Anasayfa Karar Bülteni AYM | Alparslan Efe Ataoğlu ve Diğerleri | BN....

Karar Bülteni

AYM Alparslan Efe Ataoğlu ve Diğerleri BN. 2020/36363

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/36363
Karar Tarihi 18.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Zararın sonradan anlaşıldığı durumlarda dava süresi uzar.
  • Dava açma süresinin katı yorumlanması hak ihlalidir.
  • Süre aşımı kararları mahkemeye erişim hakkını engelleyemez.
  • Kesin zararın öğrenilme tarihi dava süresini başlatır.

Bu karar hukuken ne anlama geliyor? Anayasa Mahkemesi bu emsal kararında, idari eylem neticesinde ortaya çıkan bedensel ve ruhsal zararların olay anında tam olarak saptanamadığı veya zaman içinde gelişim gösterdiği durumlarda, dava açma süresinin zarara neden olan olayın gerçekleştiği tarihten itibaren başlatılmasının hukuka açıkça aykırı olduğuna hükmetmiştir. Bireylerin gerçek zararlarını, tıbbi kesin tanı ve raporlarla öğrenmelerinden sonra hukuki yollara başvurabilmeleri, hak arama hürriyetinin ve adil yargılanma hakkının temel bir gereğidir. Mahkemelerin süreye ilişkin usul kurallarını aşırı şekilci ve katı bir yaklaşımla yorumlaması, vatandaşların mahkemeye erişim hakkını zedeleyen ve adaletin tecellisini engelleyen ciddi bir ihlal olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, idari yargıda sürelerin hesaplanmasında katı kalıplar yerine hakkın özünü koruyan adil bir dengenin kurulması gerektiği vurgulanmıştır.

Benzer davalarda emsal etkisi ve uygulamadaki önemi nedir? Uygulamada, idare mahkemeleri sıklıkla zarar doğurucu olayın yaşandığı tarihi milat alarak birçok tam yargı davasını süre aşımı gerekçesiyle usulden reddetmektedir. Bu karar, özellikle terör olayları, iş kazaları, meslek hastalıkları veya tıbbi malpraktis gibi bedensel zararların ve kalıcı maluliyetlerin olaydan aylar hatta yıllar sonra net olarak tespit edilebildiği davalar için hayati bir önem taşımaktadır. Danıştay ve idare mahkemelerinin, idari başvuru ve dava açma sürelerinin başlangıcı konusunda, kesin sağlık raporlarının alındığı ve zararın gerçek boyutunun anlaşıldığı tarihleri dikkate alması gerektiğini açıkça ortaya koyan bu içtihat, idari yargıda vatandaş lehine çok daha esnek ve hak eksenli bir hukuki yaklaşımın benimsenmesini sağlayacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Diyarbakır'ın Dicle ilçesinde Jandarma Trafik Tim Komutanı olarak görev yapan başvurucu ve ailesi, 2016 yılında bölücü terör örgütü mensuplarınca düzenlenen bombalı araç saldırısı sonucunda yaralanmıştır. Olayın ardından yaralanmaların basit düzeyde olduğu belirtilmiş ve komisyonca aileye cüzi bir miktar nakdi tazminat ödenmiştir. Ancak olaydan yıllar sonra, 2019 ve 2020 yıllarında devlet hastanelerinden alınan yeni sağlık kurulu raporlarıyla, çocuklarda travma sonrası stres bozukluğu geliştiği ve annenin yüzde on beş oranında kalıcı engelli hâle geldiği tıbben ortaya çıkmıştır.

Bu yeni ve kesin zararları öğrenen aile, artan maddi ve manevi zararlarının karşılanması için İçişleri Bakanlığına başvurmuş, idarenin sessiz kalması üzerine idare mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. İdare mahkemesi, eylemin ve zararın olayın gerçekleştiği 2016 yılında öğrenildiğini belirterek davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle usulden ret kararı vermiştir. Aile, yeni rapor tarihlerinin dikkate alınmamasının mahkemeye erişim haklarını kısıtladığını belirterek konuyu Anayasa Mahkemesine taşımıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyeti ve bu hürriyetin en temel unsurlarından olan mahkemeye erişim hakkı üzerinde hassasiyetle durmuştur. Mahkemeye erişim hakkı, kişilerin iddialarını bağımsız yargı mercileri önünde etkili bir biçimde dile getirebilme ve uyuşmazlıkların esastan incelenmesini talep edebilme özgürlüğünü ifade eder. Bu hak, hukuki yolların teorikte var olmasını değil, pratikte de gerçekten ulaşılabilir ve işletilebilir olmasını zorunlu kılar.

İdari yargıda dava açma ve idareye başvuru sürelerini düzenleyen 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 13 hükümleri, idari eylemlerden doğan zararların tazmini için süre sınırları belirlemektedir. Bu tür süre sınırlarının, hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması, idarenin sürekli bir dava tehdidi altında bırakılmaması açısından meşru bir amaca hizmet ettiği kabul edilmektedir. Ancak mahkemelerin bu süre kurallarını uygularken aşırı şekilcilikten kaçınmaları anayasal bir zorunluluktur.

Yerleşik anayasal içtihat prensiplerine göre, olayın yol açtığı zararın ya da olayla zarar arasındaki illiyet bağının, eylemin gerçekleştiği tarihten çok daha sonra anlaşıldığı ve tıbben ortaya konabildiği durumlarda, dava açma süresinin bu yeni öğrenme tarihlerinden itibaren başlatılması gerekmektedir. Süreye ilişkin usul kurallarının, hakkın özünü zedeleyecek ve kişilerin mahkemeye erişimini neredeyse imkânsız kılacak derecede katı bir biçimde yorumlanması, hukuk devleti ve orantılılık ilkesine açıkça aykırılık teşkil eder. Yargı makamlarının ilgili mevzuatı yorumlarken, bireylerin haklarını aramasını imkânsızlaştıran daraltıcı yaklaşımlar yerine, iddiaların esasının incelenmesine imkân tanıyan, hakkı ayakta tutan dengeleyici bir yorum metodunu izlemeleri esastır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığa konu olan idari yargılamadaki süre aşımından ret kararını anayasal güvenceler ışığında titizlikle incelemiştir. Başvurucuların 2016 yılında meydana gelen ağır ve travmatik bombalı saldırıda yaralandıkları ve bu mağduriyetin resmî makamlarca da kayıt altına alındığı ihtilafsız bir gerçektir. İlk aşamada yapılan tıbbi değerlendirmelerde söz konusu yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek boyutta olduğu öngörülmüşse de, terör eyleminin aile bireyleri üzerinde yaratmış olduğu gerçek bedensel çöküntünün ve psikolojik hasarın nihai boyutları ancak olaydan yıllar sonra, 2019 ve 2020 yıllarında hastanelerden alınan yeni ve güncel sağlık kurulu raporlarıyla tam anlamıyla teşhis edilebilmiştir.

Yüksek Mahkeme, başvurucuların 2016 ve takip eden yıllardaki süreçte birtakım rahatsızlıklarının farkında olsalar dahi, bu rahatsızlıkların kalıcı, sürekli ve ağır boyutlara ulaştığını ancak sonradan uzman hekimlerce düzenlenen bu resmî raporlar sayesinde kesin olarak öğrendiklerini tespit etmiştir. İlk derece mahkemesinin, başvurucuların henüz kalıcı zararlarının gerçek mahiyetini ve ulaştığı oranı bilmelerine hukuken ve tıbben imkân bulunmayan asıl olay tarihini esas alarak bir yıllık idari başvuru süresini başlatması ve açılan tam yargı davasını süre aşımı nedeniyle usulden reddetmesi ciddi bir hak ihlali olarak görülmüştür.

Anayasa Mahkemesi, gerçek zararı tam olarak değerlendirmeye imkân tanımayan eski tıbbi tespitlere dayanılarak kişilerin apar topar dava açmaya zorlanmasının, hak arayan mağdurlara orantısız ve aşırı bir külfet yüklediğini kuvvetle vurgulamıştır. İdare mahkemesinin dava açma süresinin başlangıcını belirlerken benimsediği bu aşırı şekilci ve katı yorum, başvurucuların uyuşmazlığının esasına yönelik bir inceleme yapılmasını engellemiş ve mahkemeye erişim haklarını pratik olarak imkânsız hâle getirerek işlevsiz kılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucuların adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: