Anasayfa Makale Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Mal...

Makale

Türk Medeni Kanunu uyarınca yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminde, eşlerin malvarlıkları edinilmiş ve kişisel mallar olarak sınıflandırılmaktadır. Bu ayrımlar tasfiye sürecinin temelini oluştururken, eşlerin bu mallar üzerindeki yönetim, yararlanma ve tasarruf yetkileri yasal sınırlar dahilinde serbest bırakılmıştır.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Mal Kategorileri

Türk hukuk sisteminde aile birliğinin ekonomik temellerini düzenleyen ve eşler arasındaki mali ilişkilerin adil bir şekilde yürütülmesini sağlayan temel yapı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejimidir. Eşlerin kanunda öngörülen seçimlik mal rejimlerinden birini sözleşme ile belirlememeleri durumunda evlilik tarihinden itibaren kendiliğinden uygulanan bu rejim, eşlerin evlilik süresince sarf ettikleri emeklerin karşılıklı olarak korunmasını hedefler. Eski kanun dönemindeki mal ayrılığı rejiminin yarattığı mağduriyetleri, özellikle çalışmayan ancak ev işlerini yürüterek aileye katkı sağlayan eşin hak kayıplarını gidermek amacıyla getirilmiştir. Eşler arasındaki malvarlığı rejiminde malların hukuki statüsünün tespiti, tasfiye anında ortaya çıkacak alacak haklarının ve eşlerin birbirlerine karşı olan mali sorumluluklarının temelini oluşturur. Bu sistematiğin merkezinde yer alan mal kategorileri ile eşlerin bu mallar üzerindeki yönetim, yararlanma ve tasarruf yetkileri, hem evlilik birliğinin devamı sırasında hem de mal rejiminin tasfiyesi aşamasında büyük hukuki önem taşır. Yasal mal rejiminin özü, eşlerin karşılığını vererek elde ettikleri değerler üzerinde eşit hak sahipliği esasına dayanır.

Hukuki Düzlemde Mal Kategorilerinin Sınıflandırılması

Edinilmiş mallara katılma rejimi temel olarak iki ana malvarlığı grubuna dayanmaktadır. Bunlar kanunda ayrıntılı olarak düzenlenen edinilmiş mallar ve kişisel mallardır. Evlilik birliği devam ettiği sürece kural olarak her eş, kendi malvarlığı üzerinde tek başına tasarruf yetkisine sahiptir. Ancak söz konusu malların üzerinde eşlerin tasarruf, yararlanma ve yönetim gibi yetkilerinin sınırlarının tam olarak belirlenebilmesi için, malın hangi kategoriye ait olduğunun somut bir şekilde ortaya konulması zorunludur. Bir malın edinilmiş mal mı yoksa kişisel mal mı olduğunun tespiti, malın edinildiği tarih ile malın edinilmesine hangi mal grubundan finansal katkı sağlandığına bakılarak yapılır. Edinilmiş mallar, eşlerin karşılığını vererek ve emek sarf ederek mal rejimi süresince elde ettikleri değerleri ifade ederken; kişisel mallar, eşin evlilik birliğinin bir etkisi olmaksızın, kişisel olarak sahip olduğu değerleri kapsar. Tercih ilkesi gereği, bir mala yapılan katkıların eşit olmaması durumunda, hangi gruptan daha fazla katkı yapılmışsa mal o grubun aidiyetine girer.

Mal gruplarının belirlenmesi, evlilik birliği sona erdiğinde yapılacak olan tasfiye işlemleri ve katılma alacağının hesabı için hayati bir önem taşımaktadır. Türk Medeni Kanunu uyarınca, bir malın edinilmesinde hem kişisel mallardan hem de edinilmiş mallardan katkı yapılmışsa, malın mülkiyeti katkısı daha fazla olan gruba ait sayılır ve diğer grup lehine bir denkleştirme alacağı doğar. Bununla birlikte, kanun koyucu tasfiye işlemlerini kolaylaştırmak amacıyla yasal ispat kuralları ve karineler öngörmüştür. Söz konusu kanuni düzenlemelere göre, eşlerden birinin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal karinesi altındadır. Dolayısıyla, bir malın kişisel mal olduğunu iddia eden eş, bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. İspat yükü, kişisel mal savında bulunan tarafın üzerindedir ve tapu kayıtları veya banka dekontları gibi hukuki delillerle desteklenmelidir. Eşlerden hangisine ait olduğu belirlenemeyen mallar ise, tarafların paylı mülkiyetinde kabul edilir.

Edinilmiş Mallar ve Kapsamı

Kanunun ilgili hükümlerine göre edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Bir malvarlığının edinilmiş mal olarak nitelendirilebilmesi için üç yasal unsurun bir arada bulunması gerekir. Bunlar; söz konusu varlığın ekonomik bir malvarlığı değeri taşıması, mal rejiminin devamı süresince elde edilmiş olması ve bu değerin bir karşılık verilerek, yani emek sarf edilerek edinilmiş olmasıdır. Eşlerin çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücret, maaş, kıdem tazminatı, prim veya ikramiye gibi edinimler edinilmiş malların temelini oluşturur. Söz konusu çalışmalar, bedensel güce dayalı bir faaliyet olabileceği gibi, tamamen zihinsel veya fikri bir faaliyete de dayanabilir. Bir yazarın romanından elde ettiği telif hakkı veya bir doktorun mesleki faaliyetinden doğan kazancı bu gruba girer. Önemli olan husus, bu çalışmaların doğrudan gelir elde etme amacı taşımasıdır; ev işlerinin görülmesi gibi ahlaki görevlerin yerine getirilmesi bu kapsama dahil edilmez.

Eşlerin mesleki çalışmalarının yanı sıra, sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarınca yapılan ödemeler de yasal mal rejimi çerçevesinde edinilmiş mal olarak kabul edilmektedir. İster irat şeklinde isterse toptan bir ödeme şeklinde olsun, eşin çalışma gücünün azalması, yaşlılık veya malullük gibi nedenlerle elde ettiği bu gelirler, mal rejimi süresine isabet ettikleri ölçüde edinilmiş mal sayılır. Ayrıca, eşlerden birinin herhangi bir sebeple çalışma gücünü kaybetmesi nedeniyle üçüncü kişilerden, idareden veya sigorta şirketlerinden aldığı tazminatlar da kanun gereği edinilmiş mal kapsamındadır. Bu tür tazminatlar, eşin fiilen çalışarak gelir elde etme imkanından mahrum kalmasının karşılığını oluşturduğundan, yasal sistem bu değerleri ortak çabanın bir tazmini olarak görmektedir. Ancak bu ödemelerin toptan yapılması halinde, yasal olarak geleceğe dönük hesaplama yapılarak dönemsel bir eşleştirme yoluna gidilir.

Sınırlı sayım ilkesine tabi olmayan edinilmiş mallar, kişisel malların gelirlerini de kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Kural olarak, eşin tamamen kendi mülkiyetinde olan ve kişisel mal niteliği taşıyan bir varlıktan elde ettiği olağan gelirler; örneğin bir evin kira geliri veya bir mevduat hesabının faiz getirisi, edinilmiş mal kategorisine girer. Bunun temel gerekçesi, kişisel malların dahi işletilerek gelir getirmesinin genellikle eşlerin evlilik içindeki ortak iş birliğinin ve çabasının bir sonucu olarak değerlendirilmesidir. Tabi ki enflasyonist etkilerden arındırılmış reel getiri bu noktada hesaplamaya dahil edilir. Son olarak, edinilmiş bir malın elden çıkarılması halinde, onun yerine geçen ikame değerler de edinilmiş mal vasfını sürdürür. Mal rejimine yön veren ikame ilkesi, bir malın finansal kaynağı hangi malvarlığı kesimine aitse, elde edilen yeni malın da hukuken o gruba dahil olmasını kesin suretle zorunlu kılar.

Kişisel Mallar ve Hukuki Sınırları

Kişisel mallar, yasal mal rejimi sisteminde edinilmiş malların dışında kalan ve katılma alacağının hesaplanmasına dahil edilmeyen, eşin münhasıran kendisine ait olan malvarlığı değerleridir. Türk Medeni Kanunu, kişisel malları kanundan doğan kişisel mallar ve sözleşmeden doğan kişisel mallar olmak üzere ikili bir sınıflandırmaya tabi tutmuştur. Kanundan kaynaklanan kişisel malların başında, eşlerden yalnızca birinin kişisel kullanımına yarayan eşyalar gelir. Giysiler, kişisel takılar, kozmetik ürünler, spor aletleri veya cep telefonu gibi nesneler, kullanım amacı dikkate alınarak kişisel mal sayılır. Ancak bu eşyaların salt yatırım amacıyla alınmış olması veya aile bireylerinin ortak kullanımına tahsis edilmesi, onların kişisel mal niteliğini ortadan kaldırabilir ve edinilmiş mal statüsüne sokabilir. Kadın eşe ait yüksek meblağlı ziynetlerin veya mücevherlerin, tamamen yatırım için değerlendirilmesi halinde kişisel kullanım amacı yitirilmiş olacağından bu kuralın istisnaları oluşabilir.

Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan değerler de kanun gereği kişisel maldır. Evlilik birliği kurulmadan önce eşin mülkiyetinde olan menkul ve gayrimenkuller, banka hesaplarındaki birikimler veya fikri haklar, evlilik birliğinin emek ve iş birliği neticesinde elde edilmediklerinden, mal rejimi süresince kişisel mal olarak kalmaya devam ederler. Aynı şekilde, eşlerden birinin mal rejimi süresince miras yoluyla ya da bağışlama gibi karşılıksız bir kazandırma ile elde ettiği malvarlığı değerleri de kişisel maldır. Üçüncü kişilerin veya mirasbırakanın eşe sırf ona yönelik şahsi bir lütuf veya tasarruf amacıyla bıraktığı değerler üzerinde, diğer eşin doğrudan bir emeği bulunmadığından, bu mallar yasal olarak koruma altına alınmış ve paylaşım dışı bırakılmıştır. Düğün takıları da genel teamüller çerçevesinde kadına bağışlanmış kabul edilerek kişisel mal sayılmaktadır.

Kişisel malların diğer unsurlarını ise manevi tazminat alacakları ve kişisel malların yerine geçen ikame değerler oluşturur. Eşlerden birinin bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik haksız fiiller neticesinde hükmedilen manevi tazminatlar, tamamen şahsa sıkı sıkıya bağlı acı ve ızdırabın telafisi niteliğinde olduğundan kişisel mal kabul edilir. Ayrıca kanun koyucu, eşlere aralarında yapacakları bir mal rejimi sözleşmesi ile bazı malları kişisel mal olarak belirleme özgürlüğü tanımıştır. Eşler, mesleğin icrasına veya işletme faaliyetine özgülenen malvarlığı değerlerini veya kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mal olmayacağını sözleşme ile kararlaştırabilirler. Bu tür sözleşmelerin yapılabilmesi noter huzurunda resmi geçerlilik şekline tabi tutulmuştur ve sınırları tipe bağlılık ilkesi doğrultusunda kanunla kesin olarak çizilmiştir.

Eşlerin Malvarlıkları Üzerindeki Tasarruf Yetkileri

Edinilmiş mallara katılma rejiminde temel kural, eşlerin evlilik birliği devam ettiği sürece hem kişisel malları hem de edinilmiş malları üzerinde yasal sınırlar içerisinde serbestçe yönetim, yararlanma ve tasarrufta bulunabilme hakkına sahip olmasıdır. Bu yönüyle rejim, eşlerin ekonomik bağımsızlığını koruyarak mal ayrılığı rejimine benzeyen bir serbesti alanı yaratır. Eşler, kanunda öngörülen istisnalar dışında, diğer eşin rızasını veya iznini almaksızın üçüncü kişilerle her türlü borçlandırıcı ve tasarruf işlemi yapabilirler. Eşlerin malvarlıklarını yönetmeleri konusunda bir başkasına açık veya zımni vekalet vermeleri dahi mümkündür. Ancak bu geniş tasarruf özgürlüğü, evlilik birliğinin getirdiği karşılıklı yükümlülüklere, sadakat ilkelerine ve dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde kullanılamaz. Tasarruf yetkisinin sınırlarını zorlayan eşe karşı, ailenin korunması temel prensibi uyarınca hakim müdahalesi istenebilir.

Eşlerin tasarruf yetkilerinin kısıtlandığı hallerden biri, paylı mülkiyete konu olan mallara ilişkindir. Türk Medeni Kanunu uyarınca eşlerden biri, aksine bir anlaşma olmadıkça, diğer eşin rızası bulunmaksızın paylı mülkiyete tabi bir maldaki payı üzerinde doğrudan bir tasarruf işlemi gerçekleştiremez. Kanun koyucu bu düzenlemeyle, eşlerin birlikte malik olduğu bir unsura, örneğin bir ortak taşınmaza, üçüncü kişilerin dışarıdan dahil olmasını ve evlilik birliğinin huzurunun bozulmasını engellemeyi amaçlamıştır. Bu hükmün ihlali halinde, eşin rızası alınmadan yapılan tasarruf işlemi geçerliliğini yitirir ve yolsuz tescil halini alır. Rızası alınmayan eş, hukuki durumu eski haline getirebilmek adına tapu iptal ve tescil davası açabilir. Üçüncü kişilerin iyi niyet iddiaları da bu kural karşısında oldukça zayıftır, zira aile mülkiyetinin korunması üstün bir menfaat taşır.

Üçüncü Kişilere Karşı Sorumluluk ve Tasarrufun Sınırları

Eşlerin üçüncü kişilere karşı olan borçlarından doğan sorumlulukları hususunda, yasal mal rejimi bireysel sorumluluk ilkesini benimsemiştir. Her bir eş, kendi eylem ve işlemlerinden doğan borçlarından ötürü, alacaklılara karşı tüm malvarlığıyla (hem kişisel hem de edinilmiş mallarıyla) tam ve eksiksiz olarak sorumludur. Alacaklılar, eşin şahsi borcunu tahsil edebilmek amacıyla o eşin malvarlığı değerlerine icra takibi veya haciz yoluyla başvurabilirler. Mal rejiminin varlığı, borçlu eşin sorumluluğunu sınırlayan bir zırh niteliği taşımaz. Hukuken emredici olan bu durum, eşlerden birinin borcu yüzünden, diğer eşin malvarlığı değerlerine başvurulmasını yasaklar; zira borcun şahsiliği ilkesi esastır. Hangi mal kesimine ait olduğu somut delillerle ispatlanamayan ve tespit edilemeyen borçlar ise, kanuni bir karine uyarınca her zaman edinilmiş mallara ait sayılır.

Tasarruf özgürlüğünün önemli bir diğer sınırı da hakların kötüye kullanılması ve mal kaçırma kastıyla yapılan işlemlere ilişkindir. Kanun, mal rejiminin tasfiyesi aşamasında adaleti sağlamak için eşlerin geçmişe dönük tasarruflarını hukuken mercek altına alır. Bir eşin, diğer eşin katılma alacağını azaltmak veya tamamen ortadan kaldırmak maksadıyla yaptığı karşılıksız kazandırmalar ve hileli devirler, tasfiye hesabında doğrudan eklenecek değer olarak işleme dahil edilir. Mal rejiminin sona ermesinden önceki son bir yıl içinde olağan hediyeler dışında yapılan bağışlamalar ile süresine bakılmaksızın mal kaçırma kastıyla gerçekleştirilen devirler, malvarlığından hiç çıkmamış gibi kabul edilerek aktif değere yansıtılır. Borçlu eşin mevcut malvarlığı bu alacağı karşılamaya yetmediği takdirde, karşılıksız kazandırmadan faydalanan üçüncü kişilere karşı dava açılarak tahsil yoluna gidilir.

Aile Hukukundan Doğan Genel Kısıtlamalar

Mal rejimi çerçevesinde değerlendirilen doğrudan kısıtlamaların dışında, evlilik birliğinin genel hükümlerinden doğan ve eşlerin tasarruf yetkilerini önemli ölçüde sınırlayan hususlar da yasal zeminde kendine yer bulur. Eşlerin ailenin ekonomik varlığını tehlikeye atacak boyutta hesapsız ve savurganca harcamalar yapması veya birliğin giderlerine katılma yükümlülüğünü bariz biçimde ihlal etmesi durumunda, ailenin ekonomik yapısını korumak maksadıyla aile hakiminin müdahalesi gündeme gelecektir. Hakim, ailenin menfaatlerinin gerektirdiği ölçüde kusurlu eşin malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisini tamamen kaldırabilir, belirli varlıklar yönünden sınırlandırabilir veya bu yetkinin kullanımını doğrudan diğer eşin vereceği hukuki rızaya tabi tutabilir. Temsil yetkisinin aşılması veya birliğin temsilinde yetersiz kalınması hallerinde alınacak bu önlemler, maddi yıkımları önleyici niteliktedir.

Eşlerin hukuki işlemlerindeki yasal serbestiye getirilen ve mal rejimini dengeleyen istisnalar listesi aşağıdaki şekilde sistematize edilebilir:

  • Paylı mülkiyete konu mallarda, diğer eşin açık rızası olmaksızın malik eşin kendi payını doğrudan devredememesi.
  • Birliğin mali düzenini ve ekonomik güvenliğini sarsan sorumsuz eylemler sebebiyle hakimin vereceği tasarruf kısıtlama kararları.
  • Diğer eşin yasal katılma alacağını azaltma veya ihlal etme kastıyla yapılan ivazsız devirlerin tasfiye anında aktif değere eklenmesi.
  • Evlilik birliği sorumluluklarının aksatılması hallerinde, borçlulara yapılacak ödemelerin mahkeme vasıtasıyla direkt diğer eşe yönlendirilmesi.
  • Açıkça muvazaalı işlemlerle yapılan devirlerin, genel borçlar hukuku hükümleri çerçevesinde iptal davalarına konu olabilmesi. Bu sınırlandırmalar, evlilik birliğini sadece manevi değil, güçlü bir ekonomik güvence mekanizması olarak da koruma altına almaktadır.

Sonuç itibarıyla, Türk aile hukukunda yasal mal rejimi olarak benimsenen edinilmiş mallara katılma rejimi; eşlerin evlilik süresince sarf ettikleri emeği güvence altına alan ve malvarlıklarını hakkaniyet ölçüsünde kategorize eden, oldukça modern ve eşitlikçi bir hukuki sistemdir. Mal gruplarının edinilmiş ve kişisel mal olarak mahkemeler nezdinde doğru tespiti, doğabilecek uyuşmazlıkların çözümünde kilit bir rol oynamaktadır. Evlilik süresi boyunca her eşin yasal olarak kendisine tahsis edilen yönetim ve tasarruf yetkilerini iyi niyet ve dürüstlük kurallarına uygun bir şekilde kullanması, bu rejimin sağlıklı yürümesi açısından elzemdir. Aksi yönde, kötü niyetle veya mal kaçırma saikiyle yapılan işlemler, kanunun emredici kısıtlamalarına takılarak ya bütünüyle geçersiz hale gelir ya da tasfiye süreci aşamasında denkleştirme ve eklenecek değer kalemleri formülleriyle mali açıdan telafi edilir. Aile birliğinin uzun vadede sorunsuz idaresi, eşlerin bu hukuki sınırları doğru kavramasına bağlıdır.

11 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: