Makale
Aile hukuku kapsamında uygulanan edinilmiş mallara katılma rejiminde, eşlerin mal grupları kişisel mallar ve edinilmiş mallar olarak ikiye ayrılır. Tasfiye sürecinde eşlerin birbirlerinden talep edebileceği artık değere katılma alacağı ve değer artış payı alacağı, kanunda belirtilen özel kurallar, eklemeler ve denkleştirmeler yapılarak hesaplanır.
Mal Grupları ve Tasfiye Alacaklarının Hesaplanması
Türk medeni hukuk sisteminde, eşler arasında kanun gereği aksi kararlaştırılmadıkça yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanmaktadır. Bu rejimin en temel felsefesi, eşlerin evlilik birliği süresince harcadıkları emek ve çabanın karşılığında elde edilen malvarlığı değerlerinin adil bir biçimde paylaşılması esasına dayanır. Evlilik birliği boşanma, iptal veya eşlerden birinin ölümü gibi kanunda öngörülen sebeplerden biriyle sona erdiğinde, eşlerin birbirlerinden olan malvarlıksal taleplerinin belirlenebilmesi için tasfiye aşamasına geçilir. Bir aile hukuku avukatı perspektifiyle ifade etmek gerekirse, tasfiye sürecinin doğru, hakkaniyetli ve yasal mevzuata tam uyumlu şekilde gerçekleştirilebilmesi için öncelikle taraflara ait malvarlığı değerlerinin doğru gruplara ayrılması büyük önem arz etmektedir. Mal gruplarının niteliklerinin hassas bir şekilde tayin edilmesinin hemen ardından ise, kanunun öngördüğü özel matematiksel ve hukuki hesaplama metotları devreye girerek eşlerin birbirlerinden talep edebilecekleri nihai tasfiye alacaklarını ortaya çıkarır. Bu makale, tasfiye sürecinde eşlerin sahip olduğu mal gruplarını ve yasal çerçevede talep edilebilecek alacak kalemlerinin nasıl hesaplanması gerektiğini hukuki bir bakış açısıyla, derinlemesine ele almaktadır.
Yasal Mal Rejiminde Mal Gruplarının Sınıflandırılması
Yasal mal rejiminin tasfiyesinde ilk adım, mevcut malvarlıklarının aidiyetine göre sınıflandırılmasıdır. Hukukumuzda mallar, genel hatlarıyla kişisel mallar ve edinilmiş mallar olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Kanunda örnekleyici olarak sayılan edinilmiş mallar, eşlerin evlilik süresince ve mal rejiminin devamı sırasında karşılığını vererek elde ettikleri malvarlığı değerlerini kapsar. Bu grubun en tipik örneğini, eşlerin bedeni veya fikri çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretler, maaşlar ve serbest meslek kazançları oluşturmaktadır. Çalışma karşılığı edinilen bu malların yanı sıra, sosyal güvenlik kurumlarının, sosyal yardım kuruluşlarının veya personele yardım amacıyla kurulan sandıkların yaptığı ödemeler de kanun gereği edinilmiş mal havuzunda değerlendirilmektedir. Ayrıca eşlerin çalışma gücü kaybı nedeniyle aldıkları maddi tazminatlar ile tamamen kişisel mallarından elde ettikleri kira, faiz, temettü gibi doğal veya hukuki gelirler de yasal yönden edinilmiş mal sayılmaktadır. Bu malvarlığı değerlerinin satılması veya takas edilmesiyle onların yerine geçen yeni ikame değerler de aynı şekilde edinilmiş mal vasfını sürdürmeye devam etmektedir.
Edinilmiş malların aksine, eşlerin mal rejiminin başlangıcında zaten sahip oldukları her türlü malvarlığı değeri kişisel mal olarak kabul edilmektedir. Evlilik öncesinde alınan bir ev, araba veya bankadaki nakit birikim, mal rejimi süresince kişisel mal statüsünü mutlak surette korur ve ilke olarak kural dışı bir durum olmadıkça tasfiye paylaşımlarına kesinlikle dahil edilmez. Bununla birlikte, mal rejiminin devamı esnasında eşlerden birine miras yoluyla intikal eden taşınır ve taşınmaz mallar veya üçüncü kişiler tarafından yapılan bağışlar gibi karşılıksız kazandırmalar da kişisel mal grubuna girer. Manevi tazminat alacakları, kanunun emredici hükmü gereği niteliği itibariyle kişisel mal olarak düzenlenmiştir ve hiçbir surette edinilmiş mal olarak nitelendirilemez. Eşlerden sadece birinin şahsi kullanımına tahsis edilmiş olan makyaj malzemesi, tıraş makinesi, hobi eşyası gibi özel kullanım eşyaları da mülkiyet olarak kişisel mal sayılmaktadır. Kişisel malların elden çıkarılması suretiyle onların yerine ikame edilen yeni değerler de yasal çerçevede kişisel mal statüsünü güvence altında tutmaya devam eder.
Hukukumuz, eşlere sınırlı da olsa sözleşme özgürlüğü çerçevesinde mal gruplarının niteliklerini kendi iradeleriyle değiştirme imkanı sunmuştur. Eşler, kanuni şartları taşıyan geçerli şekilde düzenlenmiş bir mal rejimi sözleşmesi yaparak, normal şartlarda edinilmiş mallara dahil olması gereken bazı malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını hukuken kararlaştırabilirler. Bu özgürlüğün uygulama alanı bulduğu ilk durum, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan mallardır. Eşler, ticari veya mesleki faaliyetin sekteye uğramasını engellemek adına bu tür tahsis edilmiş malları kişisel mal kategorisine sokabilirler. İkinci bir durum ise, normalde edinilmiş mal olarak kabul edilen şahsi mallara ait gelirler konusudur. Eşler mal rejimi sözleşmesiyle, kişisel maldan elde edilen kira, faiz veya tarımsal ürün gibi gelirlerin edinilmiş mala dahil olmayacağını ve doğrudan kişisel mal olarak kalacağını kararlaştırma hakkına sahiptir. Bu tarz sözleşmesel düzenlemeler, yasal mal rejimi içerisinde eşlerin finansal yönetim beklentilerine uygun ve tamamen bağımsız bir tasfiye alanı kurgulanmasına büyük ölçüde olanak tanımaktadır.
Tasfiye Sürecinde Artık Değere Katılma Alacağı
Mal grupları kesin sınırlarla hukuken birbirinden ayrıldıktan sonra, kanunun öngördüğü en önemli tasfiye alacağı olan artık değere katılma alacağı hesaplanması işlemine titizlikle geçilir. Artık değer, her bir eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden, bu mallara ilişkin yasal borçların çıkarılması, ardından denkleştirme tutarları ile kanunun öngördüğü eklenecek değerlerin matematiksel olarak eklenmesiyle elde edilen net büyüklüğü ifade eder. Hukuk uygulamasında artık değerin tespit edilebilmesi için malların karar tarihindeki sürüm değerleri, yani piyasa rayiç bedelleri daima temel alınmaktadır. Eğer bir eşin edinilmiş mal havuzunda yer alan mevcut varlıklarından, o malları edinmek için yapılmış meşru borçlar düşüldüğünde ortaya sıfır veya negatif bakiye çıkıyorsa, bu eş yönünden bir artık değerin varlığından söz edilemez ve karşı taraf için herhangi bir katılma alacağı hukuken doğmaz. Ancak geriye pozitif bir değer kalıyorsa, kanuni oranda paylaşıma tabi tutulacak temel matrah belirlenmiş olur.
Artık değer hesabının en kritik ve tartışmalı unsurlarından biri, hesaplamaya zorunlu olarak dahil edilecek olan eklenecek değerler kavramıdır. Kanun koyucu, mal rejiminin sona ermesinden önce eşlerin kötü niyetli devirlerle diğer eşin katılma alacağını haksız yere azaltmasını engellemek amacıyla bazı karşılıksız kazandırmaları ve kasti devirleri tasfiye matrahına dâhil etmektedir. Bu doğrultuda, mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde, eşlerden birinin diğerinin rızası olmaksızın yaptığı olağan hediyeler dışındaki tüm karşılıksız kazandırmalar edinilmiş mal havuzunda mevcutmuş gibi fiktif olarak hesaba katılır. Ayrıca, yasal metinde bir yıllık süre sınırı olmaksızın, mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını doğrudan azaltmak kastıyla yapılan her türlü mülkiyet devri ve hukuki işlem de eklenecek değer olarak artık değer hesabına mutlaka ilave edilir. Bu fiktif eklemeler sayesinde, fiilen elden çıkarılmış olsa dahi kötü niyetli olarak aile ekonomisinden kaçırılan malvarlığı değerlerinin adil paylaşım matematiği içinde hakkaniyetle yer alması titizlikle sağlanmış olur.
Artık değer belirlenirken zorunlu olarak dikkate alınan diğer bir hukuki müessese ise denkleştirme alacağı hesaplamasıdır. Evlilik süreci çok uzun ve finansal açıdan dinamik bir yapıya sahip olduğundan, eşlerin mal kesimleri arasında karşılıklı olarak somut değer kaymaları yaşanması son derece olağandır. Örneğin, eşin tamamen kendi şahsi kişisel malından kaynaklanan nakit birikim ile edinilmiş mal grubuna giren bir konutun borcunun ödenmesi durumunda, tasfiye sırasında muhakkak denkleştirme yapılarak kişisel malın eksilen o güncel değeri edinilmiş mal grubundan hukuken geri alınır. Tam tersi şekilde, eşin edinilmiş mallarından elde ettiği kazançla evlenmeden önce aldığı şahsi kredi borcunu ödemesi durumunda, bu sefer edinilmiş mal kesiminden kişisel mal kesimine doğru bariz bir değer kayması gerçekleşmiş olur. Bu tür değer kaymalarının hakkaniyetli bir biçimde yer değiştirmesi mahkemece sağlanmadan nihai artık değer tespit edilemez. Dolayısıyla denkleştirme işlemi, her mal grubunun net değerinin doğru biçimde ortaya konması ve mal grupları arasındaki finansal sızıntıların yasal yollarla hassasiyetle telafi edilmesi bakımından çok büyük bir teknik işleve sahiptir.
Artık Değere Katılma Oranı ve Uygulanan Özel Durumlar
Artık değer matrahı hukuken ve matematiksel olarak kusursuz biçimde tespit edildikten sonra, kanunun benimsediği genel kural gereğince bu pozitif değerin tam yarısı diğer eşe katılma alacağı olarak nakden veya aynen verilir. Ancak yasa koyucu bu yarı yarıya paylaşım kuralına oldukça katı ve önemli istisnalar getirerek evlilik birliğini temelden sarsan bazı ağır kusurlu eylemlere çok ciddi hukuki bir yaptırım öngörmüştür. Mal rejiminin sona ermesine neden olan boşanma davası, eşlerden birinin zinası veya diğer eşin hayata kast eylemi sebebine dayalı olarak karara bağlanmış ve bu şekilde kesinleşmişse, aile mahkemesi hâkimi zina eden veya hayata kasteden eşin artık değer üzerindeki katılma payı oranını hakkaniyete uygun olarak re'sen veya taleple azaltabileceği gibi bu payın tamamen ortadan kaldırılmasına da takdiren karar verebilir. Ayrıca eşler, serbest iradeleriyle düzenleyecekleri mal rejimi sözleşmesi ile artık değere katılma oranını kanuni sınırların tamamen dışında farklı bir oranda, ancak sadece ortak olmayan çocukların miras hukuku kapsamındaki saklı paylarını ihlal etmemek zorunlu koşuluyla kendi aralarında serbestçe belirleyebilme hakkına da yasal olarak daima sahiptirler.
Değer Artış Payı Alacağının Kapsamı ve Unsurları
Mal rejimi hukuku pratiğinde en sık talep edilen tasfiye alacaklarından bir diğeri de değer artış payı alacağıdır. Kanundaki açık tanımına göre; eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, mevcut durumunun iyileştirilmesine veya dış etkenlerden korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın doğrudan katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu katkısından doğan değer artışını oransal olarak talep etme hakkına yasal yollardan sahip olur. Bu alacak türü, bir eşin diğerinin malvarlığına yönelik yaptığı, maddi karşılığı o an için tam olarak alınmamış bir yatırımın tasfiye aşamasında enflasyon ve piyasa koşulları çerçevesinde güncellenerek adil bir şekilde geri alınmasını sağlayan spesifik ve teknik bir hukuki kurumdur. Katkıda bulunma eylemi nakdi bir sermaye koyarak veya malzeme sağlayarak olabileceği gibi, bir malın inşasında veya tamiratında bizzat bedeni olarak çalışmak suretiyle de hukuken geçerli şekilde gerçekleştirilebilir. Katkının yapıldığı malın tasfiye anında eşin elinde halen mevcut olması durumunda güncel hesaplama, o malın aile mahkemesinin karar tarihindeki reel sürüm değeri üzerinden yapılır. Değer artış payı davası, yasal mal rejiminin kesin surette sona ermesi koşuluyla, tarafların kişisel veya edinilmiş malvarlıkları arasındaki haksız değer kaymasını tamamen bertaraf eden bağımsız bir alacak kalemi olarak yargılamada işlev görür.
Değer artış payı alacağının hesaplanmasında hakkaniyeti sağlamak adına kesinlikle oransal bir matematiksel yöntem izlenir. Evlilik içerisinde katkı yapıldığı andaki katkı miktarının o günkü malın toplam değerine olan oranı tespit edilir ve bilirkişilerce bulunan bu oran, tasfiye anında malın güncel sürüm değeriyle çarpılarak nihai alacak miktarı bulunur. Kanun koyucu, katkı yapılan malda piyasa koşulları veya kullanım sebebiyle daha sonradan bir değer düşüklüğü meydana gelmesi riskini de özenle düzenlemiş ve katkı yapan eşi mağduriyetten koruyucu özel bir güvence mekanizması getirmiştir. Buna göre, şayet katkı konusu malın mahkeme tasfiye anındaki değeri yapılan ilk katkı tutarından daha aşağıya düşmüşse, değer artış payı alacaklısı eş değer kaybına katlanmak zorunda bırakılmaz ve en azından başlangıçta yaptığı reel katkı tutarını asgari düzeyde geri alma yasal garantisine sahiptir. Hukuki doğası itibariyle değer artış payının mahkeme nezdinde doğabilmesi için, yapılan harcama eyleminin salt bir bağışlama amacı taşımaması ve ahlaki bir görevin zorunlu ifası niteliğinde hiçbir şekilde olmaması en önemli ve temel değerlendirme kriterleri arasında kati surette kabul edilmektedir.
Tasfiye yargılamasında bir alacak kaleminin hukuken geçerli bir değer artış payı alacağı olarak nitelendirilip mahkeme kararıyla hüküm altına alınabilmesi için belirli yasal şartların aynı anda ve bir arada bulunması kanunen zorunludur:
- Eşlerden birinin diğerine ait malvarlığına fiili veya maddi boyutta somut bir katkı yapmış olması.
- Yapılan bu katkının malın edinilmesi, iyileştirilmesi ya da zarar görmemesi için korunması amacına yönelik bulunması.
- Katkıda bulunan eşin gerçekleştirdiği bu önemli eylemi karşılığında eşinden hiç ya da uygun, adil bir maddi karşılık almamış olması.
- Taraflar arasındaki bahse konu katkı eyleminin tamamen bağışlama kastıyla gerçekleştirilmemiş olduğunun hukuken açık ve sarih olması.
- Söz konusu katkının mutlaka evlilik birliğinin ve uygulanan yasal mal rejiminin aktif olarak devam ettiği zaman dilimi içerisinde yapılmış olması.
- Mal rejiminin sona ermiş bulunması ve buna hukuken bağlı olarak tasfiye sürecine dair alacağın muaccel, yani talep ve dava edilebilir hale gelmesi.
- Eşler arasında doğmuş olan bu değer artış payı alacağından peşinen feragat edildiğine dair yasalara tam uygun ve bağlayıcı nitelikte özel bir mal rejimi sözleşmesinin bulunmaması.
Tasfiye Hesaplamalarında Borçların Dağıtımı
Mal rejimi tasfiyesinde malların paylaşımı kadar, tarafların evlilik birliği süresince üstlendikleri borçların doğru kesimlere adil bir biçimde tahsis edilmesi de yüksek düzeyde uzmanlık gerektiren kritik bir hukuki meseledir. Yasa koyucu, her borcun yalnızca ilişkin bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokacağı yönünde temel bir hukuki prensip belirlemiştir. Bu prensibe göre, bir borçlanma salt kişisel bir malın alınması veya bakımı için yapılmışsa, bu borç kişisel mal kesiminin pasifine yazılmalı, edinilmiş bir mal için çekilmişse edinilmiş mal kesiminin pasifi olarak usulüne uygun kaydedilmelidir. Doğrudan hangi gruba ait olduğu kanıtlanamayan belirsiz borçlar ise kanun gereği otomatik olarak edinilmiş mallara ilişkin borç kabul edilir. Tasfiye hesabında edinilmiş malların aktiflerinden o mala ait borçların düşülmesi, net artık değerin bulunması aşamasında her iki tarafın da hak kaybına uğramasını engeller. Ancak bir eşin tamamen şahsi tüketiminden doğan bağımsız borçları, diğer eşin katılma alacağını haksızca azaltacak şekilde edinilmiş mallar havuzuna yansıtılamaz. Dolayısıyla mal gruplarındaki borç analizinin objektif ve hukuki parametrelerle eksiksiz tasnif edilmesi adaletin tesisi için bir zorunludur.
Sonuç olarak, edinilmiş mallara katılma rejiminin yasal olarak tasfiyesi süreci, aile hukukunun en teknik, matematiksel hesaplamalara dayanan ve çok detaylı hukuki analiz gerektiren önemli safhalarından birini oluşturmaktadır. Bir tarafın alacak taleplerinin tam bir hakkaniyetle karşılanabilmesi için, öncelikle kişisel mal ile edinilmiş mal ayrımının hiçbir kuşkuya mahal bırakmayacak netlikte, yasada belirlenen sınırlar dâhilinde profesyonelce tasnif edilmesi gerekmektedir. Tasfiye matrahını doğrudan değiştiren karşılıklı denkleştirme işlemleri, malvarlıkları üzerindeki değer artış payı hesaplamaları ve fiktif olarak eklenmesi kanunen zorunlu olan eklenecek değerler kalemi, katılma alacağının sağlam ve adil bir yasal zeminde şekillenmesine hizmet eder. Uzman bir aile hukuku ve mal paylaşımı avukatı olarak şunu açıkça vurgulamak gerekir ki; eşlerin ileride doğabilecek telafisi güç hak kayıplarının önüne geçilebilmesi ve evlilik süresince malvarlığı değerleri üzerinde oluşan emeklerin korunabilmesi, hesaplama kurgusunun kanunun özüne ve emredici hükümlerine eksiksiz bir tam uygunlukla icra edilmesine sıkı sıkıya bağlıdır. Tasfiye davalarındaki kesin matematiksel doğruluk, hukuki nitelemenin çok güçlü temeller üzerine inşa edilmesiyle doğrudan doğruya mümkündür.