Anasayfa Karar Bülteni AYM | Ormana Kalkınma Vakfı | BN. 2019/17715

Karar Bülteni

AYM Ormana Kalkınma Vakfı BN. 2019/17715

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2019/17715
Karar Tarihi 08.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Devletin hatalı tapu sicilinden sorumluluğu bulunmaktadır.
  • Orman arazisinin özel mülkiyet sayılması tazminat gerektirebilir.
  • Mülkiyet hakkı davalarında usule ilişkin güvenceler sağlanmalıdır.
  • Tapu iptali kararlarında mahkemeler yeterli gerekçe sunmalıdır.

Bu karar, devletin tapu sicilini doğru ve güvenilir bir şekilde tutma yükümlülüğüne güçlü bir vurgu yapması bakımından kritik bir hukuki anlam taşımaktadır. Evveliyatı orman olan bir arazinin hatalı şekilde özel mülkiyete konu edilerek tapuya kaydedilmesi ve yıllar sonra bu kaydın idari veya hukuki yollarla iptal edilmesi durumunda, tapu siciline güvenerek iyiniyetle taşınmaz edinen vatandaşların veya kurumların mağduriyetinin mutlak suretle giderilmesi gerektiği tescillenmiştir. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının korunması ile kamu yararı arasında adil bir dengenin kurulması gerektiğini, aksi takdirde sicilin iptali durumunda hak sahibine tazminat ödenmemesinin mülkiyet hakkının son derece ölçüsüz bir şekilde ihlali anlamına geleceğini açıkça belirtmiştir.

Uygulamada, kadastro ve orman hukuku ihtilaflarında sıklıkla karşılaşılan "orman arazilerinin tapusuz kalması ve bedelsiz olarak Hazine'ye devri" yönündeki katı yargısal yorumların aşılmasına yönelik çok güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Anayasa Mahkemesi, yargı mercilerinin tapu iptali ve tazminat davalarında sadece genel geçer kurallara dayanarak değil, sicilin ne şekilde ve ne gerekçeyle geçersiz kılındığını somut, davanın esasına etkili, ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklaması gerektiğini tüm açıklığıyla ortaya koymuştur. Bu yönüyle karar, benzer şekilde mülkiyetini kaybeden ve tazminat davası reddedilen hak sahipleri için yeni bir hukuki yol haritası çizmektedir. Derece mahkemelerinin idarenin tazminat sorumluluğu konusunda devletin kusursuz sorumluluk hallerini ve sicile güven ilkesini çok daha geniş bir perspektifle ele almalarını zorunlu kılmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Ormana Kalkınma ve Yardımlaşma Vakfı, kendisine vasiyet yoluyla intikal eden ve önceki maliki tarafından tapu siciline güvenilerek 1965 yılında satın alınmış olan taşınmazın, sonradan açılan bir tescil davasıyla orman vasfında olduğu gerekçesiyle tapu kaydının hukuki değerini yitirmesi üzerine Maliye Hazinesi aleyhine tazminat davası açmıştır. Vakıf, uzun yıllar boyunca özel mülkiyete konu olan ve satın alma anında üzerinde orman şerhi bulunmayan taşınmazın mülkiyetinin kaybedilmesi nedeniyle doğan zararın karşılanmasını talep etmiştir.

Ancak yerel mahkeme, tapu kaydının hukuki geçerliliğinin kalmadığını, önceden alınan iptal kararlarını baz alarak orman arazisi için tazminat koşullarının hiçbir şekilde oluşmadığını belirterek açılan tazminat davasını esastan reddetmiştir. Kararın Yargıtay temyiz ve karar düzeltme incelemelerinden geçerek hukuken kesinleşmesinin ardından vakıf yönetimi, devletin resmi organları eliyle tuttuğu tapu siciline kayıtsız şartsız güvenerek işlem yapan iyi niyetli maliklerin anayasal mülkiyet hakkının ihlal edildiğini, bu haksız müdahalenin ölçüsüz olduğunu ve uğranılan değer kaybının tazminat yoluyla ödenmesi gerektiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı çerçevesinde hareket etmiştir. Olayın temelinde yatan kadastro ve orman ihtilafında 6831 sayılı Orman Kanunu m.1 hükmü uyarınca orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda veya makilerle örtülü yerlerin orman sayılacağı kuralı ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu m.30 düzenlemeleri dikkate alınmıştır. Bununla birlikte, ihtilafın mülkiyet boyutunda, devletin tapu sicilinin tutulmasından doğan sorumluluğunu düzenleyen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.1007 hükmü merkezi bir öneme sahiptir.

İlgili hüküm uyarınca, tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devlet kusursuz olarak sorumludur. Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, tapu siciline güvenerek iyiniyetle ayni hak kazanan kişilerin bu kazanımları korunmalıdır. Devletin gözetimi ve denetimi altında tutulan sicillerin hatalı olması, örneğin evveliyatı orman olan bir yerin özel mülkiyete konu edilerek tapuya tescil edilmesi durumunda, bu kaydın sonradan iptal edilmesi hak sahibine tazminat ödenmesini gerektirir.

Ayrıca, yargılama hukukunun temel ilkelerinden olan ve adil yargılanma hakkı ile yakından bağlantılı bulunan usule ilişkin güvenceler de uyuşmazlığın çözümünde esas alınmıştır. Mahkemelerin mülkiyet hakkını ilgilendiren davalarda, özellikle tapu iptali ve tazminat taleplerinde, davanın sonucuna doğrudan etki edecek nitelikteki iddia ve itirazları özenli bir biçimde inceleyerek kararlarında yeterli ve ilgili gerekçelere yer vermeleri anayasal bir zorunluluktur. Somut uyuşmazlıkta da, 4785 sayılı Kanun kapsamında devletleştirilen ve iadeye tabi olmayan ormanlar içinde kalan tapu kayıtlarının hukuki değer taşımayacağına dair kuralların, salt şekilci bir yaklaşımla değil, sicile güven ilkesi ve devletin kusursuz sorumluluğu ile birlikte bütüncül bir şekilde değerlendirilmesi gerektiği açıkça vurgulanmıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu somut olayda öncelikle devletin sorumluluğunun doğabilmesi için iptal edilen tapu kaydının durumu üzerinde durmuştur. Başvurucu vakfın murisi, taşınmazı satın aldığında tapu kaydında yerin orman vasfında olduğuna dair hiçbir şerh, belirti veya kısıtlama bulunmadığından doğrudan sicile güvenerek iyiniyetle işlem yapmıştır. Ancak sonradan yapılan kadastro tespitleri ve tescil davaları sonucunda, arazinin maki ile kaplı olduğu, orman sınırları içinde kaldığı ve taşınmazın Maliye Hazinesi adına tescil edilmesi gerektiği yönünde kararlar verilmiştir.

Anayasa Mahkemesi'nin tespitlerine göre, yerel mahkemeler tescil davasında başvurucunun dayandığı tapu kaydının geometrik bir şekil oluşturmadığını ve gerçek yüzölçümüyle örtüşmediğini belirtmiş, ancak bu kaydın bizzat dava konusu taşınmaza ait olduğunun kabulü halinde dahi orman vasfı nedeniyle geçersiz olacağını karmaşık bir biçimde ifade etmiştir. Buna karşılık başvurucunun uğradığı zararın tazmini için açtığı tazminat davasında mahkeme, tapu kaydının iptal edilip edilmediğini tam olarak açıklığa kavuşturmadan, dar ve şekilci bir yaklaşımla geçerli bir tapu kaydının kalmadığı gerekçesiyle tazminat talebini doğrudan reddetmiştir.

Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının korunmasında devletin usule ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğini, derece mahkemesinin kararında başvurucunun dayanak tapu kaydının esasen iptal edilip edilmediğinin ve taşınmazı kapsayıp kapsamadığının kesin olarak açıklığa kavuşturulmadığını saptamıştır. Mahkeme kararının, başvurucunun tazminat talebinin esasını oluşturan temel iddia ve itirazlarına yanıt verecek düzeyde ilgili ve yeterli bir gerekçe içermediği açıkça ortaya konulmuştur. Yargı mercilerinin bu eksik incelemesi ve gerekçesiz kararı nedeniyle, başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamu yararı arasında bulunması gereken adil denge bütünüyle başvurucu aleyhine bozulmuştur. Bu durum, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz ve orantısız olduğunu şüpheye yer bırakmayacak biçimde göstermektedir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: