Makale
İşyerinde psikolojik taciz olarak bilinen mobbing, doğrudan tek bir kanunla düzenlenmemiş olsa da Anayasa, İş Kanunu, Medeni Kanun ve Türk Ceza Kanunu kapsamında güçlü bir hukuki koruma altındadır. Bu makalede, işçi ve işveren ilişkilerinde ortaya çıkan yıldırma eylemlerinin hukuki zemini, uzman bir avukat perspektifiyle incelenmektedir.
İşyerinde Mobbingin Hukuki Çerçevesi ve Yasal Dayanakları
Çalışma hayatının en yıkıcı sorunlarından biri olan işyerinde psikolojik taciz, yalnızca psikolojik ve sosyolojik değil, aynı zamanda derin hukuki sonuçları olan karmaşık bir olgudur. Türkiye'de mobbing eylemlerini doğrudan ve tek başına tanımlayan müstakil bir kanun bulunmamaktadır. Ancak bu durum, mağdurların hukuki korumadan yoksun olduğu anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, hukuk düzenimizin özünü oluşturan temel insan hak ve özgürlükleri ile çalışma hakkının ihlali niteliğindeki bu eylemler, geniş bir yasal çerçevede değerlendirilmektedir. Bir eylemin hukuken mobbing olarak nitelendirilebilmesi için belirli bir süreklilik arz etmesi, çalışanı işten uzaklaştırmayı hedeflemesi, kişilik haklarına saldırı içermesi ve yöneticinin eşit davranma ilkesine aykırılık oluşturması şarttır. Mobbing eylemleri; ahlak, hukuk ve dürüstlük kurallarına açıkça aykırıdır ve iş sözleşmesinin haklı nedenle feshine zemin hazırlayan temel ihlaller arasında yer alır. Bir mobbing avukatı olarak vurgulamak gerekir ki, mevcut yasal mevzuatımız, mağdurların maddi ve manevi varlıklarını korumak adına son derece güçlü dayanaklar sunmaktadır.
Anayasal Koruma ve Temel Hakların İhlali
Mobbingin yasal dayanaklarının zirvesinde, normlar hiyerarşisinin en üstünde yer alan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bulunur. Anayasa'nın 17. maddesi, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu açıkça güvence altına alarak mobbinge karşı en temel kalkanı oluşturur. Aynı madde kapsamında, kimseye insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yapılamayacağı ve eziyet edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu bağlamda mobbing, anayasal bir hak olan kişinin manevi varlığına yönelik doğrudan bir saldırı niteliği taşır. Ayrıca, Anayasa'nın 49. maddesinde yer alan çalışma hakkı ve ödevi ile 50. maddesinde düzenlenen çalışma şartları, işverenlere çalışma barışını sağlama ve çalışanları koruma yükümlülüğü getirmektedir. Psikolojik şiddet, kişinin onurlu bir hayat sürdürme hakkını zedelediği için, anayasal temel hak ve özgürlüklerin en ağır ihlallerinden biri olarak kabul edilir ve yargı mercilerince bu kapsamda titizlikle değerlendirilir.
İş Kanunu ve Medeni Kanun Kapsamında Mobbing
Mobbing eylemleri, iş hukuku pratiğinde en sık 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında karşımıza çıkmaktadır. İş Kanunu'nun 5. maddesinde düzenlenen eşit davranma ilkesi, mobbing vakalarının hukuki temelini oluşturan en önemli düzenlemelerden biridir. İşverenler; çalışanları arasında dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce veya inanç gibi nedenlerle ayrımcılık yapamazlar. İşverenin eşit davranma borcuna aykırı, dışlayıcı ve keyfi uygulamaları mobbing olarak nitelendirilir ve bu ihlal durumunda çalışanların dört aya kadar ücreti tutarında ayrımcılık tazminatı talep etme hakkı doğar. Bunun yanı sıra, Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesi, hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimsenin, hâkimden koruma isteyebileceğini düzenler. İşyerinde gerçekleştirilen haksız suçlamalar, alay etmeler, dışlamalar ve itibar zedeleyici her türlü eylem, çalışanın kişilik haklarına ağır bir saldırı teşkil ettiğinden, Medeni Kanun hükümleri gereğince hukuki koruma ve tazminat taleplerine doğrudan dayanak oluşturmaktadır.
Türk Ceza Kanunu ve İdari Düzenlemeler
Mobbing sadece tazminat hukukunu değil, eylemin ağırlığına göre ceza hukukunu da ilgilendiren çok ciddi boyutlara sahiptir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, mobbing sayılabilecek birçok eylemi doğrudan suç olarak tanımlamaktadır. Mobbing sürecinde gerçekleştirilen hakaret, eziyet, huzur ve sükunu bozma, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali ile nefret ve ayrımcılık suçları, faillerin hapis cezası ile yargılanmasına yol açabilir. Hukuki çerçevenin idari boyutunda ise, 2011 yılında Resmî Gazete'de yayımlanan İşyerlerinde Psikolojik Tacizin Önlenmesi konulu Başbakanlık Genelgesi büyük bir dönüm noktasıdır. Bu genelge ile işverenlere, çalışanların psikolojik tacize maruz kalmamaları için her türlü önleyici tedbiri alma yükümlülüğü açıkça getirilmiştir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik İletişim Merkezi bünyesinde doğrudan destek hattı kurulması, Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu oluşturulması ve toplu iş sözleşmelerine koruyucu önleyici hükümler eklenmesi gibi adımlar yasal zırhı güçlendiren unsurlardır.
Türk Ceza Kanununda Mobbinge Karşılık Gelen Suçlar
İşyerinde uygulanan psikolojik yıldırma ve bezdiri süreçlerinde faillerin gerçekleştirdiği sistematik eylemler, ceza adalet sistemimizde yer alan çeşitli spesifik suç tanımlarına doğrudan vücut vermektedir. Bir avukat olarak mobbing eyleminin hukuki boyutunu incelerken, bu zararlı davranışların ceza yargılamasında hangi maddelere temas ettiğini somut olarak saptamak mağdurun hak arama mücadelesinde hayati önem taşır. İşverenlerin veya yöneticilerin işçiye yönelik uyguladıkları ağır tahrik, aşağılama veya kasıtlı yalnızlaştırma politikaları, basit bir hukuki uyuşmazlığın ötesine geçerek kamu davasına konu olabilecek ceza hukuku ihlalleri haline gelebilir. Mobbing kapsamında en sık karşılaşılan suç tipleri şunlardır:
- TCK Madde 96 uyarınca eziyet suçu
- TCK Madde 125 kapsamında hakaret suçu
- TCK Madde 122 çerçevesinde nefret ve ayrımcılık suçu
- TCK Madde 117-119 kapsamındaki iş ve çalışma hürriyeti ihlali
- TCK Madde 123 uyarınca huzur ve sükununu bozma suçu
- TCK Madde 102-105 kapsamında cinsel saldırı ve taciz suçları
- TCK Madde 84 gereğince intihara yönlendirme suçu