Anasayfa Makale İslam Hukukunda İnsan-Hayvan Hiyerarşisi Ve...

Makale

İslam Hukukunda İnsan-Hayvan Hiyerarşisi Ve Mülkiyet

İslam hukukunda insan, akıl ve irade sahibi mükellef bir varlık olarak hayvanlara kıyasla üstün bir ontolojik statüye sahiptir. Bu hiyerarşi, insanın hayvanlar üzerinde mülkiyet hakkı kurabilmesine temel teşkil ederken, beraberinde hukuki ve ahlaki sorumluluklar da getirir.*

Bir hayvan hakları avukatı olarak İslam hukuku perspektifini analiz ettiğimizde, insan ve hayvan arasındaki ontolojik ve hukuki hiyerarşiyi tüm boyutlarıyla ele almamız gerekmektedir. İslam hukuk sisteminde insan; akıl, irade ve teklif (sorumluluk) sahibi olması sebebiyle evrendeki diğer tüm varlıklardan ve hayvanlardan üstün bir hukuki statüde konumlandırılmaktadır. İmam-ı Mâtürîdî'nin fıkhi ve kelami tefsirlerinde açıkça belirtildiği üzere insan, yeryüzünde evrenin kendisi için var edildiği bir "gaye varlık" olarak değerlendirilir. Hukuki açıdan bu durum, insanın yeryüzündeki diğer varlıkları kendi menfaati ve fıtri ihtiyaçları doğrultusunda tasarrufu altında bulundurabilmesi anlamına gelmektedir. Hayvanların hukuki statüsü tam olarak bu hiyerarşik yapı içerisinde şekillenir; hayvanlar hak ehliyetine sahip tam bir hukuki kişi olarak değil, insanların sorumluluğuna ve mülkiyetine bırakılmış özel varlıklar olarak görülür. Ancak bu ontolojik üstünlük mutlak ve keyfi bir tahakkümden ziyade, "nimet ve külfet" dengesi üzerine inşa edilmiş ciddi bir hukuki sorumluluk ağı yaratır. Uzman bir hukukçu olarak bu hiyerarşiyi incelediğimizde, hayvanlar üzerinde kurulan mülkiyetin sınırlarını anlamak, günümüz hayvan hakları uyuşmazlıklarının tespiti için hayati önem taşır.

Ontolojik Hiyerarşi Ve Hukuki Mükellefiyet

İslam hukuku disiplini bağlamında insanı hayvanlardan ayıran en temel hukuki ölçüt, insanın "mükellef" (yükümlü) kılınmasıdır. İnsan, sahip olduğu özgür iradesi, temyiz kudreti ve aklı sayesinde fiillerinden sorumlu tutulabilen yegane varlıktır. Klasik hukuk metinlerinde, yeryüzündeki bitki ve hayvanların, insanın imtihanı ve rızkı amacıyla onun emrine (musahhar) verildiği net bir şekilde ifade edilmektedir. Mâtürîdî geleneğine göre, insanın fiziksel olarak en ideal formda yaratılması, aklıyla bilgi üretebilmesi ve ellerini kullanarak temiz gıdalarla beslenmesi onu hayvanlardan ayırıp üstün kılan fıtri ve hukuki gerekçelerdir. Hayvanlar ise sadece içgüdüsel sınırları içinde yaşayan, hukuki anlamda hak ve fiil ehliyetini haiz olmayan canlılar kategorisindedir. Fakat insanın hukuken üstünlüğü, ona hayvanlar üzerinde sınırsız bir eziyet veya sömürü imtiyazı vermez; bilakis sahip olunan bu üstün statü, hayvanlara adil ve merhametli davranmayı gerektiren zorunlu hukuki ödevler içerir. Aksi halde, kendisine verilen bu hukuki ayrıcalığı ve iradeyi kötüye kullanan insan, statüsünü kendi fiilleriyle hayvanlardan dahi aşağı bir seviyeye indirgemiş olur.

Hayvanlar Üzerindeki Mülkiyet Hakkı

Mülkiyet hakkı, İslam hukuk felsefesinde (Makāsıdü’ş-Şerîa) mutlak surette korunması hedeflenen beş temel gayeden biri olarak kabul edilmekte olup hukuken yalnızca zimmet ehliyeti bulunan insana tanınmıştır. İnsanın hayvanlar üzerinde yasal bir mülkiyet hakkı kurabilmesi, aralarındaki ontolojik hiyerarşideki üstün konumunun doğrudan bir neticesidir. Mâtürîdî ekolünün önde gelen âlimlerinden Nureddin es-Sâbûnî'nin eserlerinde de altı çizildiği üzere, insan dışındaki canlıların veya hayvanların herhangi bir mülkiyet hakkına sahip olması hukuken imkansızdır. Hukuk pratiğimizde bu durum, hayvanların mülkiyetin konusunu oluşturmasını ve maddi bir değer taşımasını ifade eder. Bir hayvan hakları avukatı olarak süreci tahlil ettiğimizde, hayvanların mülkiyet nesnesi olmasının onları sıradan, değersiz bir eşyaya indirgemediğini görmekteyiz. Aksine hukukun sağladığı bu mülkiyet koruması, hayvana kasıtlı zarar veren üçüncü kişilere karşı malikin yasal hak arama hürriyetini kullanarak canlının dolaylı yoldan himaye edilmesine olanak tanır. Kısacası hayvan üzerindeki mülkiyet hakkı, malike hem koruma imtiyazı hem de o canlının refahını sağlama yönünde bağlayıcı bir hukuki mükellefiyet (külfet) yüklemektedir.

İnsan Ve Hayvan Arasındaki Hukuki Denge

İslam hukuk sisteminde insan-hayvan hiyerarşisi ve mülkiyet bağı değerlendirilirken, "nimet ve külfet" prensibi temel, yönlendirici bir kural olarak karşımıza çıkar. Hukuki bir kaide olarak elde edilen hakların (nimetlerin) büyüklüğü, beraberinde üstlenilmesi gereken sorumlulukların (külfetlerin) da aynı oranda artışını zorunlu kılmaktadır. İnsanın, mülkiyetindeki hayvanların etinden, yününden veya bedensel gücünden menfaat sağlama hakkına sahip kılınması, hukuken bu canlıların bakımını üstlenmesini ve onlara asla eziyet etmemesini emreder.

  • mükellefiyet Sınırı:** Hayvanlara eziyet etmek kesinlikle yasaktır; hukuki üstünlük, canlının sömürülmesi için bir mazeret aracı olarak kullanılamaz.
  • Mülkiyetin İnhisarı: Mülkiyet sadece insana aittir, hayvanların hak veya fiil ehliyeti bulunmamaktadır.
  • Ontolojik Sorumluluk: Hukuki ve ahlaki mükellefiyetlerini kasten ihlal eden insan, evrendeki üstün statüsünü kaybeder.

Bu denge içerisinde değerlendirildiğinde kurban gibi dini ibadetlerin icrası dahi mutlak bir tahakküm eylemi değildir; kişinin tabiatı gereği elem vermekten hoşlanmamasına rağmen itaat temelinde gerçekleştirdiği hukuki ve dini bir vazifedir. Sonuç olarak, İslam hukukunda yer alan insan ve hayvan dengesi, modern hukuk davalarında dahi emsal alınabilecek düzeyde güçlü bir adalet mekanizması sunmaktadır.

4 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: