Anasayfa Karar Bülteni AYM | Sinan Ağdaş | BN. 2021/842

Karar Bülteni

AYM Sinan Ağdaş BN. 2021/842

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/842
Karar Tarihi 18.12.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Zamanaşımı yorumu mahkemeye erişimi engellememelidir.
  • Bilirkişi gecikmesi davacıya ağır külfet yükleyemez.
  • Zararın öğrenilmesi kavramı dar yorumlanamaz.
  • Islah talebinde ölçülülük ilkesi mutlak suretle gözetilmelidir.

Bu karar, iş mahkemelerinde sıklıkla karşılaşılan "ıslah ve zamanaşımı" açmazına yönelik temel bir anayasal güvence getirmektedir. Yargılama sürecinin uzaması ve bilirkişi raporlarının uzun yıllar sonra dosyaya sunulması durumunda, davacının ıslah (talep artırım) dilekçesi verirken karşılaştığı zamanaşımı itirazının derece mahkemelerince salt şeklî bir yaklaşımla kabul edilmesi, mahkemeye erişim hakkının özünü zedelemektedir. Anayasa Mahkemesi bu kararıyla, davanın niteliği gereği hesaplanması uzmanlık gerektiren alacaklarda, yargılamanın uzamasından kaynaklanan faturanın davacı tarafa kesilemeyeceğini net bir biçimde ortaya koymuştur.

Kararın emsal niteliği, özellikle ülkemizdeki işçi-işveren uyuşmazlıklarında görülen ve bilirkişi incelemesi uzun süren eda davaları açısından oldukça büyüktür. Mahkemelerin zamanaşımı sürelerini uygularken "zararın öğrenilmesi" kavramını dar yorumlamamaları ve yargılamanın uzamasında davacının kusurunun bulunmadığı hâllerde ıslah dilekçelerine yönelik zamanaşımı itirazlarını hakkaniyet ve ölçülülük çerçevesinde değerlendirmeleri gerektiği vurgulanmıştır. Uygulamada, hesap raporunun geç gelmesi sebebiyle hak kaybına uğrayan binlerce vatandaş ve meslektaşımız için bu içtihat, mahkemeye erişim hakkının korunması adına son derece güçlü bir kalkan vazifesi görecektir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

İş sözleşmesinin haksız yere feshedildiğini ileri süren bir işçi, kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai, ulusal bayram, genel tatil ve yıllık izin ücretlerinin ödenmesi talebiyle eski işverenine karşı alacak davası açmıştır. Yargılama aşamasında dosyada hâkimlerin değişmesi, hizmet tespiti davasının bekletici mesele yapılıp sonradan ayrılması ve peş peşe birden fazla bilirkişi raporu alınması gibi nedenlerle süreç oldukça uzamıştır. Nihai ve hükme elverişli bilirkişi raporu, dava açıldıktan yaklaşık dört buçuk yıl sonra dosyaya sunulabilmiştir. İşçi, bu rapora dayanarak alacak miktarını artırmak amacıyla mahkemeye ıslah dilekçesi vermiştir. Ancak mahkeme, fesih tarihinden itibaren bazı alacak kalemleri için beş yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu belirterek işçinin sonradan artırdığı bu alacak taleplerini reddetmiştir. İşçi, yargılamanın uzamasında hiçbir kusurunun bulunmadığını, alacak miktarını ancak bilirkişi raporuyla öğrenebildiğini ve bu katı uygulamanın adaletsizliğe yol açtığını savunarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın temelinde, adil yargılanma hakkının en önemli güvencelerinden olan mahkemeye erişim hakkı ve alacak davalarındaki zamanaşımı kuralları ile bu kuralların ıslah müessesesine yansıması yatmaktadır. Dava tarihi itibarıyla mülga olan 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 125 ile mevcut 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 146 hükümleri gereğince kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Bununla birlikte mevzuatımızda bazı işçilik alacakları (fazla mesai, yıllık izin ücreti vb.) beş yıllık özel zamanaşımı süresine tabi tutulmuştur.

Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, dava açılmasının veya ıslah talebinin belirli süre şartlarına bağlanmasının hukuki belirlilik ve güvenlik açısından meşru bir amacı bulunmaktadır. Ancak bu kuralların uygulanması, kişilerin mahkemeye erişimini fiilen imkânsız hâle getirmemeli ve onlara taşıyamayacakları orantısız bir külfet yüklememelidir. İşçilik alacakları gibi uzmanlık ve teknik hesaplama gerektiren karmaşık uyuşmazlıklarda, zararın veya kesin alacak miktarının davanın en başında davacı tarafından tam olarak bilinmesi beklenemez.

Bu tür tespit ve eda davalarında kesin alacak miktarı ancak bilirkişi raporuyla somutlaşmaktadır. Derece mahkemelerinin zamanaşımı süresinin başlangıcını ve hukuktaki "zararın öğrenilmesi" mefhumunu aşırı katı yorumlayarak, tamamen yargılama makamlarından veya dava sürecinin doğasından kaynaklanan olağan gecikmeler nedeniyle dolan zamanaşımı süresini davacı aleyhine yorumlaması, anayasal ölçülülük ilkesine aykırıdır. Hukuk kuralları işletilirken bireyin hakkını arama imkânı, devletin usul kurallarının salt şekilci tatbiki sonucunda anlamsız hâle getirilmemelidir. Mahkemeye erişim hakkı teorik bir kavram olmaktan çıkıp, uygulamada etkili sonuç doğuran bir teminat olmak zorundadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun karşılaştığı yargılama sürecini iddialar ışığında detaylı bir şekilde incelemiştir. Başvurucunun 2013 yılında açtığı işçilik alacakları davasında, alacak miktarının tam ve kesin olarak hesaplanabilmesi ancak bilirkişi raporuyla mümkün olabilmiştir. Ne var ki yargılamanın karmaşıklığı, hâkim değişiklikleri, başka bir hizmet tespiti davasının önce birleştirilip sonra bekletici mesele yapılarak ayrılması ve itirazlar üzerine defalarca ek bilirkişi raporu alınması gibi nedenlerle nihai rapor, dava açıldıktan 4,5 yıl; iş sözleşmesinin feshinden ise yaklaşık 6 yıl sonra dosyaya sunulabilmiştir.

Başvurucu, net hesaplanan bu miktar üzerinden süresi içinde ıslah (talep artırım) dilekçesi sunmuştur. Buna karşın ilk derece mahkemesi, fazla çalışma, ulusal bayram, genel tatil ve yıllık izin ücreti alacakları yönünden fesih tarihi itibarıyla beş yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle ıslah edilen kısımları zamanaşımından reddetmiştir. Yüksek Mahkeme, başvurucunun dava açtığı tarih itibarıyla alacak miktarını net olarak bilmesinin ve hesaplamasının kendisinden beklenemeyeceğini özellikle vurgulamıştır. Yargılama sürecinin uzamasında ve kesin hesabı içeren raporun altı yıl sonra alınabilmesinde başvurucuya atfedilebilecek herhangi bir kusur veya usuli ihmal bulunmamaktadır.

Derece mahkemelerinin davalı tarafın zamanaşımı itirazını değerlendirirken "zararın öğrenilmesi" kavramını dar bir şekilde yorumlaması, başvurucunun yargılama sürecinde açıkça tespit edilen alacağının tamamını talep edebilme imkânını bütünüyle ortadan kaldırmıştır. Başvurucunun kendi elinde olmayan yargısal gecikmeler nedeniyle hakkına kavuşamaması, ona şahsi olarak aşırı ve katlanılamaz bir usul külfeti yüklemiştir. Hukuki belirliliği sağlayan zamanaşımı kurallarının meşru amacı ile başvurucunun mahkemeye erişim hakkı arasında bulunması gereken adil denge, başvurucu aleyhine ölçüsüz bir şekilde zedelenmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, zamanaşımı kurallarının katı ve şekilci yorumlanması suretiyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: