Anasayfa Makale Mal Rejimi Tasfiyesi, Değer Artış Payı Hesabı...

Makale

Aile hukukunda mal rejiminin tasfiyesi, eşler arası mali ilişkilerin adilce sonlandırılmasını sağlar. Bu makalede tasfiye sürecinin işleyişi, değer artış payı alacağının hukuki formüllerle hesaplanma yöntemleri, değerleme zamanı ve bu özel nitelikli davalarda uygulanması gereken on yıllık zamanaşımı süresi tüm detaylarıyla incelenmektedir.

Mal Rejimi Tasfiyesi, Değer Artış Payı Hesabı ve Zamanaşımı

Evlilik birliğinin sonlanmasının ardından eşlerin birbirleri üzerindeki mali haklarının tasfiyesi, aile hukukunun en teknik ve karmaşık süreçlerinden birini oluşturmaktadır. Edinilmiş mallara katılma rejiminin yasal mal rejimi olarak benimsenmesiyle birlikte, tasfiye süreci ve bu sürecin ayrılmaz bir parçası olan alacak haklarının hesaplanması büyük bir titizlikle yürütülmelidir. Tasfiye aşamasına geçilebilmesi için öncelikle mal rejiminin hukuken sona ermiş olması, yani evliliğin iptali, boşanma kararının kesinleşmesi, ölüm veya eşlerin kanunda belirtilen şekil şartlarına uyarak başka bir mal rejimini seçmiş olmaları gerekmektedir. Tasfiye anı, mülkiyet uyuşmazlıklarında referans noktası olarak kabul edilir ve kural olarak mal rejiminin sona ermesinden sonra açılan davanın karar tarihi olarak nitelendirilir, tüm hesaplamalar bu tarih itibarıyla güncel piyasa koşullarına göre yapılır. Mahkemelerce yürütülen bu süreçte amaç, eşlerin malvarlığı değerlerini tüm detaylarıyla tespit etmek, aktif ve pasif kalemleri birbirinden ayırmak ve yasanın öngördüğü muhasebesel denkleştirmeleri yaparak artık değer ve ortaya çıkan diğer yan alacakları adil bir düzlemde tespit etmektir. Doğru ve adil bir tasfiye işleminin yapılabilmesi için malın edinildiği tarih, piyasa rayiçleri, eşlerin birbirlerinin malvarlıklarına yasal çerçevede hangi oranda katkı sağladığı ve yasanın taraflara sunduğu on yıllık zamanaşımı süreleri gibi çok sayıda kritik unsurun, güncel Yargıtay kararları ve medeni hukuk tekniğine uygun biçimde değerlendirilmesi mutlak bir yasal zorunluluktur.

Mal Rejiminin Tasfiyesine İlişkin Genel Esaslar ve Aşama

Mal rejiminin sona ermesinin ardından eşler arasındaki maddi değerlerin paylaştırılması amacıyla geçilen tasfiye aşaması, usul hukuku bağlamında eşlerin birbirlerinde bulunan mallarını aynen geri almalarıyla başlar. Türk Medeni Kanunu gereğince, evlilik birliği içerisinde eşlerin tek başına kendi mülkiyet durumunu ispat edemedikleri malvarlığı değerleri, kanuni bir karine olarak paylı mülkiyete tabi kabul edilir ve tasfiye sırasında taraflar kanunda öngörülen paylaşım yollarından faydalanarak bu mülkiyeti çözümleyebilirler. Bu aşamada eşler, birbirlerine olan kişisel veya mal rejiminden kaynaklanan borçlarını ifa yahut takas yoluyla serbestçe düzenleme yetkisine sahiptirler. Tasfiyenin en önemli amacı, yasal sınırlar içerisinde mal gruplarını hukuki özelliklerine göre tespit edip, somut ve hesaplanabilir bir sonuca hızlıca ulaşmaktır. Edinilmiş mallara katılma rejiminde tasfiyenin konusu, kural olarak eşlerin evlilik süresince bedelini ödeyerek edindikleri edinilmiş mallarıdır; kişisel mallar ise kural gereği tasfiye hesaplamalarının bütünüyle dışında bırakılır, ancak mal grupları arasında değer kaymaları varsa tasfiye anında denkleştirme işlemlerinde dikkatlice gözetilirler.

Tasfiye esnasında yapılacak teknik hesaplamalarda hangi malın yasal olarak kişisel, hangisinin emek ürünü edinilmiş mal olduğunun ispatı ve tespiti davanın seyri açısından büyük bir önem taşır. Bu noktada aktif kalemleri, tasfiye sırasında mülkiyette mevcut olan edinilmiş mallar, yasaya göre elden çıkarıldığı için malvarlığına sanal olarak eklenecek değerler ve mal grupları arası denkleştirme alacakları oluşturur. Buna karşın, değer artış payı alacağı borçları ve eşlerin edinilmiş mallarına ilişkin üçüncü kişilere olan borçları da pasif kalemler olarak tasfiye aktifinden çıkarılır. Geriye kalan pozitif muhasebe bakiyesi artık değeri tam olarak ifade eder ve bu değer üzerinden tarafların katılma alacakları hukuken tespit edilerek yasal sınırda eşit paylaşım gerçekleştirilir. Hukuk tekniği bağlamında tasfiye, eşya hukukuna özgü ayni bir mülkiyetin devri sonucunu hiçbir şekilde doğurmaz, eşler arasında borçlar hukuku temelli şahsi bir hak niteliğinde olan para alacağı doğurur.

Eşler arasındaki bu mali takas ve denkleştirme işlemleri bütünüyle tamamlandıktan ve mahkemece kesin bir para borcuna hükmedildikten sonra ödeme aşamasına geçilir. Yasa koyucu, ödemenin peşin ve derhal yapılmasını kural olarak benimsemiş olsa da borçlu durumuna düşen eşin ekonomik durumu gözetilerek hakkaniyetli bir istisna getirilmiştir. Eğer borçlu eş mahkeme kararıyla belirlenen borcunu derhal peşin olarak ödemekte kişisel ve ticari hayatı bakımından ciddi bir güçlük çekecekse, mahkemeden ödemenin uygun bir süre için ertelenmesini resmen talep etme hakkına sahiptir. Mahkeme bu erteleme talebini değerlendirirken alacaklı eşin menfaatlerini korumak maksadıyla borçlu eşten faiz veya uygun bir ayni teminat göstermesini isteyebilir. Böylece her iki tarafın da yasal hakları güvence altına alınır.

Tasfiye Sürecinde Değerleme Ölçekleri ve Zamanı

Türk Medeni Kanunu gereğince, yasal mal rejimi içerisinde yer alan ve tasfiyeye fiilen konu edilen tüm malvarlığı unsurlarının parasal karşılığı tespit edilirken, yargılama sürecinde referans alınacak yasal tarih malın tasfiye anındaki değeridir. Hukuk ve yargı uygulamamızda tasfiye anı, boşanma davasının açıldığı tarih değil, kural olarak tasfiye davasında aile mahkemesinin nihai olarak verdiği karar anı olarak yorumlanır ve uygulanır. Yargılama süreci içerisinde uzun zaman alan bilirkişi incelemeleri, mahallinde yapılan keşifler ve hukuki itirazlar nedeniyle piyasada büyük değer kayıpları ya da enflasyon kaynaklı olağandışı dalgalanmalar yaşanabilmektedir. Bu nedenle, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da istikrarlı biçimde vurgulandığı üzere tasfiye tarihine, yani davanın karar tarihine en yakın tarihteki piyasa değerinin mahkemece dikkate alınması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bilirkişi raporunun üzerinden uzun zaman geçmişse, güncel bir raporla karar tarihine en yakın değerlemeler yapılarak hak kayıpları önlenmelidir.

Eğer tasfiyeye konu edilen bir mal, mal rejiminin sona ermesinden önce eşlerden biri tarafından kötüniyetli olarak elden çıkarılmışsa ve kanun gereği eklenecek değerler kapsamında tasfiye hesabına sanal olarak dahil edilecekse, bu malın değerlemesi farklı bir kurala tabidir. Elden çıkarılan bu nitelikteki mallar bakımından, mevcut olmadıkları için karar tarihindeki değerleri değil, malın elden çıkarıldığı ve devredildiği tarihteki tahmini bedeli tasfiye hesabında mahkemece dikkate alınır. Borçların değerlemesi hususunda ise yasada malvarlığı unsurları gibi dinamik özel bir değerleme hükmü bulunmadığından, tasfiye anındaki nominal miktar ne ise o değer hiçbir artırıma tabi tutulmadan doğrudan pasif hesaplamalara yansıtılır. Yabancı para cinsinden veya altına endeksli olan borç ve alacaklarda ise yine tasfiye karar tarihine en yakın dönemin Merkez Bankası kur değerleri dikkatle incelenerek Türk Lirası karşılığı hesaplanır.

Sürüm Değeri ve Gelir Değeri Kavramları

Tasfiye davasında uygulanacak değerleme ölçekleri bakımından yasanın belirlediği en temel hukuki kural, malların kesinlikle sürüm değeri üzerinden matematiksel olarak hesaplanmasıdır. Sürüm değeri, serbest piyasa koşulları altında bir malın olağan ekonomik şartlarda, alıcı ile satıcı arasında pazarlıkla para ile ifade edilebilen güncel piyasa rayiç bedelini ifade etmektedir. Sürüm değerinin haricinde, yasa koyucu sadece tarımsal işletmelerin ülkesel ekonomik devamlılığını sağlamak maksadıyla çok özel bir hukuk hükmü getirmiş ve işletmenin değerlemesinde sürüm değerinin yerine gelir değerinin esas alınabileceğini kanunlaştırmıştır. Şayet somut olayda tarımsal işletme bütünlüğünü korumaya yönelik yasal şartlar mevcut değilse, tarımsal nitelikli bu tesis ve malların tasfiyesi de yine genel kural olan sürüm değeri üzerinden eksiksizce yapılır. Mahkeme hakimi, hakkaniyetin gerektirdiği bazı nadir ve istisnai hallerde bu belirlenen katı değerleme ölçütlerinin uygulanmasından doğabilecek ağır ekonomik adaletsizlikleri önlemek amacıyla hakkaniyet artırımı veya indirimi yapma yetkisine hukuken sahiptir.

Değer Artış Payı Alacağının Hesaplanması ve Formüller

Eşler arasındaki tasfiyede değer artış payı alacağının hesaplanmasında kanunun öngördüğü en önemli ve güvence sağlayıcı kural nominal değer garantisi prensibidir. Bir eş diğerinin malına maddi bir katkıda bulunduğunda, tasfiye aşamasında o malın piyasa değeri düşmüş veya ağır hasara uğramış olsa dahi, katkı sağlayan eş başlangıçta yaptığı o ana katkı miktarını Türk Lirası üzerinden birebir talep etme hakkına daima sahiptir. Ancak, tasfiye anında söz konusu malın değerinde bir piyasa artışı meydana gelmişse, katkı sağlayan eş sadece yatırdığı anaparayı istemekle kalmaz, gerçekleşen yasal değer artışından da kendi yaptığı katkı oranında ilave bir pay alır. Bu matematiksel hesaplama yapılırken öncelikle eşin yaptığı katkı miktarının, malın ilk alındığı ya da o spesifik katkının yapıldığı tarihteki başlangıç sürüm değerine tam olarak oranlanması kesirsel olarak gerçekleştirilir. Elde edilen bu katkı kesri, daha sonra malın tasfiye (karar) tarihindeki güncel sürüm değeri ile çarpılarak nihai yasal alacak miktarı bulunur.

Değer artış payı hesaplamalarının mahkeme bilirkişileri tarafından daha sistematik yapılabilmesi adına Yargıtay içtihatlarında kabul görmüş temel bir matematiksel işlem sırası uygulanır. Uygulamada kullanılan bu kesinleştirilmiş hesaplama adımları aşağıdaki yasal aşamalardan oluşmaktadır:

  • Katkının yapıldığı tarihteki katkı bedelinin ve malın o anki toplam güncel piyasa değerinin tespiti.
  • Yapılan reel katkı miktarının, malın o tarihteki başlangıç sürüm değerine bölünerek net katkı oranının bulunması.
  • Uyuşmazlığa konu malın tasfiye (mahkeme karar) tarihindeki en yakın piyasa sürüm değerinin yeni bir bilirkişi raporuyla belirlenmesi.
  • Tespit edilen tasfiye anı güncel sürüm değerinin, daha önce bulunan katkı oranı ile çarpılması.
  • Elde edilen bu rakamın, varsa malın değer kaybı ihtimaline karşı nominal değer garantisi kapsamında ilk katkı miktarı ile kıyaslanması.
  • Şayet mal tasfiyeden önce elden çıkarılmışsa, elden çıkarıldığı tarihteki satış değerinin güncellenerek hesaplamaya baz teşkil edecek şekilde işleme alınması. Bu adımlar şaşmaz bir sırayla her dosya özelinde ayrıntılı olarak titizlikle tatbik edilmelidir.

2002 Öncesi Dönemin Hesaplamaya Etkisi

Türkiye'de mal rejimleri hukukunda büyük bir dönüm noktası olan 1 Ocak 2002 tarihi, değer artışına konu hesaplama yöntemleri açısından tarihsel ikili bir sistemin mahkemelerde uygulanmasına neden olmuştur. Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki dönemde yapılan katkıların yasal değerlemesi, yeni dönemin hesaplama esaslarından oldukça farklı yürütülür. Bu eski döneme ait alacak taleplerinde matematiksel değerleme, tasfiye karar tarihi itibarıyla değil, boşanma davasının fiilen açıldığı tarihteki mal bedeli üzerinden gerçekleştirilir. Ayrıca, yeni yasada açıkça yer alan nominal değer garantisi ilkesi bu eski dönem alacak hesaplamalarında geriye yürütülerek kesinlikle uygulanmaz. Bir diğer ifadeyle, mal o dönem içerisinde değer kaybederse katkıda bulunan eş bu ekonomik kayba katlanmak zorundadır. Ancak 2002 yılı sonrasında geçerli olan yeni dönemde sağlanan katkılarda, malın daima tasfiye anındaki sürüm değeri baz alınır ve nominal değer garantisi derhal devreye sokularak mağduriyetler önlenir. Hak kaybı yaşanmaması için eşin maddi katkıyı hangi ay ve yılda yaptığı kati delillerle tespit edilmelidir.

Tasfiye Öncesi Elden Çıkarılan Mallar ve Birden Fazla Katkı

Katkıda bulunulan maddi bir malın, tasfiye ve dava aşamasına geçilmeden çok önce mülkiyet sahibi eş tarafından üçüncü kişilere kasten devredilmesi veya elden çıkarılması durumunda, o mal fiziken ortada olmasa dahi hiç var olmamış gibi yasal tasfiye işleminin dışında bırakılmaz. Türk Medeni Kanunu'nun ilgili hükümleri gereğince, elden çıkarılan bu tür mallar bakımından aile mahkemesi hakimi, malın elden çıkarıldığı ve fiilen devredildiği o geçmiş tarihteki güncel değerini ve satış bedelini yasal bir baz olarak dikkate alır. Hâkim, her bir somut olayın kendine has özelliklerini ve devirdeki kötüniyet durumunu inceleyerek hakkaniyete son derece uygun, adil bir bedel üzerinden değer artış payı alacağını tespit eder. Böylelikle, malik olan eşin mülkiyetini diğer eşin aleyhine tasfiyeden kaçırma maksadıyla kötüye kullanmasının ve maddi bir hukuk boşluğu yaratmasının kesin biçimde yasal olarak önüne geçilmiş olur.

Pratikte sıklıkla karşılaşılan bir diğer ihtimal ise eşin aynı mala farklı tarihlerde düzenli veya düzensiz periyotlarla birden fazla kez maddi katkı sağlamasıdır. Özellikle kredi taksitlerinin uzun süreler boyunca diğer eş tarafından ödenmesine destek olunması bu duruma en iyi örnektir. Bu gibi karmaşık durumlarda, her bir taksit veya katkının fiilen yapıldığı andaki mal değeri, enflasyon ve piyasa şartları sürekli değişebileceğinden, kural olarak her bir katkı ödemesi için ayrı ayrı kronolojik oranlama ve matematiksel hesaplama yapılması gerekmektedir. Uzun yıllara yayılan taksit ödemelerinde yargılama ekonomisini korumak ve süreci hızlandırmak adına kolaylaştırıcı bir metot sıklıkla kullanılır; ödenen taksitlerin aritmetik ortalaması ile malın o ödeme dönemlerindeki güncel piyasa değerlerinin ortalaması alınarak hakkaniyetli, yasal ve tek bir genel katkı oranı bulunur.

Eşin, diğerine ait birbirinden bütünüyle bağımsız birden fazla mala (örneğin hem araca hem de konuta) maddi katkı sağlaması halinde, hukuki öğretide global hesaplama adı verilen bütüncül bir metodun kullanılması oldukça adil bir çözüm sunar. Global hesaplamada, piyasada değer artışı gösteren mallar ile çeşitli sebeplerle değer kaybına uğrayan malların oluşturduğu parasal kalemler birbirinden mahsup edilir. Şayet genel yekünde pozitif bir bakiye çıkıyorsa, bu net bedel doğrudan değer artış payı alacağını oluşturur. Toplam tasfiye sonucu negatif veya sıfır ise, bu kez istisnai olarak tüm mallara yapılan toplam ilk anapara katkı miktarı, nominal değer garantisi çatısı altında doğrudan talep edilir. Böylelikle, eşlerden birinin diğerinin zararına haksızca sebepsiz zenginleşmesinin ve evlilik içi mali menfaat dengesizliğinin doğmasının kanun yoluyla önüne geçilir.

Değer Artış Payı Davalarında Zamanaşımı Süresi

Değer artış payı alacağının ve mal rejiminin tasfiyesinden doğan diğer tüm hukuki katılma alacaklarının hak sahibi tarafından hangi yasal sürede talep edilmesi gerektiği hususu, Türk Medeni Kanunu metninde özel bir madde ile açıkça sınırlandırılmamıştır. Yasadaki bu önemli boşluk, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu içtihatları ve Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümlerine yapılan hukuki atıflar ile doldurulmaktadır. Aile mahkemelerinin istikrar kazanmış değişmez uygulamalarına göre, mal rejiminin tasfiyesinden doğan bu alacak davaları, niteliği gereği şahsi bir para alacağı davası statüsünde olduğundan, Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesinde yer alan genel hükümler çerçevesinde kesinlikle on yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Bir yıllık kısa zamanaşımı veya sebepsiz zenginleşme hükümlerinin bu özel davalarda uygulanması açık bir yasal hatadır ve Yargıtay tarafından düzenli olarak bozulmaktadır.

Bu on yıllık kritik zamanaşımı süresinin işlemeye başladığı hukuki başlangıç anı ise, evliliğin veya mal rejiminin fiilen sona erdiği an değil, mahkeme nezdinde hukuken tamamen sona erdiği kesinleşme tarihidir. Evliliğin iptali veya boşanma davası açılması durumunda, mahkemece verilen boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren; eşin ölümü durumunda ise bizzat ölümün gerçekleştiği tarihten itibaren bu on yıllık uzun hak arama süresi işlemeye başlar. Davanın seyri sırasında, zamanaşımı def'inin borçlu pozisyonundaki eş tarafından mahkeme önünde kanuni süresinde ve usul kurallarına kati olarak uygun biçimde ileri sürülmesi gerekir. Sürelerin geçirilmesi veya yanlış tarihlerin baz alınması, taraflar açısından telafisi imkansız devasa ekonomik kayıplara ve davanın doğrudan reddedilmesine yol açacağından, hukuki takvimin profesyonelce izlenmesi esastır.

Sonuç itibarıyla, yasal mal rejiminin tasfiye süreci ve bu sürecin en kıymetli parçası olan hesaplama yöntemleri, eşler arasındaki ekonomik geçmişin son derece şeffaf, adil ve medeni hukuk normlarına bütünüyle uygun bir biçimde dengelenmesini sağlayan kusursuz bir mekanizmadır. Tasfiye davasının yargılama aşamasında doğru yönetilmesi, aktif kalemlerin hatasız tespiti ve katkı payı ile değer artış payı alacağının doğru formüllerle hesaplanması, sadece uzman bilirkişi matematiğinin değil, aynı zamanda güncel Yargıtay emsal kararlarının detaylı bir şekilde mahkemeye sunulmasını gerektirir. Mahkeme karar anına en yakın piyasa sürüm değerinin saptanması, kanuni bir hak olan nominal değer garantisinin işletilmesi ve doğan tüm alacak haklarının on yıllık yasal zamanaşımı süresi içerisinde usulüne tam uygun şekilde mahkemeden talep edilmesi muhtemel maddi hak kayıplarını engelleyecek yegane yoldur. Tasfiye sürecindeki mali uyuşmazlıkların adil çözümü, boşanan eşlerin gelecekteki ekonomik temellerini güvence altına aldığından bu davalar büyük önem taşır.

12 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: