Karar Bülteni
AYM 2023/40559 BN.
Anayasa Mahkemesi | Sait Kaden ve Diğerleri | 2023/40559 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2023/40559 |
| Karar Tarihi | 18.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal ve Kabul Edilemezlik |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kamulaştırmasız el atma kanunilik ilkesine aykırıdır.
- Tazminatın enflasyona ezdirilmesi mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Değer kaybı mülk sahibine orantısız külfet yükler.
- Makul süre şikayetlerinde Tazminat Komisyonuna gidilmelidir.
Bu karar hukuken, idarelerin bireylerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlara herhangi bir yasal kamulaştırma işlemi tesis etmeksizin fiilen el atmasının ve bu el atma neticesinde ödenmesine hükmedilen tazminat bedellerinin enflasyon karşısında ciddi bir değer kaybına uğratılmasının mülkiyet hakkının ağır bir ihlali olduğunu çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırmasız el atmanın başlı başına kanunilik ilkesine aykırı bir müdahale olduğunu vurgularken, aynı zamanda geciken ödemelerin mülk sahibine tahammül edilemez, aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediğini tescillemektedir. Ayrıca karar, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikayetlerde başvuru yollarının tüketilmesi kuralını netleştirerek hukuki çerçeveyi çizmektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, idarelerin özel mülkiyete yönelik müdahalelerinde kamulaştırma usullerine sıkı sıkıya uyması gerektiği yönünde güçlü bir yargısal uyarı niteliğindedir. Tazminat bedellerinin enflasyon karşısında erimesinin doğrudan mülkiyet hakkının ihlali sayılması, derece mahkemelerinin tazminat, enflasyon farklarını ve gecikme faizlerini hesaplarken taraflar arasında çok daha adil bir denge kurmalarına zemin hazırlamaktadır. Bununla birlikte, uzun süren yargılamalara yönelik bireysel başvurularda Tazminat Komisyonu yolunun tüketilmesi gerektiği yönündeki yaklaşım, Anayasa Mahkemesinin iş yükünü hafifletmeyi ve ihlal iddialarının ikincillik ilkesi gereği öncelikle idari başvuru yolları ile hızlıca çözülmesini sağlayan yerleşik içtihadının kararlı bir devamı niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu uyuşmazlık, idarenin başvuruculara ait taşınmaza hukuka uygun bir kamulaştırma işlemi tesis etmeden fiilen el atması, açılan dava sonucunda hak edilen tazminatın zaman içinde enflasyon karşısında büyük bir oranda erimesi ve tüm bu yargılama sürecinin makul olmayan bir şekilde uzaması temelinde ortaya çıkmıştır.
Başvurucular, yasal olarak kendilerine ait olan taşınmaza idare tarafından haksız ve keyfi bir biçimde el atıldığını, bu haksız müdahale sonrasında uzun uğraşlarla açtıkları davada hükmedilen tazminat bedelinin gecikmeli ödeme süreci yüzünden enflasyon oranlarının çok altında kalarak büyük bir ekonomik değer kaybına uğradığını belirtmişlerdir. Ayrıca, haklarını aramak ve adaleti sağlamak için yürüttükleri meşakkatli hukuki sürecin yıllarca sürmesi nedeniyle mağduriyetlerinin daha da derinleştiğini ifade etmişlerdir. Bu gerekçelerle başvurucular, taşınmaza kamulaştırmasız el atılması, tazminatın değer kaybına uğraması ve yargılamanın çok uzun sürmesi nedenleriyle mülkiyet hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurarak zararlarının giderilmesini talep etmişlerdir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Anayasa m.13, Anayasa m.35 ve Anayasa m.46 hükümlerini ile 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kurallarını esas almıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye maliki olduğu nesne üzerinde kanunlar çerçevesinde dilediği gibi tasarrufta bulunma, kullanma ve yararlanma yetkisi veren en temel anayasal güvencelerden biridir. İdarenin özel mülkiyete konu bir taşınmaza kamusal bir amaçla dahi olsa el atabilmesi, ancak ve ancak kanunda açıkça öngörülen usullere uygun bir kamulaştırma işleminin yapılması ve bedelinin peşin ödenmesiyle mümkündür.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, hiçbir yasal ve kanuni dayanağı olmaksızın veya kanunda açıkça belirtilen usullere kati surette uyulmaksızın idare tarafından özel mülkiyete müdahale edilmesi (kamulaştırmasız el atma), doğrudan kanunilik ilkesinin ihlali anlamına gelmektedir. Ayrıca, kamulaştırmasız el atma sebebiyle mahkemelerce hükmedilen tazminat bedellerinin, yargılama ve ödeme süreçlerindeki haksız uzamalar nedeniyle yüksek enflasyon karşısında aşırı derecede değer kaybetmesi, kişiye şahsi olarak tahammül edilemez ve olağan dışı bir külfet yüklediğinden mülkiyet hakkının ölçülülük ilkesini zedelemektedir.
Diğer yandan, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikayetlerin çözümü bağlamında 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun ve bu yasal düzenlemede 7445 sayılı Kanun ile yakın zamanda yapılan değişiklikler dikkate alınmıştır. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, yargılamaların uzun sürmesi şikayetlerinde, bireysel başvurunun ikincillik vasfı gereği öncelikle ihdas edilen Tazminat Komisyonuna müracaat edilmesi zorunlu bir yasal yoldur. Bu yol usulünce tüketilmeden Anayasa Mahkemesine yapılan başvurular, başvuru yollarının tüketilmemesi kuralı çerçevesinde reddedilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mülkiyetindeki taşınmazlara resmi bir kamulaştırma işlemi olmaksızın fiilen el atılmasına yönelik iddialarını incelediğinde, idare tarafından gerçekleştirilen söz konusu eylemin ilgili kanunlarda açıkça gösterilen kamulaştırma usullerine tamamen aykırı şekilde gerçekleştirildiğini saptamıştır. Mahkeme, idarenin özel mülkiyete yönelik olan bu fiili müdahalesinin kanunilik şartını taşımadığını, mülkiyetin anayasal sınırlarının dışına çıkıldığını ve dolayısıyla başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan bu müdahalenin doğrudan bir hak ihlali oluşturduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit etmiştir.
Tazminattaki değer kaybı iddiası incelendiğinde ise, kamulaştırmasız el atma fiili neticesinde açılan dava sonucunda mahkemece hükmedilen tazminat bedelinin, geçen uzun zaman dilimi ve ekonomik koşullar nedeniyle enflasyon karşısında önemli ölçüde eridiği gözlemlenmiştir. Yüksek Mahkeme, bu ciddi değer kaybının mülk sahibi olan başvuruculara şahsi olarak ağır, olağan dışı ve kabul edilemez ölçüde orantısız bir külfet yüklediğini açıkça belirtmiştir. Enflasyon karşısında tazminat bedelinin güncellenmemesi ve korunmaması, mülkiyet hakkının özünü derinden zedeleyen ve hakkın gerektirdiği adil dengeyi idare lehine, vatandaş aleyhine bozan temel bir unsurdur.
Makul sürede yargılanma hakkına yönelik şikayet bakımından ise, Anayasa Mahkemesi güncel yasal mevzuat değişiklikleri çerçevesinde usuli bir inceleme yapmıştır. İlgili kanunlarla kurulan ve aktif olarak faaliyet gösteren Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu, uzun süren yargılamalardan kaynaklanan hak ihlali iddialarını incelemekle yetkilendirilmiştir. Somut olayda başvurucuların, makul süre şikayeti için öncelikle bu yetkili komisyona başvurmadıkları dosya kapsamından anlaşılmıştır. Bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi gereğince, ulaşılabilir ve etkili bir hukuki çözüm sunan bu idari yol tüketilmeden doğrudan Anayasa Mahkemesine başvurulması usulen mümkün görülmemiştir. Bu tespitler ışığında Mahkeme, mülkiyet hakkının ihlalinden doğan somut zararların giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına, makul süre şikayeti bakımından ise inceleme yapılamayacağına hükmetmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kamulaştırmasız el atma ve tazminatın değer kaybına uğraması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikayetin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vererek başvuruyu kısmen kabul etmiştir.