Anasayfa Karar Bülteni AYM | 2020/10703 BN.

Karar Bülteni

AYM 2020/10703 BN.

Anayasa Mahkemesi | Mehmet Aydoğan | 2020/10703 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/10703
Karar Tarihi 08.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal / Kabul Edilemez
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kötü muamele iddiaları ivedilikle resen soruşturulmalıdır.
  • Güç kullanımı zorunlu hâllerde ve orantılı olmalıdır.
  • Devlet gözetimindeki yaralanmalar inandırıcı şekilde açıklanmalıdır.
  • Soruşturmalarda olayı aydınlatacak tüm deliller toplanmalıdır.

Bu karar, kamu görevlilerinin gözetimi altındayken meydana gelen yaralanmalara ilişkin devletin pozitif yükümlülüklerini ve etkili soruşturma yapma zorunluluğunu hukuken net bir şekilde ortaya koymaktadır. Kişilerin devletin kontrolü altındayken fiziksel bir müdahaleye maruz kalması durumunda, kamu makamlarının bu yaralanmanın nasıl gerçekleştiğine dair makul, tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirme zorunluluğu bulunduğu vurgulanmıştır. Kolluk görevlilerince uygulanan zorunlu gücün sınırları aşıldığına dair iddiaların, bağımsız ve tarafsız makamlarca derhâl ve özenle soruşturulması gerektiği hukuki bir zorunluluk olarak ele alınmıştır.

Benzer davalar açısından bu kararın en önemli emsal etkisi, kötü muamele iddialarını araştıran soruşturma makamlarının sadece kolluk tutanakları ve beyanlarıyla yetinmemesi gerektiğine yönelik kesin tutumudur. Savcılık makamlarının, olayın tarafsız tanıklarının beyanlarını, olay yerini görebilecek konumlarını araştırmadan ve salt kolluk görevlilerinin ifadelerine üstünlük tanıyarak soruşturmayı kapatmalarının, kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlali anlamına geldiği hüküm altına alınmıştır. Uygulamada, kolluk kuvvetlerinin karıştığı iddia edilen darp ve şiddet olaylarında, kamera kayıtları veya bağımsız tanık ifadelerinin eksiksiz toplanması, çelişkili beyanların giderilmesi ve orantılılık değerlendirmesinin mutlaka yapılması gerektiği yönünde tüm soruşturma makamlarına güçlü bir rehber niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Mehmet Aydoğan, nişanlısıyla yaşadığı bir tartışma üzerine ihbarla olay yerine gelen jandarma görevlileri tarafından zorla karakola götürülmüştür. Başvurucu, hakkında hiçbir şikâyet olmadığı hâlde kolluk görevlileri tarafından araca bindirilmeye zorlandığını, yüzüne yakın mesafeden biber gazı sıkıldığını ve götürüldüğü karakolda kameraların olmadığı bir odada tokat atılarak darbedildiğini iddia etmiştir. Başvurucu, kendisine atılan tokada karşılık vermesi üzerine tüm personelin saldırısına uğradığını ve ciddi şekilde yaralandığını öne sürerek şikâyetçi olmuştur.

Buna karşılık jandarma görevlileri, başvurucunun karakola getirildiğinde zaten vatandaşlar tarafından darbedilmiş ve yaralı hâlde olduğunu, karakolda kendilerine saldırdığı için orantılı güç kullandıklarını savunmuştur. Başvurucu, haksız yere gözaltına alınarak özgürlüğünün kısıtlandığını ve karakolda maruz kaldığı şiddet olayına ilişkin savcılık tarafından etkili bir ceza soruşturması yürütülmeyerek dosyanın usulsüzce kapatıldığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bireyin devlet görevlileri tarafından hukuka aykırı muameleye maruz kaldığına dair savunulabilir bir iddiası bulunduğunda, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu uyarınca etkili bir ceza soruşturması yürütülmesi gerektiğini belirtmektedir. Kötü muamelenin kasten yapıldığı ileri sürüldüğünde, bu iddia hakkında ivedilikle ve resen ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmasa dahi kötü muameleye ilişkin açık belirtiler varsa bu durum derhâl araştırılmalıdır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, ceza soruşturmasının etkili kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten makamların olaya karışan kişilerden tamamen bağımsız ve tarafsız olması şarttır. Soruşturmada olayı aydınlatabilecek, sorumluların tespitini sağlayacak tüm deliller eksiksiz toplanmalı, süreç kamu denetimine ve mağdurun erişimine her aşamada açık tutulmalıdır. Gözaltı veya tutukluluk gibi bireyin tamamen devletin kontrolü altında bulunduğu sırada meydana gelen yaralanma olaylarında, yetkili kamu makamlarının bu duruma tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirme yükümlülüğü bulunmaktadır. Aksi bir durum, devletin anayasal sorumluluklarını ihlal etmesi anlamına gelecektir.

Ayrıca, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 uyarınca, kanunda öngörülen gözaltı süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınma işleminin hukuka aykırı olduğu iddialarında doğrudan tazminat davası açma imkânı öngörülmüştür. Bu yol, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında tüketilmesi gereken en temel ve etkili hukuk yollarından biridir. Güç kullanmaya yetkili makamların fiziksel güce başvurmaları ancak kesin bir zorunluluk hâlinde ve kişinin tutumuyla orantılı olmak şartıyla meşru kabul edilebilir. Aksi takdirde, güç kullanımının gerekliliği ve orantılılığı konusunda yeterli ve derinlemesine araştırma yapılmadan soruşturmaların yüzeysel şekilde kapatılması, usul yükümlülüğünün ağır bir ihlali sonucunu doğuracaktır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun şikâyetlerini temel olarak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile kötü muamele yasağı olmak üzere iki başlık altında incelemiştir.

Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bakımından yapılan değerlendirmede, başvurucunun yakalama ve gözaltına alınma işlemlerinin hukuka aykırı olduğu yönündeki iddiaları için kanunda belirtilen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu vurgulanmıştır. Başvurucunun bu yolu tüketmeden doğrudan bireysel başvuruda bulunması nedeniyle bu iddia, başvuru yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle esastan incelenememiştir.

Kötü muamele yasağı bağlamında yürütülen soruşturmaya ilişkin incelemede ise, başvurucu hakkında düzenlenen adli muayene raporlarında vücudunun çeşitli bölgelerinde kızarıklık, morluk ve şişlikler tespit edildiği görülmüştür. Savcılık ve sulh ceza hâkimliği, bu yaralanmaların başvurucunun kolluk görevlilerine saldırması üzerine kendisine uygulanan orantılı fiziksel güçten kaynaklandığını belirterek dosyayı kapatmıştır. Başvurucu ise karakola götürüldüğü odada kolluk personelinin kendisine tokat atması üzerine karşılık verdiğini ve bu sebeple topluca darbedildiğini iddia etmiştir. Olayın gelişiminde başvurucuya olayların hemen başında tokat atılıp atılmadığı hususu kritik bir öneme sahiptir. Dosyadaki iki tanık, başvurucuya tokat atıldığını gördüklerini beyan etmiş; ancak kolluk görevlileri bu tanıkların bulundukları bahçe kısmından olayın yaşandığı odayı göremeyeceklerini savunmuştur.

Savcılık tarafından, tanıkların bulundukları konum itibarıyla olayın gerçekleştiği odayı görüp göremeyecekleri hususu hiçbir şekilde açıklığa kavuşturulmamıştır. Olayı aydınlatabilmek için kritik öneme sahip olan bu durum keşif veya benzeri yöntemlerle araştırılmadan ve yalnızca iddia edilen eyleme karışan kolluk görevlilerinin beyanlarına dayanılarak soruşturma sonlandırılmıştır. Bu derinlemesine inceleme eksikliği nedeniyle devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü yerine getirmediği değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ihlali iddiasının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere dosyanın Başsavcılığa gönderilmesine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: