Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Yusuf İnan | BN. 2022/48631

Karar Bülteni

AYM Yusuf İnan BN. 2022/48631

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü
Başvuru No 2022/48631
Karar Tarihi 09.12.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Yurt dışına çıkış yasağı süresiz uygulanamaz.
  • Koruma tedbirleri aile hayatını orantısız sınırlandırmamalıdır.
  • Tedbir kararları bireyselleştirilmiş ve somut gerekçe içermelidir.
  • Adli kontrolde kamu ve birey yararı dengelenmelidir.

Bu karar, adli kontrol tedbirlerinden biri olan yurt dışına çıkış yasağının uygulanma süresi ve bu tedbirin kişinin özel hayatı ile aile hayatı üzerindeki yıkıcı etkileri bağlamında hukuken son derece ufuk açıcı bir nitelik taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, yargı mercilerinin koruma tedbirlerine hükmederken ve bilhassa bu tedbirlerin uzun yıllar boyunca devamına karar verirken yalnızca kanun lafzını tekrar eden basmakalıp ve soyut gerekçelere dayanmasını açıkça hukuka aykırı bulmuştur. Özellikle kişinin en temel ailevi ve mesleki bağlarının tamamının yurt dışında bulunması durumunda, yurt dışına çıkış yasağının geçici bir tedbir olmaktan çıkarak peşin bir cezaya ve tecrit uygulamasına dönüşmemesi gerektiği net bir dille vurgulanmıştır. Karar, koruma tedbirlerinin bir kez verildikten sonra ilanihaye sürdürülemeyeceğini, kişi hürriyetini ve aile birliğini kısıtlayan bu tür ağır yaptırımların düzenli aralıklarla, güncel ve somut verilere dayalı şekilde, alternatif tedbirler ışığında gözden geçirilmesinin mutlak bir gereklilik olduğunu göstermektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, alt derece mahkemelerine ve itiraz mercilerine adli kontrol tedbirlerini tatbik ederken ölçülülük ilkesini çok daha titiz, insani ve somut bir şekilde gözetmeleri gerektiği uyarısını yapmaktadır. Ceza yargılamalarında sıklıkla ve bazen yeterli hukuki derinlikle irdelenmeden rutin bir şekilde başvurulan yurt dışına çıkış yasağı tedbiri, kişinin ailesinin yurt dışında yaşadığı ve bakıma muhtaç eş ile çocukların bulunduğu olağanüstü senaryolarda doğrudan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ağır bir ihlaline sebebiyet verebilecektir. Yargı mercilerinin, artık sadece kaçma şüphesi gibi soyut ve matbu gerekçeler yerine, doğrudan şüphelinin o anki durumuna özgüleşmiş, teminat veya başka alternatif adli kontrol yöntemlerinin neden yetersiz kalacağını ispatlayan, çok daha detaylı ve kişiselleştirilmiş kararlar yazması anayasal bir zorunluluk olarak ortaya konulmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, hakkında terör örgütüne yardım etme suçundan yargılama yürütülen ve uzun yıllardır ailesiyle birlikte yurt dışında (Ukrayna'da) yaşayan başvurucunun, uygulanan yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbirinin kaldırılması yönündeki taleplerinin mahkemelerce reddedilmesinden kaynaklanmaktadır. Başvurucu, 2014 yılından beri ailesiyle Ukrayna'da yaşadığını, ticaretle uğraştığını, küçük çocukları olduğunu, eşinin acil ameliyat olması gerektiğini ve patlak veren savaş nedeniyle ailesinin kendisine muhtaç durumda bulunduğunu belirterek adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını mahkemeden talep etmiştir. Mahkemeler ise sanığın aldığı ceza miktarı ve yurt dışında yakınlarının bulunması sebebiyle kaçma ihtimalinin olduğu gerekçesiyle bu itirazları reddetmiş, yurt dışına çıkış yasağının devamına hükmetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, yıllardır süren tedbir yüzünden eşini ve çocuklarını göremediğini, ailenin savaş ortamında çok zor durumda kaldığını belirterek özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile seyahat hürriyetinin ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken temel olarak Anayasa m.20 kapsamında güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile Anayasa m.13 kapsamında temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması rejimini dikkate almıştır. Ayrıca koruma tedbirlerine ilişkin usul ve esasların yer aldığı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.109 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.110 hükümleri uygulanarak somut olayla bağdaştırılmıştır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiri, her ne kadar tutuklamaya alternatif bir koruma tedbiri olsa da kişinin özgürlüğünü ve seyahat hürriyetini kısıtlayan ağır bir niteliğe sahiptir. Adli kontrol tedbirlerinin temel amacı yargılamanın sağlıklı yürütülmesini sağlamaktır ve bu nedenle tüm koruma tedbirleri geçici olmalıdır. Herhangi bir tedbirin hiçbir kriter gözetilmeksizin, süresiz ve ilanihaye sürdürülmesi hukukun genel ilkeleriyle bağdaşmaz. Mahkemeler, bir koruma tedbirinin devamına karar verirken tedbirin haklılığını gösteren somut delillere dayanmalı ve kamusal menfaat ile bireyin şahsi menfaatleri arasında mutlak surette adil bir denge kurmalıdır.

Doktrin ve yargısal içtihatlar ışığında, adli kontrol tedbirine karar verilirken kişinin yurt dışındaki ailevi, kişisel ve mesleki bağlarının derinliği, isnat edilen suçun vasfı ve mahiyeti, dosyadaki delil durumu ile mahkûmiyet hâlinde alacağı cezanın ağırlığı bir bütün olarak, titizlikle değerlendirilmelidir. Yurt dışına çıkış yasağının belirsiz bir süre uzaması ve çok uzun yıllar boyunca tatbik edilmesi, hedeflenen geçici koruma amacını aşarak kişiye yüklenen orantısız ve aşırı bir külfete dönüşebilir. Yargı mercileri, müdahaleyi haklı kılan gerçek bir kamusal ihtiyacın hâlen devam ettiğini, diğer alternatif ve daha hafif tedbirlerin neden yetersiz kalacağını matbu ifadelerden uzak, tamamen kişiselleştirilmiş ve denetime elverişli gerekçelerle ortaya koymak zorundadır. Aksi hâlde hukuk devletinin temel taşı olan ölçülülük ilkesi ile özel hayata saygı hakkı ihlal edilmiş olur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun ailesiyle birlikte 2014 yılından bu yana uzun yıllardır Ukrayna'da yaşadığını, orada ticaretle uğraştığını ve ailesinin tüm sosyal, mesleki ve ekonomik düzeninin tamamen yurt dışında bulunduğunu tespit etmiştir. Bu şartlar altında başvurucu hakkında Türkiye'de uygulanan yurt dışına çıkış yasağının, onun ailevi, sosyal ve mesleki ilişkileri üzerinde oldukça ağır, yıpratıcı ve telafisi güç olumsuz bir etki yarattığı açıktır. Yaklaşık altı yıla yakın süren bu uzun soluklu tedbir, başvurucunun özel ve aile hayatını derinden ve ciddi derecede etkilemiş, yapılan müdahale olağan bir koruma tedbiri sınırlarını aşarak çok daha farklı bir ağırlık düzeyine ulaşmıştır.

Dosya kapsamı incelendiğinde, başvurucunun yargılama sürecinin çeşitli aşamalarında eşinin ciddi boyuttaki rahatsızlığı, küçük yaştaki çocuklarının bakıma muhtaç durumu ve özellikle o dönemde patlak verip devam eden Ukrayna-Rusya savaşı gibi son derece insani, acil ve somut mazeretler öne sürdüğü görülmektedir. Başvurucu, savaş ortamında ailesinin kendisine muhtaç olduğunu belirterek yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasını feryat niteliğinde dilekçelerle talep etmiştir. Buna karşın, itirazları inceleyen derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri, bu acil ve somut talepleri sadece sanığın aldığı ceza miktarı, kaçma şüphesi ve ailenin Türkiye'ye gelme imkânı bulunduğu gibi son derece genel, soyut, hayattan kopuk ve basmakalıp gerekçelerle üstünkörü reddetmiştir.

Mahkemeler, başvurucunun Ukrayna'daki güçlü bağlarına ve ailenin içinde bulunduğu savaş ortamına ilişkin mazeretlerini gerektiği gibi hukuki bir süzgeçten geçirmemiş, alternatif adli kontrol tedbirlerinin muhakeme süreci için neden yetersiz kalacağını somut olgularla hiçbir şekilde açıklayamamıştır. Anayasa Mahkemesi, yargı mercilerinin uygulanan tedbirden beklenen soyut kamusal menfaat ile başvurucunun özel ve aile hayatına dair çok temel menfaatleri arasında adil bir denge kuramadığını tereddütsüz bir şekilde tespit etmiştir. Yıllarca süren adli kontrol tedbirinin orantılılığının tamamen yitirildiği ve hiçbir alternatif tedbirin tartışılmadığı bir ortamda, müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine açıkça aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, uygulanan orantısız ve gerekçesiz adli kontrol tedbiri nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: