Anasayfa/ Makale/ KVKK İhlallerinde Özel Hukuk Sorumluluğu ve...

Makale

Kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesi veya güvenlik tedbirlerine uyulmaması halinde veri sorumlusunun sözleşmesel ve sözleşme dışı sorumluluğu doğmaktadır. İlgili kişiler, ihlaller karşısında maddi ve manevi tazminat taleplerinin yanı sıra önleme, durdurma, tespit, sebepsiz zenginleşme ve vekaletsiz iş görme davaları açabilirler.

KVKK İhlallerinde Özel Hukuk Sorumluluğu ve Yargısal Yollar

Günümüz dijital ekonomisinde kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesi veya kanuni güvenlik yükümlülüklerinin ihlal edilmesi, uygulamada ciddi yaptırımları beraberinde getirmektedir. Kanunlara aykırı davranışlar neticesinde, kişilerin şahıs varlığı veya malvarlığı değerlerinde meydana gelen zararlar, özel hukuk sorumluluğu çerçevesinde değerlendirilmektedir. Bu sorumluluk rejiminin kapsamı, taraflar arasında bir sözleşme ilişkisinin bulunup bulunmamasına göre farklı hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Hukuk sistemimizde, kişisel verileri ihlal edilen bireylerin haklarının tesisi amacıyla yalnızca tazminat davaları değil, aynı zamanda saldırının niteliği ve aşamasına göre önleme, durdurma ve tespit davaları gibi son derece etkili yargısal koruma mekanizmaları ihdas edilmiştir. Ayrıca, hukuka aykırı veri işleme faaliyetinden failin haksız bir kazanç elde etmesi senaryosunda, sebepsiz zenginleşme ve vekaletsiz iş görme hükümleri de devreye girmektedir. Bu makalede, ihlallerden doğan hukuki sorumluluğun sınırları ve mahkemeler nezdinde başvurulabilecek yargısal yollar tüm detaylarıyla incelenmektedir.

Veri İhlallerinde Sözleşmesel ve Sözleşme Dışı Sorumluluk

Taraflar arasında geçerli bir sözleşme ilişkisi bulunuyorsa, kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde işlenmesi doğrudan sözleşmeye aykırılık teşkil edecektir. Türk Borçlar Kanunu kapsamında borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumunda sorumlu taraf, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe ortaya çıkan tüm zararı tazminle yükümlü tutulur. Bu ilişki ağında veri güvenliğini sağlama yükümlülüğü, asli edimi tamamlayan bir ifaya yardımcı yan yükümlülük veya koruyucu yan yükümlülük olarak karşımıza çıkar. Hâkim, uyuşmazlıklarda tazminat miktarını belirlerken kanunun aradığı koruma seviyesinin ne ölçüde sağlandığını inceleyerek kusurun ağırlığını tespit etmektedir.

Taraflar arasında önceden kurulmuş bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığı hallerde ise uyuşmazlıklar, haksız fiil hükümleri ve özel kanun normları çerçevesinde şekillenir. İlgili kanun maddelerinde tazminat yükümlülüğü için açıkça bir kusur ibaresine yer verilmemiş olması, bu durumun bir kusursuz sorumluluk hali olduğunu göstermektedir. Fakat doktrin ve yargısal uygulamalar ışığında bu sorumluluk ağır bir tehlike sorumluluğu olarak değil, kurtuluş kanıtı getirilebilen bir özen sorumluluğu şeklinde yorumlanmaktadır. Diğer bir deyişle, organizasyonel ve yönetimsel süreçlerinde kanunun aradığı her türlü dikkat ve özeni gösterdiğini kanıtlayan taraf, bu durumu ispatlayarak sorumluluktan kurtulma imkânına sahiptir. Davacıya kusuru ispat külfetinin yüklenmemesi, ihlaller karşısında daha hakkaniyetli bir yargısal güvence sunmaktadır.

Maddi ve Manevi Tazminat Davalarının Kapsamı

Kişisel verilerin yetkisiz şekilde işlenmesi neticesinde malvarlığında irade dışı bir eksilme meydana gelen kişi, maddi tazminat davası açarak bu eksikliğin giderilmesini talep edebilir. Örneğin, hukuka aykırı bir veri aktarımı sebebiyle kişinin işe kabul edilmeyerek yoksun kaldığı kâr veya ihlalin yarattığı ağır stres sebebiyle yapılan tedavi masrafları bu dava türünün konusudur. Hukuka aykırı işleme sonucunda bireyin şahıs varlığı değerlerinde ve özel yaşam gizliliğinde meydana gelen zedelenmeler ise manevi tazminat davasının temelini oluşturmaktadır. Özellikle mahrem verilerin sızdırılması durumunda duyulan acı, elem ve ızdırap, mahkemelerce tazmin edilmektedir. Türk hukukunda manevi tazminat, cezalandırıcı bir araçtan ziyade kişilik haklarındaki objektif eksilmenin giderilmesi amacıyla tesis edilmiş telafi edici bir özel hukuk yaptırımıdır.

Kişilik Haklarını Koruyan Diğer Yargısal Mekanizmalar

Uğranılan fiili zararın tazminini talep etmenin ötesinde, Türk Medeni Kanunu kişilere haklarını proaktif bir şekilde korumayı hedefleyen farklı yargısal araçlar da sunmaktadır. Bu davaların temel felsefesi, hukuka aykırı bir ihlali henüz daha ağır bir zarara dönüşmeden engellemek, fiili olarak devam ediyorsa derhal sonlandırmak veya bitmiş dahi olsa yarattığı hukuki sonuçları mahkeme eliyle tescillemektir. Günümüzün entegre dijital altyapılarında bilgilerin saniyeler içinde kopyalanıp yayılabileceği göz önüne alındığında, önleme ve durdurma davaları çok daha süratli ve etkin bir yasal kalkan işlevi görmektedir. Bu koruyucu davaların ikame edilebilmesi için ortada maddi bir zararın doğmuş olması dahi aranmaz; eylemin bizzat hukuka aykırılığı ve kişilik haklarını tehdit etmesi davanın kabulü için yeterlidir. Aşağıdaki tabloda, mahkemeler nezdinde sıklıkla ileri sürülen bu taleplerin hukuki işlevleri özetlenmektedir.

Dava Türü Hukuki İşlevi ve Amacı Uygulama Şartları
Önleme Davası Kişilik hakkına yönelecek olan muhtemel bir saldırının daha gerçekleşmeden hukuken yasaklanması. Saldırı tehlikesinin ciddi ve yakın olması veya sona eren eylemin tekrar etme riskinin bulunması.
Durdurma Davası Halihazırda başlamış ve fiilen devam etmekte olan hukuka aykırı faaliyetin mahkeme emriyle sona erdirilmesi. Hukuka aykırı ihlalin dava tarihinde fiilen sürüyor olması.
Tespit Davası Sona ermiş bir ihlalin veya gerçekleştirilmiş olan saldırının hukuka aykırılığının mahkeme kararıyla kesin olarak tespiti. Saldırı bitmiş olmasına rağmen hukuka aykırı etkilerinin ve mağduriyet yaratan izlerinin halen devam ediyor olması.

Kişilik haklarına yönelik haksız saldırılarda, fiili gerçekleştiren tarafın bu eylem üzerinden haksız bir ekonomik menfaat sağlaması durumunda sebepsiz zenginleşme ve vekaletsiz iş görme davaları da hukuk sistemimizde önemli bir yer tutar. Bireyin rızası hilafına elde edilen bilgilerin ticari amaçlarla üçüncü kişilere aktarılarak kazanç sağlanması, gerçek olmayan vekaletsiz iş görme kurumunun tipik bir örneğidir. Bu tür davalardaki hukuki amaç, sadece mağdurun uğradığı maddi zararın telafisi değil, elde edilen haksız kazancın iadesinin sağlanması ve bu suretle hakkın ihlalinin ekonomik cazibesinin ortadan kaldırılmasıdır. Hukuk alanının ihlali ilkesi gereğince, mağdurun malvarlığında matematiksel bir azalma (fakirleşme) aranmaksızın, hukuka aykırı olarak sağlanan her türlü zenginleşmenin iadesi mahkemelerden talep edilebilmektedir.

5 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: