Anasayfa Makale Branş Seçiminde Cinsiyet Temelli Mobbing

Makale

Sağlık sektöründe kadın çalışanların uzmanlık alanı ve branş seçimlerinde karşılaştıkları cinsiyet temelli psikolojik taciz, fırsat eşitliğini zedeleyen ciddi bir hukuki ihlaldir. Bu yazıda, karar vericilerin hamilelik ve annelik gibi biyolojik rolleri öne sürerek uyguladıkları ayrımcı mobbing eylemleri hukuki bir perspektifle incelenmektedir.

Branş Seçiminde Cinsiyet Temelli Mobbing

Sağlık sektöründe çalışan kadınların kariyer planlamalarında karşılaştıkları en büyük engellerden biri, branş seçiminde cinsiyet temelli mobbing uygulamalarıdır. Toplumsal cinsiyet rolleri ve ataerkil yapının bir yansıması olarak, karar vericilerin uzmanlık dalı belirleme süreçlerinde kadınlara yönelik ayrımcı tutumlar sergilediği görülmektedir. Özellikle cerrahi gibi erkek egemenliği altında olduğu düşünülen branşlarda, kadın hekimler fiziksel güç gereksinimi veya annelik gibi gerekçelerle dışlanmaktadır. Kadınların sırf hamilelik ve süt izni haklarını kullanacakları öngörüsüyle karar vericiler tarafından psikolojik tacize maruz bırakılması ve tercihlerin erkek adaylardan yana kullanılması, iş yerinde fırsat eşitliğini zedeleyen açık bir hukuki ihlaldir. Bir hukukçu perspektifiyle değerlendirildiğinde, liyakat ve başarı yerine cinsiyetin bir kriter olarak kullanılması, çalışma hakkının ve anayasal eşitlik ilkesinin ağır bir ihlalini oluşturmaktadır.

Branş Seçiminde Karşılaşılan Psikolojik Taciz Eylemleri

Kadın sağlık çalışanları, istedikleri uzmanlık dalını seçmiş olsalar dahi, sırf kadın oldukları için ciddi bir psikolojik yıldırma politikası ile karşılaşabilmektedir. Tıp fakültesinden mezuniyet sonrasında eşit sınavlarla değerlendirilip belli bir branşı kazanan kadın hekimlerin, "kadın olduğu için gelmesin, başlamasın" şeklindeki ayrımcı söylemlerle dışlanması, mobbingin en belirgin örneklerindendir. Meslektaşlar ve üstler tarafından, kadının hamile kalma ihtimalinin iş yükü artışına neden olacağı gerekçesiyle caydırıcı ve hatta şiddet içeren ifadeler kullanılması, hukuki anlamda doğrudan çalışma barışını bozan bir psikolojik tacizdir. Bu süreçte kadınlar, kasıtlı olarak aşağı çekilmeye çalışılmakta ve kadınların başarılı olduğu branşlarda bile istihdam hakları kısıtlanmaktadır. Bu tür uygulamalar, çalışanın kişilik haklarına ve mesleki onuruna yönelik ağır bir saldırı teşkil ettiği için hukuki koruma altındadır.

Cinsiyetçi Önyargıların Kariyer Tercihlerine Etkisi

Cerrahi alanların sadece fiziksel güç ile yapılabileceğine dair yerleşik cinsiyetçi önyargılar, kadın hekimlerin mesleki gelişimlerini doğrudan sekteye uğratmaktadır. Kadın doktorların erkek otoritesinin bulunduğu cerrahi branşlarda kendilerini kanıtlamak için erkek meslektaşlarından iki kat daha fazla çaba sarf etmek zorunda kalmaları, iş yerinde adaletsiz bir çalışma ortamının varlığını kanıtlar. Karşılaşılan bu sistematik mobbing neticesinde kadın sağlık çalışanları, aslında istedikleri uzmanlık dallarından vazgeçmekte ve nöbet yükünün daha az olduğu, acil girişimlerden uzak branşları tercih etmek zorunda bırakılmaktadırlar. Rekabetin daha az olduğu ve nispeten daha düşük ücretli dallara yönelme durumu, kadının kendi hür iradesiyle değil, maruz kaldığı psikolojik baskı ve yıldırma politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. İş hukukunda bu durum, çalışanın mesleki kariyerini ilerletme hakkının cinsiyet temelli ayrımcılık yoluyla fiilen engellenmesi olarak değerlendirilmektedir.

Fırsat Eşitsizliği ve Hukuki Değerlendirme

Branş seçimi ve mesleki ilerleme süreçlerinde cinsiyete dayalı olarak gerçekleştirilen ayrımcı uygulamalar, çalışma hayatında fırsat eşitliğini ortadan kaldıran yasa dışı eylemlerdir. Kadınların anatomik yapılarının veya annelik rollerinin mesleki yeterliliklerini belirleyen bir kıstas olarak kullanılması, eşitlik ilkesinin ihlali anlamına gelmektedir. Hukuk uygulamaları bağlamında, kadın sağlık çalışanlarının kariyer gelişimini engelleyen mobbing eylemleri şu şekilde sıralanabilir:

  • Sınav ve yerleştirme süreçlerinde kazanılmış hakların cinsiyet bahane edilerek kullandırılmaması.
  • Kadın çalışanlara hamile kalmamaları veya hamileliği sonlandırmaları yönünde caydırıcı ve psikolojik şiddet içeren tehditler savrulması.
  • Yöneticiler tarafından sırf yasal doğum ve süt izinlerinin kullanılacağı gerekçesiyle kadınların yerine erkek adayların tercih edilmesi.
  • Erkeklerin ağırlıkta olduğu kliniklerde kadınların çalışmasını engellemek amacıyla sistematik dışlama ve yetersizlik hissi aşılama politikalarının güdülmesi.

Bu tür eylemler, işverenin eşit davranma borcuna aykırılık teşkil etmekte olup, mağdur edilen kadın çalışanlar açısından maddi ve manevi tazminat taleplerine konu olabilecek ağır ihlallerdir.

3 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: