Makale
Sağlık sektöründe asistan hekimlerin maruz kaldığı psikolojik taciz, hem bireysel hem de kurumsal bazda ağır tahribatlara yol açmaktadır. Bu makalede, uzmanlık eğitimi alan hekimlerin karşılaştığı mobbing vakalarına dair güncel veriler ve bu durumun yol açtığı fiziksel, psikolojik ve mesleki zararlar hukuki bir perspektifle incelenmektedir.
Asistan Hekimlerde Mobbing Verileri ve Zararları
Asistan hekimlerin çalışma hayatında karşılaştıkları psikolojik taciz (mobbing), yalnızca bireysel sağlığı değil, kamu sağlığı hizmetlerinin kalitesini de derinden sarsan oldukça ağır bir sorundur. Mobbing hukuku bağlamında veriler değerlendirildiğinde, çalışma ortamındaki sistematik baskı ve yıldırma eylemleri, hekimlerin mesleki gelişimini sekteye uğratmakta ve geriye dönüşü olmayan ciddi mağduriyetler yaratmaktadır. Yapılan akademik araştırmalar ve anket çalışmaları, asistan hekimler üzerindeki mobbing oranlarının kaygı verici seviyelerde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle yoğun çalışma şartları, hasta ve hasta yakınlarından gelen psikolojik şiddet ve hiyerarşik düzenin kötüye kullanılması, bu istatistiklerin artmasındaki temel etkenlerdir. Bir hukukçu gözüyle söz konusu verilere bakıldığında, çalışma barışının bozulduğu ve işveren konumundaki kurumların çalışanı gözetme borcunu ihlal ettiği son derece riskli bir çalışma ortamı tablosu ile karşılaşmaktayız.
Asistan Hekimlerde Mobbing İstatistikleri
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan kapsamlı bir araştırmanın verileri, hekimlerin maruz kaldığı psikolojik terörün ulaştığı boyutları net bir şekilde göstermektedir. Araştırma sonuçlarına göre asistan hekimlerin yaklaşık yarısı rotasyonlar da dahil olmak üzere mobbinge uğradığını düşünmektedir. Veriler hukuki bir perspektifle incelendiğinde, ihlallerin sadece üst kademeden astlara doğru değil, aynı zamanda hasta ve hasta yakınları tarafından da yoğun bir şekilde (sırasıyla %31.4 ve %26.9 oranında) gerçekleştirildiği görülmektedir. Bunun yanı sıra, asistanların %23.7'sinin aynı bölümdeki kıdemli veya eş kıdemli meslektaşlarından psikolojik şiddet görmesi, yatay mobbingin de çalışma ortamında ne denli yaygın olduğunu ispatlamaktadır. Cerrahi branşlarda çalışan hekimlerin, dahili ve temel bilimlere kıyasla anlamlı derecede daha yüksek mobbing algısına sahip olması ve aylık tutulan gece nöbeti sayısı arttıkça (özellikle 4-6 ve 7 üzeri nöbetlerde) mobbing mağduriyetinin artması, çalışma şartlarının ağırlığının ihtilaflara zemin hazırlayan temel bir risk faktörü olduğunu kanıtlamaktadır.
Mobbing Karşısında Hekimlerin Eğilimleri
Hukuki olarak hakkını aramak isteyen mağdurların önündeki en büyük engel genellikle ispat zorluğu ve kurumsal baskı endişesidir. Araştırma verileri, asistan hekimlerin mobbing karşısında genellikle hareketsiz kaldığını ve resmi şikayet yollarını kullanmaktan çekindiğini göstermektedir. Bu durum, idarenin etkili bir şikayet mekanizması kurmaması nedeniyle sorumluluğunu ağırlaştıran bir unsurdur. Mobbinge maruz kalan hekimlerin adli veya idari yollara başvurmama ve tepkisiz kalma nedenleri ağırlıklı olarak şu şekildedir:
- %59.8'i üst amirin duyarsız kalacağını düşünmektedir.
- %54.3'ü sistemin hiyerarşik olarak bu baskıcı şekilde kurulduğuna inanmaktadır.
- %53.3'ü şikayet etmesi halinde daha ağır bir baskıya maruz kalacağından korkmaktadır.
- %40.2'si ise karşılaştığı sistematik eylemleri hukuken kanıtlayamayacağını düşünerek sessiz kalmaktadır.
Bu istatistikler, mağdurların yöneticilere güven duymadığını, eylemi uygulayanın cezasız kalacağına inandığını ve katılımcıların önemli bir kısmının çözümü yalnızca istifa etmekte aradığını çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır.
Mobbingin Hekimler ve Toplum Üzerindeki Zararları
İşyerinde uygulanan psikolojik şiddetin zararları, hukuki boyutta maddi ve manevi tazminat taleplerinin temelini oluşturan yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır. Mobbing mağduru asistan hekimlerin %54.9'u, yaşadıkları ağır stres ve tükenmişlik nedeniyle aile ve arkadaş ilişkilerinde bozulma yaşarken; önemli bir kesimi (%12.7) doğrudan psikolojik destek almak zorunda kalmaktadır. Sürekli baskı, yorgunluk, anksiyete, uyku bozuklukları ve majör depresyon gibi klinik tablolar, hekimin iş yapabilme kapasitesini doğrudan düşürmekte ve hekimin hasta olmadığı halde hastalık izni alarak işten uzaklaşmasına yol açmaktadır. Örgütsel ve toplumsal açıdan bakıldığında ise, mesleğinden soğuyan, istifaya sürüklenen veya yurt dışına göç etmeyi düşünen hekimler nedeniyle kamu maliyesi açısından telafisi imkansız bir kalifiye işgücü kaybı yaşanmaktadır. Çalışma ahlakının zedelendiği bu toksik ortamda, hekimin hastalarına ayırdığı dikkat azalmakta ve en nihayetinde sağlık hizmetinin genel kalitesi düşerek tüm toplum bu tahribattan olumsuz yönde etkilenmektedir.