Anasayfa/ Makale/ HMK Kapsamında Tanık Delili Usulü ve...

Makale

[Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca tanık delilinin tanımı, bildirilmesi, mahkemeye davet edilmesi, dinlenilme usulü ve tanıklıktan çekinme hakkı gibi temel usul kuralları detaylıca incelenmektedir. Ayrıca takdiri bir delil olan tanık beyanlarının hâkim tarafından maddi gerçekliğe ulaşmada nasıl değerlendirileceği hususuna ışık tutulmaktadır.]

HMK Kapsamında Tanık Delili Usulü ve Değerlendirilmesi

Medeni yargılama hukukunda bir iddianın doğru ve gerçek olup olmadığı konusunda mahkemeyi inandırma çabası olan ispat faaliyetinin en temel araçlarından biri tanık delilidir. Tanık, yargılamanın tarafları dışında uyuşmazlık konusu yapılan bir vakıayla ilgili sahip olduğu bilgi, görgü ve algıları mahkemeye aktaran üçüncü kişi konumundadır. Bir davada tarafların iddia ve savunmalarına dayanak kıldıkları çekişmeli maddi vakıaların aydınlatılabilmesi için yargılamaya konu olayı doğrudan gören veya duyan kişilerin mahkeme huzurunda dinlenmesi büyük bir önem taşımaktadır. Yaş küçüklüğü, davanın taraflarıyla olan akrabalık derecesi veya davayla ilgili husumet ya da menfaat bağı kural olarak tanık olmaya mutlak bir engel teşkil etmemektedir. Ancak tanıklık yapacak kişinin fiziksel ve ruhsal durumu itibarıyla ispat edilmek istenen olayı anlayıp mahkemeye aktarabilecek asgari temyiz kudretine ve algı yeteneğine sahip olması mutlak surette aranmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında tanık deliline başvurulması, tanıkların mahkemeye çağrılması, beyanlarının alınması ve yemin süreçleri son derece sıkı usul kurallarına bağlanmış olup, bu kurallara riayet edilmesi adil yargılanma ve hukuki dinlenilme haklarının tesisi açısından kritik bir işlev görmektedir. Tarafların iddialarını doğrulayabilmeleri çoğu zaman bu kuralların eksiksiz işletilmesine bağlıdır.

Tanık Gösterme ve Tanık Listesi Sunma Usulü

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 240. maddesinin ikinci fıkrasına göre tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı, soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunmak zorundadır. Yargılama sürecinde taraflarca getirilme ilkesinin en net yansımalarından biri olan bu düzenleme uyarınca, kural olarak yalnızca tarafların tanık listesi ile bildirdiği kişiler dinlenecek olup mahkemenin kendi inisiyatifiyle listede yer almayan bir kimseyi re'sen tanık olarak çağırması genel hükümler çerçevesinde mümkün değildir. Bildirilen listede yer almamış olan kimseler yargılama aşamasında sonradan tanık olarak dinlenemezler ve kural olarak ikinci bir tanık listesi verilmesi kesin surette yasaktır. Bu emredici kural, yargılamanın makul süre içinde tamamlanmasını sağlamaya yönelik usul ekonomisi ilkesinin bir gereğidir. Mahkeme ancak dosyaya daha önceden sunulmuş belgelerde veya senetlerde adı geçen kişileri, maddi gerçeği ortaya çıkarmak adına istisnai olarak ve kendiliğinden tanık sıfatıyla dinleme yoluna gidebilecektir.

Kanun sistematiğinde tanık listesinin ne zaman sunulacağına dair kesin bir süre öngörülmemiş olsa da yargılama pratiğinde bu listenin sunulma aşaması büyük ölçüde ön inceleme duruşmasının ardından şekillenmektedir. Ön inceleme aşamasında uyuşmazlık konuları ve çekişmeli vakıalar tam olarak tespit edildikten sonra hâkim taraflara tanıklarını bildirmeleri hususunda kesin bir süre verecektir. Verilen kesin süre içerisinde tanıkların isimleri ve geçerli adresleri bildirilmezse, tarafın o tanığı dinletme hakkından vazgeçmiş sayılmasına karar verilir. Kanun koyucu, ikinci tanık listesi yasağı ile mahkemelerin iş yükünü hafifletmeyi ve davaların taraflarca sürüncemede bırakılmasını engellemeyi hedeflemiştir. Diğer tarafın açık muvafakati dahi olsa kural olarak ikinci listede bildirilen tanıkların dinlenmesine olanak tanınmamaktadır. Sadece tanığın ölümü gibi elde olmayan fiili imkânsızlık hallerinde istisnai olarak yeni bir tanık bildirimine müsaade edilebildiği yargı kararlarıyla da kabul edilmektedir.

Tanık listesi sunulurken ayrıca tarafın ispat etmek istediği vakıayı da açıkça belirtmesi, hukuki uyuşmazlığın çerçevesinin çizilmesi bakımından zorunludur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili maddelerinde düzenlenen somutlaştırma yükü kapsamında, tanık deliline dayanan tarafın, hangi tanığı hangi ihtilaflı konu veya vakıa hakkında dinleteceğini mahkemeye önceden açıklaması gerekmektedir. Şayet bu yükümlülük yerine getirilmezse, hâkim tarafı uyararak eksikliğin giderilmesi için süre tanıyacak; verilen bu süre zarfında da somutlaştırma yapılmazsa, söz konusu delil değerlendirme dışı bırakılabilecektir. Nitekim taraflarca hangi delilin davanın hangi bölümünü ispat etmeye yaradığının mahkemeye sunulan dilekçelerde sarih bir şekilde bildirilmemesi, yargılamanın lüzumsuz yere uzamasına ve gereksiz celselerin yapılmasına sebebiyet verebilmektedir. İş bu nedenle, somutlaştırma yükü hem adil yargılanma hakkının tecellisi hem de davanın makul sürede bitirilmesi amaçlarına doğrudan hizmet eden, ihmal edilmemesi gereken yasal bir zorunluluktur.

Tanıkların Mahkemeye Davet Edilmesi ve Dinlenmesi

Tanık sıfatıyla bilgisine başvurulacak kişilerin mahkemeye davet edilmesi kural olarak resmi bir davetiye ile gerçekleştirilmektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, bu davetiyede tanığın ad ve soyadı, tarafların kimlikleri, tanıklık edilecek konu, duruşmanın yeri, tarihi ve saati mutlaka yer almalıdır. Bunun yanı sıra davetiyeye uyulmamasının yahut yemin etmekten veya tanıklıktan kaçınmanın hukuki ve cezai yaptırımları da davetiyede açıkça ihtar edilir. Tanık, duruşma gününden en az bir hafta önce eline ulaşacak şekilde davet edilmelidir; ancak son derece acele ve acil olan istisnai hallerde bu sürenin hâkim takdiriyle kısaltılabilmesi mümkündür. Günümüz iletişim olanakları dikkate alınarak kanun koyucu, gerektiğinde telefon, faks veya elektronik posta gibi teknolojik araçlar vasıtasıyla da tanığın çağrılabilmesine imkân tanımış olsa da bu pratik çağrı yöntemine uyulmaması halinde tanık hakkında zorla getirme veya disiplin para cezası gibi ağır yaptırımlar tatbik edilememektedir.

Çağrıya icabet ederek duruşmada hazır bulunan tanık, bizzat mahkeme hâkimi tarafından dinlenir. Dinleme işlemi başlamadan önce tanığın kimlik tespiti yapılır; yaşı, mesleği, davanın taraflarıyla herhangi bir akrabalık veya menfaat bağı olup olmadığı gibi hususlar etraflıca sorgulanır. Bu aşamadan sonra tanığa gerçeği söylemesinin önemi ve yalan tanıklık yapması halinde karşılaşacağı cezai yaptırımlar hatırlatılır ve ardından mahkeme başkanı veya hâkim tarafından yemin ettirilir. Tanıklar kural olarak birbirlerinden ayrı bir biçimde ve diğer tanıkların bulunmadığı bir ortamda dinlenirler. Bu usul, tanıkların birbirlerinin ifadelerinden etkilenmesinin önüne geçmek amacıyla getirilmiştir. Gerektiğinde çelişkili ifadeler veren tanıkların yüzleştirilmesi suretiyle maddi vakanın hangi çerçevede cereyan ettiğinin netleştirilmesi, mahkemenin uygulayabileceği etkili tahkikat yöntemlerinden birini oluşturur.

Hâkim gerekli gördüğü durumlarda, davanın görülmekte olduğu yer dışında ikamet eden veya haklı bir engeli bulunan tanıkların istinabe yoluyla bulundukları yer mahkemesinde dinlenmesine de karar verebilir. Ayrıca teknolojik gelişmelerin yargılamaya entegrasyonu sayesinde, tanığın bizzat mahkeme salonunda hazır bulunmasına gerek kalmaksızın, ses ve görüntü nakli yoluyla eş zamanlı olarak dinlenmesi de mevzuatımızda yer bulmuştur. Kanun koyucu istisnai hallerde, özellikle mesafenin uzaklığı veya olayın mahiyeti gereği doğrudan soru kâğıdı gönderilerek tanığın beyanlarının yazılı olarak alınmasına da olanak sağlamıştır. Ancak bu usulün son derece dar yorumlanması, asıl olanın doğrudanlık ilkesi gereği tanığın hâkim huzurunda bizzat dinlenerek vücut dili ve tepkilerinin de gözlemlenebilmesi olduğu unutulmamalıdır. Hâkim yazılı cevapları yetersiz gördüğü takdirde yine tanığı bizzat duruşmaya davet etme yetkisine sahiptir.

Tanıklıktan Çekinme Hakkı ve Usulü

Kanun, tanıklığı kamu düzenini ilgilendiren hukuki bir yükümlülük olarak öngörmekle birlikte bazı spesifik durumlarda kişilere tanıklıktan çekinme hakkı tanımıştır. Bu hak, temel olarak kişisel bağlar, sır saklama yükümlülüğü ve menfaat ihlali tehlikesi ekseninde şekillenmektedir. Kişisel nedenlerle tanıklıktan çekinme hakkı bulunan kişilere hâkim tarafından duruşmada bu hakları açıkça hatırlatılmak zorundadır; aksi halde alınan beyanın hukuki geçerliliği sakatlanır. Kanun metninde de belirtildiği üzere tanıklıktan çekinilebilecek belli başlı haller şunlardır:

  • Davanın taraflarından birinin nişanlısı veya evlilik bağı sona ermiş olsa dahi eski eşi olmak.
  • Taraflardan birinin kendisi veya eşinin altsoy ya da üstsoyundan biri olmak.
  • Taraflar ile arasında kanunla kurulan bir evlatlık bağı bulunmak.
  • Üçüncü derece dâhil olmak üzere kan ve kayın hısımlığı içerisinde yer almak.
  • Kanun gereği mesleki veya sanatsal sırları korumakla yükümlü bir pozisyonda bulunmak.
  • Tanığın yapacağı beyanın bizzat kendisini ceza soruşturması tehdidi altına sokacak olması.

Bu durumlardan birinin varlığı halinde ilgili kişi, dinleneceği günden önce yazılı bir dilekçeyle veya doğrudan duruşma sırasında hâkim karşısında sözlü beyanla çekinme hakkını kullanabilecektir. Çekinme hakkı kullanıldığında mahkeme bunu tutanağa geçirir ve tanık beyanda bulunmaya zorlanamaz.

Tanık Beyanlarının Mahkemece Değerlendirilmesi

Türk Medeni Usul Hukukunda benimsenen serbest delil takdiri ilkesi uyarınca tanık, takdiri delil mahiyetindedir. Bu durum, tanık beyanlarının hâkim açısından kesin bir bağlayıcılığının bulunmadığını, hâkimin dinlenen kişinin anlattıklarını dosyadaki diğer tüm bulgu, belge ve emarelerle birlikte mantık ve hayatın olağan akışı süzgecinden geçirerek değerlendireceğini ifade eder. Hâkim, tanık beyanının gerçeği yansıtmadığına dair somut bir kanaat edinirse, bu kanaatinin gerekçelerini açıkça kararına dercetmek koşuluyla tanık beyanının tam aksi yönünde de hüküm kurabilir. Beyanların takdirinde tanığın davanın taraflarıyla olan yakınlık derecesi, olayı doğrudan kendi gözleriyle görüp görmediği yoksa sadece duyuma dayalı mı aktarımda bulunduğu hususları büyük bir titizlikle incelenir. Bizzat görgüye ve kendi algısına dayalı olarak aktarılan bilgiler, yalnızca kulaktan dolma duyumlara kıyasla çok daha yüksek bir ispat gücüne sahiptir.

Yargılama sırasında ortaya çıkan en büyük zorluklardan biri tanıkların birbirleriyle tamamen zıt veya çelişkili ifadeler vermesidir. Tanık ifadeleri arasında ciddi uyuşmazlıklar bulunduğunda, hâkimin her şeyden önce bu çelişkileri gidermesi, lüzumu halinde tanıkları yeniden çağırıp yüzleştirerek gerçeğin ne olduğunu aydınlatması usul hukukunun emredici gerekliliklerindendir. Zira çelişkiler giderilmeden ve hangi tanığın beyanına neden üstünlük tanındığı açıklanmadan verilen hükümler yargısal denetim merciilerinden dönmektedir. Tanıkların, olayın gerçekleşme biçimini, davanın üzerinden geçen zamana rağmen nasıl bu kadar net hatırladıkları ya da çelişkili yönlerin hafıza yanılmasından mı yoksa taraflı beyandan mı kaynaklandığı, hâkimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde yönelteceği kritik sorularla açığa kavuşturulur.

İşlemlerin İspatında Tanığın Yeri ve Kesin Delillerle İlişkisi

Hukuk sistemimizde maddi vakıalar tanık dâhil her türlü takdiri delille ispat edilebilmesine karşın, hukuki işlemlerin ispatı belirli bir parasal sınırı aştığında senetle veya kesin delille ispat kuralına tabidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda her yıl güncellenen parasal sınırın üzerindeki sözleşmeler, hak devirleri veya feragat gibi işlemlerin salt tanık beyanlarıyla kanıtlanması kural olarak yasaktır. Bu kapsamda, ancak taraflar arasında yazılı bir "delil başlangıcı" belgesi bulunduğunda veya hile, ikrah, gabin gibi irade fesadı halleri iddia edildiğinde tanık deliline başvurulabilir. Delil başlangıcının varlığı, ihtilafa konu olan işlemin tam olarak ispatına yetmese de, işin meydana gelmiş olma ihtimalini son derece güçlü kıldığı için tanık dinlenilmesinin önündeki yasal engeli kaldırarak adaletin tecellisine yardımcı olan çok mühim bir usuli istisna yaratır. Bu bağlamda, kesin delil bulunmayan hallerde tanık deliline geçiş, kanunun öngördüğü bu esnekliklerle dengelenmekte olup, hak kayıplarının önüne geçilmesi adına büyük bir yargısal teminat oluşturmaktadır.

Senetle ispat zorunluluğunun diğer bir görünümü ise, mevcut bir senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıran veya azaltan yeni bir hukuki işlemin varlığı durumunda ortaya çıkar. Düzenlenmiş olan senede karşı ileri sürülen ve senedin geçerliliğini zayıflatan bu tür hukuki iddialar, söz konusu işlemin parasal değeri kanunda belirtilen sınırın altında kalsa dahi kesinlikle tanık deliliyle ispatlanamaz. Bu kural, yazılı delillerin yargılamadaki üstünlüğünü ve hukuki güvenliği koruma felsefesinin doğrudan bir sonucudur. Ancak, belirtmek gerekir ki taraflar aralarında imzalayacakları bir delil sözleşmesi ile kanunun öngördüğü bu katı ispat kurallarını esnetebilir veya tamamen değiştirebilirler. Zira delil sözleşmeleri sayesinde taraflar, normal şartlarda sadece yazılı belge ile kanıtlanabilecek bir hukuki ilişkinin tanık dahil diğer takdiri delillerle de ispatlanabileceğini yargılama öncesinde veya esnasında yazılı olarak kararlaştırma hürriyetine sahiptirler.

Sonuç itibarıyla, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ekseninde tanık delili, geçmişte meydana gelmiş ve mahkeme dışı ortamda yaşanmış olayları yargı makamının önüne taşıyan, maddi gerçeğin adli gerçeğe dönüşmesinde yeri doldurulamaz bir ispat vasıtasıdır. Tanıkların davet edilmesi, dinlenmesi ve haklarının kullandırılmasındaki sıkı usul kuralları, yargılamanın ciddiyetini ve silahların eşitliği ilkesini korumaya hizmet etmektedir. Hâkim, bu süreci yönetirken sadece pasif bir dinleyici konumunda kalamaz; çelişkileri gidermeli, maddi vakıaları titizlikle araştırmalı ve edindiği kanaati serbestçe takdir ederek kararını gerekçelendirmelidir. Adil ve tatmin edici bir hukuki çözüm ancak, taraf beyanlarının usule uygun şekilde alınmış tanık anlatımları ile desteklenmesi ve tüm bu materyalin hukukun evrensel prensipleri ışığında dikkatle yorumlanması ile mümkün olabilecektir. Uygulamada, hukuki işlemlerin ve maddi vakıaların ispatında usul hukukunun çizdiği bu hassas sınırlara özenle riayet edilmesi, taraf vekillerinin davalarını daha sağlam temeller üzerinde inşa etmelerini sağlayacak yegâne unsurdur.

9 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: