Anasayfa Karar Bülteni AYM | Aytekin Bingöl | BN. 2021/34078

Karar Bülteni

AYM Aytekin Bingöl BN. 2021/34078

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/34078
Karar Tarihi 18.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Esaslı iddialar mahkemelerce mutlaka karşılanmalıdır.
  • Bilirkişi raporları taraflara mutlaka tebliğ edilmelidir.
  • Matbu gerekçeler adil yargılanma hakkını zedeler.
  • Savunma hakkının kısıtlanması ihlal sonucunu doğurur.

Bu karar hukuken, mahkemelerin yargılama sırasında taraflarca ileri sürülen ve davanın gidişatını doğrudan etkileyebilecek nitelikteki iddialara makul ve tatmin edici bir gerekçeyle yanıt vermek zorunda olduğunu ortaya koymaktadır. Yargılama sürecinde hükme esas alınan bir bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edilmemesi ve rapora karşı ileri sürülen somut, esaslı itirazların kanun yolu incelemesinde yalnızca kalıplaşmış ve soyut ifadelerle reddedilmesi, adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden olan gerekçeli karar hakkının açık bir ihlali olarak kabul edilmiştir. Mahkemelerin tarafları dinleme ve iddialarını değerlendirme yükümlülüğü, şeklî bir usul işlemi değil, hakkın özüne ilişkin anayasal bir gerekliliktir.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, özellikle idari yaptırımlara ve para cezalarına karşı sulh ceza hâkimliklerine yapılan itiraz süreçleri için kritik bir yol göstericidir. Yargı mercileri, itiraz incelemelerinde dosyaya özgü olmayan, genelgeçer ibarelerle karar vermekten kaçınmalı; teknik detay içeren ve uzmanlık gerektiren hususlarda tarafların iddia ve itirazlarını dikkatle irdelemelidir. Dosya içeriğine sunulan yeni delillerin, itirazların ve özellikle bilirkişi mütalaalarına yönelik teknik eleştirilerin kararın gerekçesinde nasıl karşılandığı şeffaf bir biçimde gösterilmelidir. Aksi takdirde, maddi gerçeğin ortaya çıkarılamayacağı ve vatandaşların adalete olan güveninin zedeleneceği gerçeği bu kararla bir kez daha sağlam bir içtihat zemini kazanmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

İhracat faaliyetleriyle uğraşan başvurucu, gerçekleştirdiği ihracatlara ilişkin bedellerin bir kısmını yasal süre içinde yurda getirmediği gerekçesiyle Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından idari para cezasına çarptırılmıştır. Başvurucu, uyuşmazlık konusu ihracat bedellerinin çok az bir kısmının yurda getirilemediğini, yurt dışındaki alıcı firmanın iflas etmesi ve salgın hastalık gibi kriz durumları nedeniyle tahsilat yapılamadığını belirterek sulh ceza hâkimliğine itiraz etmiştir.

Hâkimlik, dosya üzerinden bir bilirkişi incelemesi yaptırmış ve bu rapora dayanarak ceza miktarında indirime gitmiştir. Ancak hükme esas alınan bu bilirkişi raporu başvurucuya tebliğ edilmemiştir. Başvurucu, rapora karşı iddialarını sunma fırsatı bulamamış ve karara itiraz ederek hesaplamalardaki banka karışıklıklarının ve teknik hataların giderilmesi için yeni bir inceleme yapılmasını talep etmiştir. İtirazı inceleyen bir üst sulh ceza hâkimliği ise başvurucunun ileri sürdüğü bu detaylı itirazları dikkate almadan, matbu ve genelgeçer bir gerekçeyle itirazı kesin olarak reddetmiştir. Dava bu kararlar silsilesi üzerine Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen uyuşmazlıklarda adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan gerekçeli karar hakkının kapsamını son derece net ilkelerle belirlemiştir. Mahkemeler, yargılama sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki iddia ve savunmalara mutlaka makul bir gerekçeyle yanıt vermekle yükümlüdür.

Somut uyuşmazlığın temelini oluşturan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun m.3 uyarınca, ihracat bedellerinin belirlenen yasal süreler içinde yurda getirilmemesi idari yaptırıma bağlanmıştır. Ancak bu yaptırımlara karşı yargı yoluna başvurulduğunda, iddialara ayrıntılı olmasa bile özü itibarıyla cevap verilmesi gereklidir.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, gerekçeli karar hakkı, mahkemelerin her türlü iddiaya çok uzun cevaplar vermesi anlamına gelmese de, uyuşmazlığın kalbini oluşturan ve verilecek hükmü doğrudan etkileyecek olan argümanların mahkemece dikkate alındığının karardan anlaşılmasını zorunlu kılar. Kanun yolu incelemesi yapan itiraz mercileri de, alt derece mahkemesinin kararına katıldıklarını belirtirken bu durumu aynı gerekçeyi tekrarlayarak veya atıf yaparak gösterebilir. Fakat alt derece mahkemesinde hiç karşılanmamış veya bizzat o mahkemenin işlemi nedeniyle ilk kez kanun yolu incelemesinde öne sürülebilecek olan esasa ve usule ilişkin ağır hukuka aykırılık iddiaları, itiraz merciince matbu cümlelerle geçiştirilemez. Aksi bir yaklaşım, kişilerin hakkaniyete uygun yargılanmalarını sağlamayı ve keyfiliğin önlenmesini amaçlayan usul kurallarını doğrudan ihlal etmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan incelemede, sulh ceza hâkimliği tarafından başvurucu hakkında uygulanan idari para cezasının indirilmesine karar verilirken tek ve belirleyici dayanağın dosya kapsamına alınan bilirkişi raporu olduğu tespit edilmiştir. Uyuşmazlığın esasına doğrudan etki eden bu bilirkişi raporunun, karardan önce başvurucuya tebliğ edildiğine ilişkin dava dosyasında hiçbir bilgi veya belge bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucu, mahkemenin nihai kararına dayanak teşkil eden bu delili inceleme, hatalarını ortaya koyma ve rapora karşı kendi argümanlarını ileri sürme imkânından tamamen yoksun bırakılmıştır.

Başvurucu, idari para cezasının kısmen kabulüne dair karara karşı yasal süresi içinde itiraz yoluna başvurduğunda; bilirkişi raporunun kendisine tebliğ edilmediğini, raporda iki farklı bankayla çalışılmasından kaynaklanan teknik hesap karışıklıkları bulunduğunu ve mücbir sebep niteliğindeki yurt dışı tahsilat sorunlarının dikkate alınmadığını açıkça ifade etmiştir. Bu itirazlar, sadece davanın sonucuna etkili değil, aynı zamanda maddi gerçeğin ortaya çıkması için hayati öneme sahip hukuki ve fiili değerlendirmelerdir.

Ancak itiraz merci konumundaki bir üst sulh ceza hâkimliği, başvurucunun dilekçesinde özenle sıraladığı bu teknik ve hukuki iddialara yönelik hiçbir somut değerlendirme yapmamıştır. İtiraz merci, sadece kararın usul ve yasaya uygun olduğu, dosyadaki bilgi ve belgelere aykırı bir yön bulunmadığı şeklindeki son derece soyut, kalıplaşmış ve vicdani kanaate atıf yapan genelgeçer bir gerekçe ile başvuruyu kesin olarak reddetmiştir. Bu durum, hükme esas alınan raporu inceleme ve buna karşı itirazda bulunma imkânı elinden alınan başvurucunun, en temel savunma haklarından mahrum bırakılmasına neden olmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: