekilde tekrarlanmalıdır.
- Yıldırma amacı: Temel gaye, mağduru pasif duruma getirmek, bezdirmek veya işten uzaklaştırmaktır.
- Kişilik haklarına saldırı: Eylemler mağdurun onurunu, fiziksel ve psikolojik sağlığını, mesleki itibarını ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkilemelidir.
- Görevin kötüye kullanılması: Genellikle güç eşitsizliğine dayalı olarak, sahip olunan otorite veya statünün kötüye kullanılması durumu bulunmalıdır.
- Objektif kanıtlanabilirlik: Davranışlar salt öznel değerlendirmelere dayanmamalı, makul ölçülerde kanıtlanabilir nitelikte olmalıdır.
Güç Eşitsizliği ve Kasıt Unsurunun Hukuki Önemi
Mobbing iddialarında ve hukuki değerlendirmelerde en çok üzerinde durulan kavramların başında güç dengesizliği ve kasıt gelmektedir. Hukuk otoriteleri, mobbing sürecinde taraflar arasında mağdur aleyhine açık bir güç eşitsizliğinin bulunduğunu kabul eder. Bu güç, her zaman hiyerarşik bir üstünlük olmak zorunda değildir; bazen çoğunluk olma, kıdemli olma veya yönetime yakın olma gibi faktörler de yatay düzlemde güç eşitsizliği yaratabilir. Kasıt unsuru ise, failin eylemlerini bir hedef doğrultusunda, yani mağduru psikolojik olarak yıpratmak ve çalışma ortamından dışlamak amacıyla gerçekleştirmesidir. Failin, sürekli eleştiride bulunma, anlamsız işler verme, iletişimi kesme veya asılsız söylentiler yayma gibi tekrarlayan eylemleri, bu kastın hukuki düzlemdeki dışavurumlarıdır. Dolayısıyla, süreç içinde mağdurun kişisel değerlerinin ve mesleki bütünlüğünün zedelenmesi, hukuki anlamda kastın ve sistematik baskının bir sonucu olarak değerlendirilir.