Anasayfa Makale İş Hukukunda Tahkim Sözleşmesi ve Temel Esaslar

Makale

[İş ilişkilerinde uyuşmazlıkların çözümünde alternatif bir yol olan tahkimin temel esasları, tahkim sözleşmesinin hukuki niteliği, kurucu unsurları ve taraflara etkileri uzman bir perspektifle incelenmektedir. Tahkim iradesinin usul ve maddi hukuk bağlamındaki geçerlilik şartları ile hukuki sonuçları tüm boyutlarıyla detaylandırılmaktadır.]

İş Hukukunda Tahkim Sözleşmesi ve Temel Esaslar

İnsanın sosyal bir varlık olması, temel ihtiyaçları doğrultusunda diğer bireylerle ilişki içinde olmasını gerektirir ve bu ilişkiler zaman zaman uyuşmazlıkları beraberinde getirir. Adalet arayışı içerisinde bulunan bireyin, içine düştüğü uyuşmazlığın çözümü için tarafsız bir merciye ihtiyaç duyması, tarihsel süreçte çeşitli yargılama modellerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Modern hukuk sistemlerinde, devletin yargı yetkisine alternatif teşkil etmeyen ancak uyuşmazlıkların çözümünde etkili bir yöntem olan tahkim, tarafların serbest iradelerine dayanan bir kurumdur. İş hukuku bağlamında da taraflar, aralarındaki sözleşmesel veya sözleşme dışı hukuki ilişkilerden doğan uyuşmazlıkların çözümü için bağımsız kişileri görevlendirebilmektedir. Bu görevlendirme, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulan tahkim sözleşmesi aracılığıyla gerçekleşir. Kamu düzenine ve emredici hukuk kurallarına aykırı olmamak koşuluyla kurulan bu sözleşme, uyuşmazlığın devlet mahkemeleri yerine özel olarak yetkilendirilmiş kişilerce çözülmesini sağlar. Dolayısıyla tahkim sözleşmesi, hem maddi hukukun sözleşme kurma serbestisinden beslenen hem de usul hukuku bağlamında yargısal sonuçlar doğuran, son derece teknik ve titizlikle ele alınması gereken hukuki bir metindir.

Tahkimin Genel Esasları ve Ayırt Edici Özellikleri

Devletin sosyal hayattaki düzeni sağlama amacı, zor kullanma tekelini ve yargı erkini elinde bulundurmasını gerektirir. Ancak bireysel menfaate yönelik özel hukuka ilişkin bazı uyuşmazlıkların çözümü için, devletin yargı organlarına alternatif olmamakla birlikte onları destekleyici nitelikteki tahkim kurumuna imkan tanınmıştır. Tahkim, özel hukuk alanına ilişkin uyuşmazlıkların tarafsız ve bağımsız üçüncü kişiler aracılığıyla çözümlenmesi yöntemidir. Tarafların uyuşmazlığın çözümü için bu yola başvurmaları, irade serbestisi prensibinin usul hukuku alanındaki en belirgin yansımalarından biridir. Bu yöntem sayesinde taraflar, aralarındaki uyuşmazlığın alanında uzman kişiler tarafından adil, hızlı ve etkili bir biçimde sonlandırılmasını sağlama fırsatı elde ederler. Tahkim müessesesi, devletin egemenlik hakkına bir müdahale değil, aksine yargının iş yükünü hafifleten ve ticari yahut mesleki hayatın gereksinimlerine uygun çözümler üreten modern bir mekanizmadır.

Tahkim kurumunun devlet yargısına kıyasla tercih edilmesine neden olan çok sayıda ayırt edici özelliği bulunmaktadır. Bunların başında hızlılık gelir; devlet mahkemelerindeki aşırı iş yükü ve uzun süren yargılamalar dikkate alındığında, uyuşmazlıkların esnek usul kurallarıyla belirlenen kısa süreler içinde karara bağlanması büyük bir avantajdır. Diğer bir önemli özellik ise gizliliktir. Taraflar arasındaki ilişkinin, ticari sırların veya mesleki verilerin kamuya açık olmayan bir ortamda değerlendirilmesi tarafların itibarını korur. Ayrıca, yargılamayı yapacak kişilerin uyuşmazlık konusunda özel uzmanlık sahibi kimseler arasından bizzat taraflarca seçilebilmesi, verilecek kararların isabet oranını artırır ve bilirkişi incelemesi gibi süreci uzatan aşamalara duyulan ihtiyacı azaltır.

Tahkim Sözleşmesinin Hukuki Niteliğine İlişkin Görüşler

Tahkim sözleşmesinin hukuki niteliği, doktrinde uzun yıllardır tartışılan ve farklı teorilerle açıklanmaya çalışılan bir konudur. Bu teorilerden ilki olan maddi hukuk sözleşmesi görüşüne göre; tahkim anlaşması bütünüyle özel hukuka tabi bir sözleşmedir. Bu görüşü savunanlar, sözleşmenin kurulması, ehliyet kuralları, irade sakatlıkları ve iptali gibi hususlarda borçlar hukuku kurallarının geçerli olmasını temel alırlar. Ancak bu görüş, tahkimin yargısal boyutunu ve ortaya çıkan kararın icra edilebilir doğasını açıklamakta yetersiz kalmaktadır. İkinci temel görüş olan usul hukuku sözleşmesi teorisi ise, sözleşmenin temel amacının bir davanın devlet mahkemeleri dışında usuli bir yöntemle çözülmesi olduğunu vurgular. Yargıtay kararlarında da sıkça atıf yapılan bu görüşe göre, işlemin dayanağı borçlar hukuku olsa da doğurduğu sonuçlar tamamen usul hukukuna ilişkindir.

Bu iki temel görüşün yanı sıra, tahkim sözleşmesini karma nitelikli bir sözleşme olarak değerlendirenler de bulunmaktadır. Karma sözleşme görüşü, kurumun hem maddi hukuk hem de usul hukuku boyutlarını birleştirerek, her iki disiplinin kurallarının duruma göre uygulanması gerektiğini ileri sürer. Sui generis yani kendine özgü sözleşme görüşü ise, tahkimin kendine has yapısı gereği mevcut klasik kalıplara sokulamayacağını belirtir. Hukuk uygulamamızda baskın olan eğilim, tahkim sözleşmesinin kuruluş ve geçerlilik şartları bakımından Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabi olduğu, ancak doğurduğu hukuki sonuçlar ve yargılamanın yürütülmesi açısından bir usul hukuku sözleşmesi karakteri taşıdığı yönündedir. Bu hibrit yapı, sözleşmenin dikkatle kaleme alınmasını zorunlu kılar.

Tahkim Sözleşmesinin Kurucu Unsurları

Geçerli bir tahkim sözleşmesinin varlığından söz edilebilmesi için mevzuatımızda ve doktrinde kabul edilen bazı kurucu unsurların bir araya gelmesi şarttır. Sözleşmenin temel yapısını oluşturan bu unsurlar eksik olduğunda, tarafların uyuşmazlığı tahkim yoluyla çözme iradeleri hukuki bir değer taşımaz. Kurucu unsurlar şu şekilde sıralanabilir:

  • Taraflar arasında geçerli ve mevcut bir hukuki ilişkinin bulunması
  • Tahkime konu edilecek ihtilafın açıkça belirli veya belirlenebilir olması
  • Tarafların tahkim yoluna başvurma konusundaki iradelerinin kesin olması
  • Anlaşmanın kanunun aradığı şekilde yazılı olarak yapılması

Tahkim sözleşmesinin yapılması esnasında taraflar arasında halihazırda doğmuş bir uyuşmazlık olması zorunlu değildir; mevcut bir hukuki ilişkiden ileride doğabilecek ihtilaflar için de tahkim öngörülebilir. Ancak, tarafların hangi konularda tahkime başvuracaklarını sözleşmede tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirtmeleri gerekir. Sınırları çizilmemiş, son derece geniş ve belirsiz ifadelerle yapılan anlaşmalar, tahkimin istisnai niteliğine aykırı bulunarak geçersiz sayılabilir. Bununla birlikte, tahkim iradesinin kesinliği büyük önem taşır. Uyuşmazlık çıkarsa mahkemeye veya hakeme gidilir şeklindeki seçimlik veya muallak ifadeler, kesin bir tahkim iradesi yansıtmadığı için sözleşmeyi hükümsüz kılar. İrade, sadece hakem çözümünü emretmelidir.

Sözleşmenin Şekli ve Temsilcilerin Yetkisi

Mevzuatımızda tahkim sözleşmesinin geçerliliği, sıkı bir şekil şartı kuralına bağlanmıştır. Kanun hükümlerine göre tahkim anlaşmasının mutlak surette yazılı yapılması zorunludur. Yazılılık şartı, taraflarca imzalanmış tek bir belge olabileceği gibi, taraflar arasında teati edilen mektup, faks veya elektronik ortamdaki yazışmalarla da sağlanabilir. Önemli olan, tahkim iradesinin yazılı veya erişilebilir bir veri formatında açıkça ispatlanabilmesidir. Şekil şartına uyulmaksızın yapılan anlaşmalar, tarafların gerçek iradesi bu yönde olsa dahi hukuken geçersiz kabul edilir ve uyuşmazlığın çözümü devlet mahkemelerine kalır. Bu husus, hakemlerin yetki itirazlarını değerlendirirken re'sen dikkate alacakları en temel kuraldır.

Tahkim sözleşmesinin tarafların bizzat kendileri yerine vekilleri veya temsilcileri aracılığıyla kurulması durumunda özel düzenlemeler devreye girer. Türk Borçlar Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, bir kimsenin vekili aracılığıyla tahkim sözleşmesi yapabilmesi için vekaletnamede bu hususta özel yetki bulunması emredici bir kuraldır. Genel vekaletname ile hakeme başvurulması yahut tahkim sözleşmesi imzalanması hukuken mümkün değildir. Özel yetki eksikliği, yapılan sözleşmeyi kamu düzenine aykırılık temelinde geçersiz hale getirir. Bu eksikliğin varlığı mahkemelerce ve hakemlerce dikkatle gözetilir; nitekim yetkisiz bir temsilci tarafından akdedilen ve geçersiz olan bir tahkim sözleşmesine dayanılarak geçerli bir yargılama yapılamaz.

Eşitlik İlkesi ve Asimetrik Uygulamalar

Sözleşme özgürlüğü çerçevesinde taraflar tahkim sözleşmesinin içeriğini serbestçe belirleyebilse de, bu özgürlük eşitlik ilkesi ve emredici hukuk kurallarıyla sınırlıdır. Uygulamada bazen taraflardan yalnızca birine tahkime başvurma hakkı tanıyan veya mahkeme ile tahkim arasında seçim yapma imkanı veren sözleşme türlerine rastlanmaktadır. Doktrinde asimetrik tahkim sözleşmesi olarak adlandırılan bu tür anlaşmalar, taraflar arasındaki hukuki eşitliği bozduğu gerekçesiyle yoğun bir şekilde tartışılmaktadır. Güçlü konumda olan tarafın, zayıf tarafa yalnızca belirli bir yargı yolunu dayatması, adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı bağlamında temel anayasal sorunlar yaratmaktadır.

Yargıtay uygulamaları ve hukuki genel kabuller ışığında, tahkim iradesinin kesin ve iki taraf için de eşit bağlayıcılıkta olması esastır. Taraflardan birine dilediği yargı yolunu seçme imtiyazı verilirken, diğer tarafın sadece hakem önüne gitmeye zorlanması sözleşmenin geçerliliğini ciddi şekilde tehlikeye düşürür. Zira böyle bir durum, Anayasa ile teminat altına alınan yasal hakim güvencesine ve mahkemeye başvuru hakkına ölçüsüz bir müdahale olarak değerlendirilebilir. Geçerli bir tahkim anlaşmasının temel felsefesi, her iki tarafın da uyuşmazlığın devletin yargısı yerine ortaklaşa belirlenen özel mercilerde çözülmesine karşılıklı ve eşit olarak rıza göstermesidir.

Tahkim Sözleşmesinin Doğurduğu Hukuki Sonuçlar

Geçerli bir biçimde kurulan tahkim sözleşmesinin en önemli hukuki sonuçlarından biri, asıl sözleşmeden bağımsız olma ilkesidir. Tahkim şartı, genellikle taraflar arasındaki temel sözleşmenin bir maddesi olarak yer alsa da, hukuken bu temel sözleşmeden ayrı ve bağımsız bir anlaşma olarak kabul edilir. Bu bağımsızlık ilkesi gereğince, taraflar arasındaki temel sözleşmenin geçersiz, yok hükmünde veya feshedilmiş olması, otomatik olarak tahkim şartının da geçersiz olacağı anlamına gelmez. Sözleşmenin esasına ilişkin iddialar ve uyuşmazlıklar, yine bizzat tahkim şartı uyarınca hakemler tarafından değerlendirilip karara bağlanır. Böylece, sözleşmeden dönmek isteyen tarafın sırf bu iddiayla tahkim yargılamasından kaçınmasının önüne geçilmiş olur.

Sözleşmenin bir diğer temel sonucu ise kompetenz-kompetenz yani yetkinin yetkisi prensibidir. Bu prensip, hakemlerin bizzat kendi yetkileri ve tahkim sözleşmesinin geçerliliği hakkında karar verme gücüne sahip olmalarını ifade eder. Bir taraf, tahkim sözleşmesinin geçersiz olduğunu veya uyuşmazlığın tahkim kapsamında bulunmadığını iddia etse dahi, bu itirazı inceleyerek karara bağlayacak olan merci kural olarak yine hakemlerin kendisidir. Bu evrensel kural sayesinde tahkim süreci, kötü niyetli yetki itirazlarıyla kesintiye uğramaktan korunur ve uyuşmazlıkların çözümünde devlet mahkemelerinin sürece müdahalesi asgari düzeye indirilerek sistemin hızlı ve bağımsız işleyişi teminat altına alınır.

Mahkemeye Başvurunun Engellenmesi ve İlk İtiraz

Taraflar arasında usulüne uygun şekilde akdedilmiş bir tahkim sözleşmesi bulunmasına rağmen, taraflardan birinin uyuşmazlığı devlet mahkemelerine taşıması mümkündür. Böyle bir durumda, davalı konumundaki tarafın yasal süreler içerisinde mahkemeye tahkim ilk itirazı sunması gerekir. Davalının bu itirazı öne sürmesi halinde, mahkeme öncelikle taraflar arasında geçerli bir tahkim iradesi bulunup bulunmadığını inceler. İnceleme sonucunda sözleşmenin geçerli, uyuşmazlığın ise tahkim kapsamında olduğu tespit edilirse, mahkeme davanın usulden reddine karar verir. Bu ret kararı, sözleşmeye saygı ilkesinin ve devletin yargı gücünün tarafların tahkim iradesiyle sınırlandırılmasının en net göstergesidir.

Davalı tarafın mahkemede açılan davaya karşı süresi içinde tahkim itirazında bulunmaması ise, hukuki açıdan zımni bir irade değişikliği olarak yorumlanır. Tahkim itirazı, bir ilk itiraz mahiyetinde olduğundan, kanunda belirtilen süreden sonra ileri sürülmesi halinde mahkemece dikkate alınmaz. Bu durum, tarafların tahkim yolundan örtülü olarak vazgeçtikleri ve uyuşmazlığın devlet yargısında çözümlenmesine rıza gösterdikleri anlamına gelir. Dolayısıyla, geçerli bir tahkim sözleşmesinin varlığı tek başına mahkemelerin görevini kendiliğinden ortadan kaldırmaz; bu sözleşmenin koruyucu etkisinden faydalanabilmek için davalının usuli haklarını zamanında ve eksiksiz bir biçimde kullanması, tahkim iradesine yargılama aşamasında da sahip çıkması yasal bir zorunluluktur.

Sonuç olarak, hukuki ilişkilerde doğabilecek ihtilafların hızlı, gizli ve uzman mercilerce çözülmesini sağlayan tahkim kurumu, tarafların özenle hazırlayacağı tahkim sözleşmelerine dayanmaktadır. Bu sözleşmelerin maddi hukuk ile usul hukuku arakesitinde yer alan hassas yapısı, kuruluş aşamasında özel yetki, kesin irade ve katı şekil şartlarına uyulmasını zorunlu kılar. İrade sakatlıklarından uzak, eşitlik ilkesini zedelemeyen ve sınırları net olarak çizilmiş bir sözleşme, uyuşmazlık anında asıl sözleşmeden bağımsız şekilde ayakta kalarak yargısal işlevini yerine getirir. Uygulamada karşılaşılabilen yetki itirazları ve asimetrik dayatmalar gibi sorunların önüne geçebilmenin tek yolu, tahkim şartının veya bağımsız tahkim anlaşmasının kanuni geçerlilik şartlarına tam uyum gösterecek şekilde, uzman bir hukuki çerçevede kaleme alınmasıdır. Ancak bu sayede tahkimin alternatif uyuşmazlık çözümü amacına ulaşması sağlanabilir ve hukuki güvenlik tam anlamıyla tesis edilebilir.

9 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: