Anasayfa Karar Bülteni AYM | Mustafa Ender Ünüvar | BN. 2020/37354

Karar Bülteni

AYM Mustafa Ender Ünüvar BN. 2020/37354

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2020/37354
Karar Tarihi 08.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Zarar miktarı ancak bilirkişi raporuyla öğrenilebilir.
  • Zamanaşımı süresi zararın öğrenilmesinden itibaren başlar.
  • Aşırı şekilci usul kuralları mahkemeye erişimi engeller.
  • Belirsiz alacaklarda ek dava hakkı korunmalıdır.

Bu karar, tazminat hukukunda zararın tam olarak tespit edilemediği durumlarda zamanaşımı kurumunun nasıl uygulanması gerektiğine dair kritik bir anayasal standart getirmektedir. Kişilerin uğradıkları bedensel zararların miktarını davanın en başında kesin olarak bilmeleri tıbben ve hukuken çoğu zaman mümkün değildir. Derece mahkemelerinin usul kurallarını dar yorumlayarak, zararın oluştuğu tarihi katı bir şekilde zamanaşımı başlangıcı olarak kabul etmesi, hak arama hürriyetini büyük ölçüde anlamsız kılmaktadır. Anayasa Mahkemesi, uzun süren yargılamalar neticesinde bilirkişi raporuyla ancak netleşen alacaklar için açılan ek davalarda zamanaşımı itirazının kabul edilmesinin, vatandaşların adalete erişimini ölçüsüz şekilde kısıtladığını güçlü bir biçimde vurgulamıştır.

Uygulamada sıklıkla karşılaşılan kısmi dava ve belirsiz alacak davası süreçlerinde bu anayasa yargısı kararı, hak sahipleri için son derece önemli bir koruma kalkanı oluşturmaktadır. Yargılama makamlarının, uzmanlık gerektiren zarar hesaplamaları geciktiğinde faturayı davacıya kesen şekilci yorumlardan uzak durması gerektiği net bir biçimde ortaya konmuştur. Benzer tıbbi malpraktis, iş kazası veya trafik kazası kaynaklı bedensel zarar davalarında, yargılamanın yıllarca uzaması nedeniyle zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle mağdurların en temel tazminat haklarının ellerinden alınmasının kesin olarak önüne geçilmiştir. Bu yönüyle karar, usul hukukundaki kuralların hakkaniyetli yargılanma hakkını zedeleyecek kadar katı ve şekilci uygulanamayacağına dair yerleşik içtihadı pekiştiren çok değerli bir emsal niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Mustafa Ender Ünüvar, 2003 yılında gözlük kullanımından kurtulmak amacıyla bir göz ameliyatı geçirmiş ancak ameliyat sonrasında ciddi bir görme kaybı yaşamıştır. Başka bir doktora muayene olduğunda bu durumun hatalı bir tıbbi operasyondan kaynaklandığını öğrenmiştir. Bunun üzerine 2004 yılında ilgili doktorlar ve sağlık kuruluşu aleyhine, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak manevi ve maddi tazminat davası açmıştır. Yıllar süren yargılama sürecinde alınan adli tıp ve hesap bilirkişi raporları ile başvurucunun meslekte kazanma gücünü yüzde yirmi dokuz oranında kaybettiği ve maddi zararının davanın ilk açıldığı tarihte talep edilen miktardan çok daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Başvurucu, bu raporlara dayanarak zararının tamamının karşılanması için ek davalar açarak talep miktarını artırmıştır. Ancak yerel mahkeme, sonradan açılan ek davadaki tazminat talebini, olayın gerçekleştiği tarihin üzerinden on yıllık zamanaşımı süresi geçtiği gerekçesiyle reddetmiştir. Başvurucu, zararın miktarını ancak bilirkişi raporu ile öğrenebildiğini, bu nedenle davanın zamanaşımından reddedilmesinin haksız olduğunu belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı ekseninde bütüncül olarak değerlendirmiştir. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası, herkesin yargı mercileri önünde iddia ve savunma hakkına sahip olduğunu açıkça düzenler. Bu hakkın en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, kişilerin hukuki uyuşmazlıklarını bir mahkeme önüne taşıyabilmelerini ve uyuşmazlığın adil bir biçimde esastan karara bağlanmasını mutlak surette güvence altına alır.

Dava açmayı imkânsız kılacak ya da aşırı derecede zorlaştıracak ölçüde kısa olmadıkça kanun yollarına başvuru için belli sürelerin veya zamanaşımı kurallarının öngörülmesi hukuki belirlilik ilkesinin doğal bir gereğidir. Ancak mahkemelerin bu usul kurallarını uygularken, yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde aşırı şekilcilikten kaçınmaları esastır. Yargılamayı anlamsız kılacak dar yorumlar anayasal ihlal doğurur. Cismani zararlardan, yani bedensel zararlardan doğan tazminat davalarında, zararın gerçek boyutu ve miktarı davanın açıldığı tarihte davacı tarafından kesin olarak bilinemeyebilir. Zarar miktarının tespiti, yargılama sürecinde alınacak uzman bilirkişi raporlarına tabidir. Davacının başlangıçta bilmediği ve ancak mahkeme aracılığıyla yıllar süren bir süreçte tespit edilen bir zararın tamamını talep edebilme hakkının, olayın gerçekleştiği tarih esas alınarak mekanik bir zamanaşımı hesabıyla tamamen ortadan kaldırılması, hak arama hürriyetinin özüne ağır bir müdahale oluşturur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun cismani zararı nedeniyle fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 2004 yılında bir tazminat davası açtığını, ancak maddi zararının miktarının davanın en başında belirli olmadığını tespit etmiştir. Olayın ciddiyeti ve zararın kesin boyutu, davanın açılmasından yıllar sonra, 2014 ve 2016 yıllarında dosyaya sunulan Adli Tıp Kurumu ve hesap bilirkişi raporları ile ancak netleşebilmiştir. Başvurucu, bu raporlarda belirlenen zararının tamamının karşılanması amacıyla vakit kaybetmeden ek dava açarak talebini artırmıştır. Buna karşılık ilk derece mahkemesi, ameliyat tarihi olan 19/12/2003 tarihini zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak kabul etmiş ve on yıllık sürenin dolduğu gerekçesiyle 25/3/2016 tarihli ek davayı reddetmiştir.

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun dava açtığı tarihte zararının tam miktarını bilebilmesinin fiilen ve hukuken mümkün olmadığını vurgulamıştır. Zararın boyutunun tespiti uzmanlık gerektiren bir konu olup bu durum ancak uzun süren yargılama faaliyeti içindeki uzman raporlarıyla ortaya çıkmıştır. Mahkemenin, bilirkişi raporuyla zararın kesinleştiği tarihi dikkate almadan, mekanik bir şekilde olayın gerçekleştiği tarihi zamanaşımı başlangıcı kabul etmesi, başvurucunun gerçek zararını talep edebilme imkânını bütünüyle ortadan kaldırmıştır.

Zarar miktarını ancak yargılama aşamasındaki raporlarla öğrenen başvurucunun açtığı ek davanın zamanaşımından reddedilmesine yönelik bu katı yargısal yorum, başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfet yüklemiştir. Yargılama sürecinin uzaması ve bilirkişi raporlarının geç alınması gibi başvurucunun kusuru olmayan nedenlerle oluşan bu külfet, hedeflenen hukuki belirlilik amacı ile karşılaştırıldığında tamamen orantısızdır. Ölçülülük ilkesine açıkça aykırı olan bu müdahale, mahkemeye erişim hakkını işlevsiz kılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: