Makale
İşyeri hekimlerinin mesleki bağımsızlığı, ulusal ve uluslararası hukukta güvence altına alınmıştır. Bu bağımsızlığın ihlal edilmesi ve hekime yönelik sistematik baskılar mobbing boyutuna ulaşabilir. İş sağlığı hizmetlerinin tarafsızca sunulabilmesi için hekimin etik ilkeler doğrultusunda hiçbir etki altında kalmadan çalışması şarttır.
İşyeri Hekiminin Mesleki Bağımsızlığı ve Mobbing
İş sağlığı ve güvenliği alanında kilit bir rol üstlenen işyeri hekimleri, çalışanların sağlığını korumak ve çalışma ortamını iyileştirmekle görevlidir. Bu önemli kamusal hizmetin gereği gibi yerine getirilebilmesi, işyeri hekiminin mesleki bağımsızlığı ile doğrudan ilişkilidir. Uluslararası İş Sağlığı Komisyonu tarafından belirlenen etik kurallar ve ulusal mevzuatımız, hekimin tarafsızlığını ve bağımsızlığını kesin bir dille güvence altına almaktadır. Ancak uygulamada, işyeri hekimleri, işverenle aralarındaki iş sözleşmesinden kaynaklanan bağımlılık ilişkisi nedeniyle zaman zaman ciddi zorluklarla karşılaşabilmektedir. Hekimin karar alma süreçlerine müdahale edilmesi, etik değerlere aykırı taleplerde bulunulması veya yasal yetkilerini kullanmasının engellenmesi, zamanla sistematik bir psikolojik baskı haline dönüşebilmektedir. İşte bu noktada, bağımsızlık ilkesinin ihlali ile başlayan süreçler, hukuki bağlamda mobbing vakaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir hukukçu perspektifiyle bakıldığında, işyeri hekiminin mesleğini bağımsızca icra etmesinin engellenmesi, sadece bireysel bir hak ihlali değil, aynı zamanda toplum sağlığını da tehdit eden hukuka aykırı bir fiildir.
Ulusal ve Uluslararası Mevzuatta Hekim Bağımsızlığı
İşyeri hekimlerinin hukuki statüsü incelendiğinde, uluslararası normların ulusal yasalara rehberlik ettiği görülmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından yayımlanan 112 sayılı Tavsiye Kararı, işyeri hekiminin işçilere ve işverenlere karşı hem teknik hem de ahlaki açıdan tam bir bağımsızlık içinde olması gerektiğini vurgular. Benzer şekilde, Uluslararası İş Sağlığı Komisyonu (ICOH) etik kuralları da mesleki bağımsızlık, tarafsızlık ve bütünlük ilkelerini temel almaktadır. Ülkemizde ise bu uluslararası standartlar benimsenerek, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 8. maddesi ile yasal bir çerçeveye oturtulmuştur. Bu kanun hükmüne göre, işyeri hekimleri yükümlülüklerini yerine getirmeleri nedeniyle kısıtlanamaz; görevlerini mesleki bağımsızlık ve etik ilkeler çerçevesinde yürütürler. Hekimlerin, işverene veya çalışanlara önerilerde bulunurken hiçbir etki altında kalmamaları hukuki bir zorunluluktur. Bu yasal güvencelere rağmen, hekimin tarafsız bir rapor düzenlemesi veya işi durdurma yetkisini kullanması gibi durumlarda işveren baskısıyla karşılaşması, hukuka aykırı bir müdahale niteliği taşımaktadır.
Sözleşme İlişkisi ve Mesleki Özerklik Çatışması
Türk hukuk sisteminde, işyeri hekimi ile işveren arasındaki hukuki bağ genellikle bir iş sözleşmesi ile kurulmaktadır. Bu sözleşme, hekimi iş hukuku anlamında işçi statüsüne sokarken, aynı zamanda işveren adına görev yapması sebebiyle onu bir işyeri vekili konumuna da getirir. Sözleşmeden doğan bu bağımlılık ilişkisi, hekimin mesleki gereklilikleri ve tıbbi deontoloji kuralları ile katı bir biçimde sınırlandırılmıştır. Ancak uygulamada, bu sınırların aşıldığı ve işyeri hekiminin özerkliğine müdahale edildiği durumlar sıkça yaşanmaktadır. İşyeri hekimi, sıradan bir çalışan veya sadece bilgisine başvurulan bir danışman değildir; gerektiğinde işçinin hayati güvenliğinin tehlikede olduğu durumlarda işi durdurma veya işçiyi riskli ortamdan uzaklaştırma gibi radikal yetkilere sahiptir. Bu yetkilerin kullanımı sırasında işveren menfaatleri ile karşı karşıya gelinmesi, hekim üzerinde mobbing sürecini tetikleyen temel bir kırılma noktası olabilmektedir. Yasaların hekime tanıdığı bu bağımsız hareket alanının daraltılması, yıldırma eylemlerinin hukuki temelini oluşturan en belirgin unsurlardandır.
Bağımsızlık İhlallerinin Mobbing Olarak Değerlendirilmesi
İşyeri hekiminin bağımsızlığına yönelik ihlaller, hukuki açıdan değerlendirildiğinde sıklıkla mobbing çerçevesinde incelenmeyi gerektiren eylemler bütünüdür. İş sağlığı uzmanları için uluslararası etik kurallar, hekimin güvene dayalı, eşitlikçi ve şeffaf bir ilişki kurmasını zorunlu kılar. Ancak, mesleki çalışmaların kayıt altına alınması, iş kazalarının veya meslek hastalıklarının raporlanması süreçlerinde hekime yönelik sistematik baskı ve yönlendirmeler, doğrudan doğruya profesyonel özerkliğe yapılmış bir saldırıdır. Mobbing kavramının temelinde yer alan sürekli, kasıtlı ve yıldırıcı davranışlar, işyeri hekiminin tıbbi kararlarını işverenin ticari menfaatleri doğrultusunda değiştirmeye zorlanması şeklinde tezahür edebilir. Hukuk uygulamalarında, hekimin mesleki etik değerlerine sadık kalması sebebiyle dışlanması, yetkilerinin fiilen elinden alınması veya asılsız gerekçelerle sözleşmesinin feshi ile tehdit edilmesi, mobbingin somut delilleri olarak kabul edilmektedir. Bu tür ihlaller, sadece hekimin kişilik haklarına zarar vermekle kalmaz, mesleki onuru da zedeler.
Bağımsızlığı Koruyan Temel Hukuki İlkeler
İşyeri hekimlerinin maruz kalabileceği mobbing eylemlerinin hukuki tespiti yapılırken, hekimin mesleki bağımsızlığını koruyan evrensel ve ulusal ilkeler referans alınmaktadır. Hekimin bu ilkelere uyması nedeniyle baskı görmesi, hukuka aykırı bir psikolojik taciz eylemidir. Bu kapsamda, Uluslararası İş Sağlığı Komisyonu (ICOH) ve ulusal mevzuatımızca benimsenen ve hekimin bağımsızlığını temin eden temel etik ilkeler şunlardır:
- Mesleki uzmanlık ve tarafsızlık çerçevesinde iş sağlığı hizmetlerinin yürütülmesi.
- Karar alma süreçlerinde profesyonel bağımsızlık ilkesine mutlak surette riayet edilmesi.
- Çalışanlar ile işverenler arasında ayrımcılık yapmaksızın eşit ve güvene dayalı bir ilişki tesis edilmesi.
- İşyerindeki usulsüzlükler ve yolsuzluklarla mücadelede sosyal paydaşlarla tam işbirliği sağlanması.
Bu ilkelerin ihlalini talep etmek veya hekimi bu kuralların dışına çıkmaya zorlamak, doğrudan doğruya mesleki onura ve kanunlara aykırı bir mobbing süreci olarak yargı önüne taşınabilecek ağır ihlallerdir.