Karar Bülteni
AYM Salih Çağlın BN. 2021/26105
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/26105 |
| Karar Tarihi | 18.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Süregelen müdahalelerde zararın başlangıç tarihi belirlenemez.
- Süre, mülke ulaşamama müdahalesinin kesildiği tarihten başlar.
- Aşırı şekilci süre yorumu etkili başvuru hakkını zedeler.
- Süregelen ihlallerde her gün yeni başvuru beklenemez.
Bu karar, mülke ulaşılamaması nedeniyle uğranılan maddi zararların tazmini amacıyla yetkili komisyonlara yapılan idari başvurularda, süre aşımı gerekçesiyle verilen ret kararlarının hukuka ve hakkaniyete aykırılığını açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında alınan olağanüstü güvenlik tedbirleri yüzünden kişilerin mülklerine erişimlerinin uzun süre engellenmesinin "süregelen bir müdahale" niteliği taşıdığını hukuki bir olgu olarak vurgulamıştır. Bu bağlamda, idari makamların ve derece mahkemelerinin başvuru sürelerini müdahalenin ilk başladığı tarihten itibaren hesaplayarak işlem tesis etmesi, hukuki açıdan aşırı şekilci, öngörülemez ve hakkın özünü zedeleyici bir dar yorum olarak değerlendirilmiştir. Karar, bireylerin mülkiyet hakkından doğan anayasal mağduriyetlerinin giderilmesi noktasında katı usul kurallarının aşılmaz bir engel olarak kullanılamayacağını net bir biçimde ifade etmektedir.
Kararın uygulamadaki emsal etkisi, özellikle güvenlik gerekçesiyle köylerine ve arazilerine uzun yıllar boyunca erişemeyen vatandaşların açtığı tazminat davalarında kendisini güçlü bir şekilde gösterecektir. Benzer hukuki uyuşmazlıklarda, idare mahkemelerinin ve idari zarar tespit komisyonlarının yasal süre hesaplamasını müdahalenin kesintiye uğradığı, yani mülke erişimin fiilen ve hukuken sağlandığı tarihten itibaren yapması gerektiği bağlayıcı bir içtihat hâline gelmiştir. Bu gelişme, idarenin keyfî süre retlerinin önüne kesin olarak geçecek, vatandaşların anayasal düzeyde korunan etkili başvuru hakkını tam anlamıyla güvence altına alarak adalete erişimlerini büyük ölçüde kolaylaştıracaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, mülküne ulaşılamamasından dolayı uzun yıllar boyunca uğradığı maddi zararların tazmin edilmesi talebiyle ilgili idareye başvurarak hukuki süreç başlatmıştır. Terör olayları ve terörle mücadele kapsamında alınan güvenlik tedbirleri nedeniyle oldukça uzun bir süre kendi taşınmazlarına hiçbir şekilde erişemeyen ve bu taşınmazları tarımsal veya ticari amaçla kullanamayan başvurucu, mülkiyet hakkının kısıtlanmasından doğan maddi kayıplarının devlet tarafından adil bir şekilde karşılanmasını talep etmiştir. Ancak başvurucunun kanuni hakları doğrultusunda zarar tespit komisyonuna yaptığı bu idari başvuru, idare ve sonrasında itirazları inceleyen yargı mercileri tarafından yasal başvuru süresinin çoktan geçirildiği gerekçesiyle esasa girilmeden usulden reddedilmiştir. Başvurucu, süregelen bir engelleme durumu söz konusu iken yasal sürenin katı ve şekilci bir şekilde hesaplanarak davasının reddedilmesinin hak arama hürriyetine ve hukuka aykırı olduğunu iddia etmiş, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının açıkça ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Anayasa m.35 kapsamında güvence altına alınan mülkiyet hakkı ve Anayasa m.40 kapsamında düzenlenen etkili başvuru hakkı ilkelerine dayanarak kapsamlı bir inceleme yapmıştır. Somut olaydaki temel hukuki tartışma, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun m.6 kapsamında yer alan başvuru sürelerinin idare ve mahkemeler tarafından ne şekilde yorumlanması gerektiği üzerine kuruludur.
İdare hukuku prensipleri ve usul kurallarına göre, idari makamlara yapılacak başvurularda öngörülen kanuni hak düşürücü süreler, idari işleyişte hukuki güvenlik, belirlilik ve istikrarın sağlanması amacıyla konulmuştur. Ancak yerleşik içtihat prensipleri gereğince, bu sürelerin yorumlanması ve somut olaylara uygulanması sırasında mahkemelerin aşırı şekilci yaklaşımlardan titizlikle kaçınması, kişilerin mahkemeye ve adalete erişim haklarını zedeleyecek katı yorumlar yapmaması gerekmektedir.
Özellikle güvenlik tedbirleri sebebiyle mülke ulaşılamaması gibi bir defaya mahsus olmayan, süregelen ve devam eden ihlallerde, ihlalin ilk başladığı tarihin başvuru süresine esas alınması hukuken oldukça hatalı bir yaklaşımdır. Anayasa Mahkemesinin yerleşik emsal içtihatlarına göre, devam eden bir müdahale söz konusu olduğunda, kanunda açıkça belirtilen başvuru süreleri ancak müdahalenin fiilen sona erdiği veya eylemli olarak kesintiye uğradığı tarihten itibaren işlemeye başlamalıdır. Aksi bir usul yorumu, zarar gören kişinin müdahalenin sürdüğü her gün idareye yeni bir idari başvuru yapmasını beklemek gibi hayatın olağan akışına, mantık kurallarına ve hukukun temel felsefesine tamamen aykırı bir sonuç doğuracaktır. Bu doğrultuda, kuralların dar ve hakkın kullanımını pratikte imkânsız kılacak şekilde yorumlanması, devletin anayasal pozitif yükümlülükleri ile hiçbir şekilde bağdaşmaz ve mülkiyet hakkının korunmasına yönelik usul güvencelerini tamamen işlevsiz bırakır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayın özelliklerini incelerken başvurucunun mülküne ulaşamaması şeklindeki idari müdahalenin doğasını ve idari makamların yasal süreye ilişkin sergilediği tutumu detaylıca ele almıştır. Dosya kapsamında yapılan değerlendirmede, başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik söz konusu müdahalenin anlık ve tek seferlik bir eylemden ziyade, güvenlik tedbirleri nedeniyle oldukça uzun bir zaman dilimine yayılan "süregelen" bir durum olduğu net bir şekilde tespit edilmiştir. Mahkeme, idari ve yargısal makamların başvurucunun tazminat talebini incelerken 5233 sayılı Kanun uyarınca belirlenen idari başvuru süresini, müdahalenin henüz devam ettiği ve başladığı ilk tarihten itibaren hesaplamasının açık bir hukuki hata olduğunu vurgulamıştır.
Süregelen ihlallerde meydana gelen zararın tam boyutu ve mağduriyet süreci ancak müdahale tamamen sona erdiğinde net olarak ortaya çıkabilmektedir. Bu temel mantık nedeniyle, zarar tespit komisyonuna yapılacak idari başvuru süresinin müdahalenin kesintisiz devam ettiği bir evrede başlatılması, başvurucunun hakkını aramasını pratikte imkânsız veya aşırı derecede zor hâle getiren bir durumdur. Mahkeme, derece mahkemelerinin yaptığı bu tür aşırı şekilci usul yorumlarının, başvurucunun kanunla kendisine özel olarak tanınan maddi tazminat imkânından yararlanmasını engellediğini ve devlete karşı işletilmesi gereken etkili başvuru mekanizmasını fiilen kullanılamaz kıldığını kesin olarak saptamıştır. Zarar konusu olayın âdeta her gün veya her yıl yeniden tekrarlandığını varsayarak dar ve katı bir süre yorumu yapmak, mülkiyet hakkının devlete yüklediği anayasal koruma sağlama ve adil usul güvenceleri sunma prensipleriyle temelden çelişmektedir.
Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan bu devamlı müdahaleye karşı idari ve yargısal telafi mekanizmalarını etkili bir şekilde kullanamaması ve davasının salt şeklî süre gerekçeleriyle reddedilmesi, usul güvencelerinin ağır bir ihlali niteliğindedir. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere başvuruyu kabul etmiştir.