Anasayfa/ Makale/ Hizmet Buluşlarında İşçi ve İşverenin Hak ve...

Makale

[Özet: Hizmet buluşları bağlamında işçi ve işverenin sahip olduğu hukuki hak ve yükümlülükler Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında düzenlenmiştir. İşçinin bildirim yükümlülüğü ile başlayan süreç, işverenin tam veya kısmi hak talebi ile şekillenir. Bu süreçte patent başvurusu, bedel ödenmesi ve önalım hakkı gibi çeşitli hukuki sonuçlar doğmaktadır.]

Hizmet Buluşlarında İşçi ve İşverenin Hak ve Yükümlülükleri

Hizmet buluşları, işçi ile işveren arasındaki hukuki ilişkide her iki tarafa da çeşitli maddi ve manevi haklar tanırken aynı zamanda tarafların karşılıklı yükümlülüklerini de detaylandıran son derece kapsamlı bir hukuki kurumdur. Sınai Mülkiyet Kanunu ve ilgili ikincil mevzuat olan yönetmelikler çerçevesinde, bir hizmet buluşu ortaya çıktığında tüm hukuki sürecin ne şekilde ilerleyeceği titizlikle düzenlenerek güvence altına alınmıştır. Süreç, kural olarak işçinin gerçekleştirdiği buluşu işverene gecikmeksizin bildirmesiyle hukuken başlamış olur. İşçinin sadakat borcunun önemli bir yansıması olan bu bildirim yükümlülüğü, işverenin buluş üzerinde hak iddia edip etmeyeceğine karar vermesine olanak tanımaktadır. İşverenin yasal kanuni süreler içerisinde usulüne uygun şekilde yapacağı tam hak talebi veya kısmi hak talebi, buluşun mülkiyetini, patent sürecini ve kullanım sınırlarını belirleyen en önemli faktörlerin başında gelir. İşveren hak talebinde bulunarak buluşu mülkiyetine geçirdiğinde, işçinin ekonomik menfaatlerinin korunması amacıyla makul bir bedel ödeme borcu altına girer.

İşçinin Hizmet Buluşunu Bildirim Yükümlülüğü

İşçi, iş sözleşmesine dayalı iş ilişkisi fiilen devam ederken bir hizmet buluşu meydana getirdiğinde, bu teknik buluşu işverene gecikmeksizin ve mutlaka yazılı olarak bildirmekle yükümlü kılınmıştır. Kanun koyucu tarafından getirilen bu yazılı bildirim yükümlülüğü, işverenin kanundan doğan seçimlik haklarını etkin ve süresi içinde kullanmasına imkân tanımak amacıyla ihdas edilmiştir. İşçi, gerçekleştirdiği buluşun henüz patentlenebilir bir düzeye erişmediği veya teknik olarak hizmet buluşu niteliği taşımadığı düşüncesine sahip olsa dahi, durumu işverenin hukuki takdirine sunmak üzere bu yasal bildirimi yapmak zorundadır. Birden fazla işçi tarafından ortaklaşa, bir ekip çalışması sonucunda bir buluş gerçekleştirilmesi halinde, yasal bildirim ortak bir metinle birlikte yapılabileceği gibi her bir işçi tarafından kendi adına ayrı ayrı da gerçekleştirilebilir. Yargıtay kararları ve doktrindeki ağırlıklı hukuki görüşe göre, işçilerden yalnızca birinin tek başına bildirimde bulunması diğer işçileri yasal bildirim yükümlülüğünden doğrudan doğruya kurtarmaz. Bildirim, emredici yazılılık geçerlilik şekil şartına sıkı sıkıya tabi olup, buluşu bizzat gerçekleştiren tüm çalışanların ıslak veya güvenli elektronik imzalarını açıkça taşımak mecburiyetindedir.

Yapılacak bu yazılı bildirimin içeriğinde; çözülmeye çalışılan teknik problemin, bu probleme getirilen teknik çözümün ve hizmet buluşunun fiilen nasıl gerçekleştirilmiş olduğunun şüpheye mahal bırakmayacak bir açıklıkla ifade edilmesi yasal bir zorunluluktur. Bildirimde yer verilen teknik bilgi, şema ve belgelerin, ilgili sanayi dalında uzman sayılan bir kişinin ayrı ve fazladan bir yaratıcı çabaya girmesine hiç gerek kalmaksızın buluşu bizzat uygulamaya koyabilmesine olanak tanıyacak yeterlilikte ve netlikte olması şartı aranır. İşçinin kanunun emrettiği yasal bildirim yükümlülüğünü hiçbir surette yerine getirmemesi, yapılan bildirimin yasanın aradığı asgari teknik içeriği taşımayarak eksik olması veya hukuken kabul edilemeyecek kadar çok geç yapılması hallerinde, işverenin bu eksiklik veya gecikme yüzünden uğradığı doğrudan ve dolaylı zararları tazmin sorumluluğu mutlaka gündeme gelecektir.

Eksik bildirim yapıldığı tespit edilen hallerde işveren, söz konusu sorunlu bildirimin kendisine usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesinden itibaren iki aylık hak düşürücü süre içerisinde, müracaatta hangi unsurların eksik olduğunu belirterek bunların acilen giderilmesini işçiden yazılı olarak talep etme yetkisine sahiptir. Bu düzeltme talebi üzerine işçinin, kendisine tanınan bir aylık ek yasal süre içinde teknik eksiklikleri gidermesi zorunludur. İşçinin bu süreyi eylemsiz geçirmesi ve düzeltmeleri yapmaması halinde, yasal bildirim hukuken hiç yapılmamış hükmünde sayılarak işlem görür. Öte yandan, işverenin iki aylık sürede herhangi bir düzeltme talebinde bulunmaması halinde, eksik içerikli yapılmış olan bildirim dahi hukuken tamamen geçerli sayılarak yasal süreler kaldığı yerden işlemeye devam eder.

İşverenin Hak Talebinde Bulunması ve Hukuki Sonuçları

İşveren, eksiksiz ve usulüne uygun şekilde hazırlanan buluş bildiriminin kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren yasal olarak dört aylık hak düşürücü süre içerisinde söz konusu hizmet buluşuyla ilgili olarak hak talebinde bulunma imkanına sahiptir. İşverenin kullanacağı bu hak talebi, tek taraflı irade beyanıyla sonuç doğuran kurucu yenilik doğuran hak niteliğini haizdir. Dolayısıyla, işverenin hak talebini içeren yazılı irade beyanının çalışana ulaşmasıyla birlikte kanuni sonuçlar anında doğar ve işlemin tekemmül etmesi için işçinin ayrıca bir kabul beyanında bulunmasına yahut rıza göstermesine kesinlikle gerek kalmaz. İşveren bu kritik aşamada kendi işletme politikaları ve ekonomik hedefleri doğrultusunda tam hak talebi veya kısmi hak talebi olmak üzere iki farklı hukuki yoldan birini özgürce tercih edebilir. İşverenin tam hak talebinde bulunduğunu beyan etmesi durumunda, söz konusu bildirimin çalışana ulaşması ile eş zamanlı olarak buluş üzerindeki tüm devredilebilir nitelikteki malvarlığı hakları eksiksiz bir biçimde işverene geçer.

İşçinin buluşu teknik olarak tamamlaması ile işverenin yasal hak talebinde bulunması arasında geçen hukuki belirsizlik sürecinde işçinin buluş üzerinde kendi başına yapmış olduğu ticari veya hukuki tasarruflar büyük önem taşır. Bu ara dönemde yapılan her türlü devir veya lisanslama işlemi, işverenin hak talebinde bulunmasıyla birlikte, işverenin haklarını ihlal ettiği ölçüde işverene karşı tamamen geçersiz sayılacaktır. İşverenin bunun yerine kısmi hak talebinde bulunmayı tercih etmesi halinde ise, hizmet buluşunun mülkiyeti ve tüm tasarruf yetkisi işçide kalmaya devam ederken, işveren buluş üzerinde basit lisans hükmünde inhisari olmayan kalıcı bir kullanım hakkı elde etmiş olur. Kısmi hak talebinde bulunan işveren, elde ettiği bu sınırlı kullanım hakkını yalnızca kendisine ait olan mevcut işletmesinde kullanabilir; bu hakkı hiçbir şekilde holding bünyesindeki diğer şirketlere dahi devredemez veya alt lisans vererek ticari ranta dönüştüremez.

İşverenin kısmi hakka dayanarak gerçekleştirdiği bu kullanım, işçinin buluşu piyasada ekonomik olarak değerlendirmesini önemli ölçüde güçleştiriyorsa, işçi işverenden buluşun tümüyle devralınmasını veya söz konusu kullanım hakkının tamamen sona erdirilmesini talep etme hakkına sahiptir. Diğer yandan, işverenin kanunun tanıdığı dört aylık süre içerisinde kasıtlı olarak veya ihmalen hiçbir hak talebinde bulunmaması yahut hak talep etmediğini açıkça yazılı olarak bildirmesi hallerinde, hizmet buluşu üzerindeki tüm kısıtlamalar kalkar. Bu ihtimalde buluş hukuken serbest buluş niteliği kazanır ve mülkiyet başta olmak üzere tüm tasarruf yetkisi tamamen işçinin inisiyatifine bırakılmış olur. İşçi bu aşamadan sonra buluşu dilediği gibi üçüncü kişilere lisanslayabilir veya mülkiyetini devredebilir.

İşverenin Bedel Ödeme ve Patent Başvurusu Yükümlülükleri

İşverenin ilgili hizmet buluşu üzerinde tam veya kısmi hak talebinde bulunmasının şüphesiz en önemli parasal sonucu, işçiye karşı hukuken makul bedel ödeme borcu altına girmesidir. Makul bedel, işçinin halihazırda almakta olduğu ücretten tamamen bağımsız ve buna ek bir ödeme olup, buluşun işletmeye sağladığı potansiyel veya fiili ekonomik değer gözetilerek hakkaniyet kurallarına uygun şekilde belirlenir. Kanun koyucu, bedelin hesaplanmasında bilhassa hizmet buluşunun ekonomik olarak değerlendirilebilirliği, çalışanın işletmedeki mevcut hiyerarşik görevi ve işletmenin makine, teçhizat veya know-how sunarak buluşun gerçekleştirilmesindeki katkı payı gibi unsurların titizlikle dikkate alınmasını emretmiştir. Taraflar, ödenecek bu net bedel miktarını ve ödeme şeklini sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde karşılıklı mutabakatla belirleyebilirler. Olası bir hukuki anlaşmazlık çıkması durumunda ise mevzuatta öngörülen yöntemler devreye girer.

Bedelin belirlenmesi sürecinde mevzuatın öngördüğü belirli bir sıradüzen ve hiyerarşi bulunmaktadır. Eğer Kurumlar Vergisi Genel Tebliği uyarınca önceden resmi olarak saptanmış ve vergilendirmeye esas alınmış bir kazanç tutarı işletme kayıtlarında hali hazırda mevcutsa, taraflar doğrudan bu meblağı baz alarak bedel hesaplamasını gerçekleştirmek zorundadır. Ancak böyle bir veri yoksa, Çalışan Buluşlarına Dair Yönetmelikte son derece ayrıntılı biçimde düzenlenen ve somut olayın ticari şartlarına en uygun düşen hesaplama yöntemlerinden biri tercih edilerek işçinin alacağı net bedel adım adım hesaplanır. Bahsi geçen bu yöntemler buluşun kullanım şekline, satışına, lisanslanmasına veya sadece işletme içi süreçlerde tasarruf sağlamasına göre değişkenlik göstererek adaletin tesis edilmesini amaçlar. Aşağıdaki tabloda söz konusu yöntemler ve temel uygulama kriterleri ana hatlarıyla özetlenmiştir:

Hesaplama Metodu Uygulama Alanı Temel Kriter
Kıyas Metodu Benzer ürün/usul lisanslarının yaygın olduğu endüstriler Benzer serbest buluşların piyasa bedeli
Fayda Metodu İşletmeye doğrudan tasarruf sağlayan buluşlar İşletmenin masrafları ile gelirleri arasındaki fark
Tahmin Metodu Kıyas ve fayda metotlarının uygulanamadığı haller İşverenin buluşu satın almak istese ödeyeceği bedel
Lisans Sözleşmesi Metodu Buluşun bizzat kullanılmayıp lisans verildiği haller Lisanslamadan elde edilen net gelir tutarı
Satış/Takas Metodu Buluşun doğrudan satıldığı veya takas edildiği haller Satış veya takastan elde edilen fiili kazanç payı

Bedel yükümlülüğünün adil biçimde ifası sağlanırken, tam hak talebinde bulunan işverenin aynı zamanda hizmet buluşu için yetkili kurumlara patent veya faydalı model başvurusunda bulunma zorunluluğu da devreye girer. İşverenin vakit kaybetmeksizin patent başvurusu yapması, yalnız kendi ticari haklarını güvence altına alması için değil, aynı zamanda buluşu yaratan işçinin yasal tanınma haklarının ve mali menfaatlerinin korunması adına da getirilen emredici bir yasal yükümlülüktür. Ancak işletmenin stratejik menfaatlerinin, buluşun tescil edilmek yerine ticari bir sır olarak gizli saklanmasını mutlak surette gerektirdiği hallerde işveren istisnai olarak patent başvurusu yapmaktan kaçınma hakkına sahiptir. Altı çizilmelidir ki bu istisnai sır saklama durumunda dahi işverenin işçiye karşı üstlendiği makul bedel ödeme yükümlülüğü hiçbir şekilde ortadan kalkmaz.

Teşvik Ödülü ve Ödenme Usulü

Yönetmelik hükümleri uyarınca, tam hak talebinde bulunan işverenin hesaplanacak bedelden tamamen bağımsız olarak işçiye ayrıca tek seferlik bir teşvik ödülü ödemesi gerektiği açıkça düzenlenmiştir. Bu teşvik ödülünün temel amacı, işletme bünyesindeki çalışanları fikri sınai mülkiyet üretmeye, yeni buluşlar yapmaya ve mevcut teknik süreçleri yenilikçi fikirlerle iyileştirmeye teşvik etmektir. Verilecek teşvik ödülünün tutarı, ödemenin yapılacağı tarihte geçerli olan net asgari ücret miktarından daha az olamaz. İşveren, yasal yükümlülüklerine uygun davranarak Türk Patent ve Marka Kurumuna usulünce başvurusunu yapar ve patent başvurusuna ilişkin şekli uygunluk bildirimi kendisine resmi olarak ulaşırsa, bu bildirim tarihinden itibaren en geç iki ay içinde söz konusu teşvik ödülünü buluşçu işçiye peşin olarak ödemek zorundadır. Buluşun birden fazla işçi tarafından müştereken ortaya çıkarılması halinde ise asgari ücretten az olamayacak bu ödül tutarı, işçilerin buluşa yaptıkları bireysel katkı oranlarına göre aralarında hakkaniyetle paylaştırılır.

İşverenin İflası Durumunda İşçinin Önalım Hakkı

Hizmet buluşuna ilişkin haklar yasal prosedürle işverene geçtikten sonra işverenin ekonomik acze düşerek iflas etmesi durumunda, bahsi geçen fikri ve sınai haklar işverenin haczedilebilir tüm malvarlığı ile birlikte doğrudan iflas masasına dahil olmaktadır. Ancak kanun koyucu, zayıf konumda olan buluşçu işçiyi ve onun yaratıcı emeğini korumak adına çok özel bir düzenleme ihdas etmiş ve işçiye kanundan doğan önalım hakkı tanımıştır. İflas idaresinin, daha önce işveren tarafından tam hak talebinde bulunulmuş bir hizmet buluşunu işletmenin bütününden bağımsız olarak devretmek, yani üçüncü kişilere ayrı bir varlık olarak satmak istemesi halinde, buluşu bizzat gerçekleştiren işçinin satışta rüçhan niteliğinde önalım hakkı derhal doğar. Buna karşın iflas idaresi, ilgili buluşun değerini korumak adına işletme bütünü ile birlikte satılması yönünde tasfiye kararı alırsa bu durumda işçinin önalım hakkını ileri sürmesi fiilen ve hukuken söz konusu olmayacaktır.

Buluşçu işçinin yasadan kaynaklanan bu güçlü önalım hakkını kullanabilmesi belirli ve kesin sürelere bağlanmıştır. İflas idaresi tarafından buluşun satılacağı niyetinin buluş sahibi işçiye resmi yollarla bildirilmesinden itibaren üç ay içerisinde ve her halükarda satış işleminin gerçekleşmesinden itibaren en geç iki yıl içerisinde bu hakkın işçi tarafından kullanılması kanuni bir şarttır. Söz konusu süreler niteliği itibarıyla hak düşürücü süre olduğundan, sürenin eylemsiz geçirilmesi halinde işçinin önalım hakkı kesin olarak ortadan kalkar ve iflas idaresi buluşu dilediği üçüncü kişiye satmakta serbest hale gelir. Ayrıca önemle vurgulanmalıdır ki, işverenin resmi iflası durumunda çalışanın o güne dek buluştan doğan ve henüz ödenmemiş olan tahakkuk etmiş makul bedel alacağı, İcra ve İflas Kanunu bağlamında üçüncü sırada yer alan imtiyazlı alacaklar sınıfında değerlendirilir.

İflas idaresi, işyerinde çalışan birden fazla işçiye ait bu nitelikteki birden çok imtiyazlı bedel alacağını alacaklılar arasında adil bir şekilde oranlayarak dağıtma yoluna gider. Çalışan, mevcut ekonomik kriz ve iflas prosedürünün uzaması riskine karşı, tahakkuk etmiş bedel alacaklarının paraya çevrilerek ödenmesini beklemek yerine, çok daha etkili bir seçimlik hakka sahiptir. İlgili kanun maddesi uyarınca işçi, bedel alacağı yerine doğrudan doğruya buluşunun iflas idaresince serbest bırakılarak hiçbir kısıtlama olmaksızın kendi mülkiyetine devredilmesini de yasal olarak iflas masasından talep edebilir. Fikri mülkiyet hukukunda işçiyi merkeze alan tüm bu koruyucu haklar, teknoloji ve fikir üreten çalışanın iflas gibi kontrolü dışındaki bir kriz sürecinde emeğinin zayi olmasını ve mağduriyetini engellemeyi nihai hedef olarak belirlemiştir.

10 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: