Karar Bülteni
AYM Zeldal Özdemir ve Diğerleri BN. 2020/373
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/373 |
| Karar Tarihi | 10.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Güven ilişkisinin bozulması somut olgularla desteklenmelidir.
- Şüphe feshi ciddi ve objektif sebeplere dayanmalıdır.
- Dernek üyeliği tek başına fesih gerekçesi yapılamaz.
- Olağanüstü hâl tedbirleri keyfîlik içermemeli ve ölçülü olmalıdır.
- Beraat veya takipsizlik kararları fesih davalarında gözetilmelidir.
Bu karar, olağanüstü hâl döneminde Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) dayanak gösterilerek iş sözleşmeleri feshedilen kamu ve belediye iştiraki şirket çalışanlarının hukuki statüleri açısından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, işçi ile işveren arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığı gerekçesiyle yapılan şüphe fesihlerinde, salt soyut istihbari bilgilere veya doğrudan illiyet bağı kurulamayan geçmiş mahkeme kayıtlarına dayanılmasını hukuka aykırı bulmuştur. Özellikle hakkında ceza mahkemelerince beraat veya savcılıklarca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen işçilerin durumunun çok daha titizlikle değerlendirilmesi gerektiği açıkça vurgulanmıştır.
Kararın emsal etkisi, benzer şekilde işine son verilen binlerce işçinin açtığı işe iade ve tazminat davalarında doğrudan kendini gösterecektir. Yüksek Mahkeme, ilk derece iş mahkemelerinin ve bölge adliye mahkemelerinin fesih kararlarını incelerken işçinin yürüttüğü görevin niteliğini, şüphe duyulan durumla bu görev arasındaki kişisel ve somut bağlantıyı açıkça ortaya koyma zorunluluğunu getirmiştir. Bank Asya hesap hareketleri, kapatılan derneklere üyelik veya çok eski tarihli Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) gibi hususların, işçinin mevcut pozisyonuyla ve yaptığı işle ilişkilendirilmeden doğrudan fesih gerekçesi yapılamayacağı netleşmiştir. Bu yönüyle karar, idari ve yargısal makamların takdir yetkisini katı sınırlarla belirleyerek hukuki güvenlik ilkesini pekiştirmekte ve çalışma hayatında karşılaşılabilecek keyfî uygulamaların önüne geçmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, çeşitli belediyeler, kamu idareleri veya bu kurumlara hizmet veren özel şirketler bünyesinde işçi statüsünde çalışmaktayken olağanüstü hâl (OHAL) döneminde çıkarılan 667 sayılı KHK kapsamında terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı oldukları yönündeki bildirimler üzerine işten çıkarılmışlardır. İşveren kurumlar, taraflar arasındaki güven ilişkisinin zedelendiğini gerekçe göstererek iş sözleşmelerini tek taraflı olarak feshetmiştir.
Bunun üzerine başvurucular, feshin geçersizliği ve işe iade edilmeleri talebiyle iş mahkemelerinde dava açmışlardır. Yargılama sürecinde bazı davalar ilk derecede kabul edilse de istinaf ve temyiz aşamalarında reddedilmiş; bazıları ise doğrudan reddedilerek kesinleşmiştir. Başvurucular, haklarındaki eski tarihli davalar, beraat ettikleri yargılamalar, banka hesap hareketleri veya dernek üyelikleri gibi unsurların somut bir tehlike veya görevle ilişkilendirilmeden fesih sebebi yapılmasının haksız olduğunu belirterek konuyu Anayasa Mahkemesine taşımışlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Anayasa m. 20'de güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile olağanüstü hâllerde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulmasını düzenleyen Anayasa m. 15 hükümlerini dikkate almıştır. İş sözleşmelerinin feshine dayanak olan 667 sayılı KHK kuralları da yargılamanın merkezinde yer almıştır.
İş hukuku prensipleri gereğince, işçi tarafından sadakat yükümlülüğünün ihlal edildiği ve işveren ile işçi arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak alınacak tedbirler bakımından basit bir şüphe hiçbir zaman yeterli görülmemektedir. Yargıtay içtihatları ve yerleşik hukuk kurallarına göre şüphe feshinin geçerli olabilmesi için şüphenin işçinin kişiliğinden kaynaklanan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile hukuken desteklenmesi şarttır.
Olağanüstü hâl dönemlerinde dahi, idare tarafından alınan tedbirlerin durumun gerektirdiği ölçüde olması zorunludur. İşten çıkarma gibi son derece ağır tedbirlerin keyfîlik barındırmaması, kişilerin mesleki hayatlarını ve dolayısıyla özel hayatlarını doğrudan etkileyen bu kararlarda yargı mercilerinin şüphenin haklılığını ikna edici ve bireyselleştirilmiş gerekçelerle ortaya koyması gerekmektedir. Özellikle derdest soruşturmaların, beraat kararlarının, rutin bankacılık işlemlerinin veya kapatılan derneklere salt üyeliğin haklı fesih sebebi sayılabilmesi için bu iddia edilen unsurların işçinin yürüttüğü göreve ve işyeri güvenliğine olan olumsuz etkisinin hukuken ispatlanması temel bir kural olarak benimsenmiştir. Aksi takdirde demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı bir müdahale ortaya çıkacaktır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin fesih işlemlerini hukuka uygun bulurken dayandıkları gerekçeleri somut olay bağlamında titizlikle incelemiştir. Mahkemelerin; başvurucular hakkındaki çok eski tarihli mahkûmiyet veya Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararlarına, devam eden derdest soruşturma ve kovuşturmalara, kesinleşmiş beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara, Bank Asya hesap hareketlerine ve 667 sayılı KHK ile kapatılan derneklere olan üyeliklere dayanarak iş sözleşmelerinin feshini onadıkları tespit edilmiştir.
Ancak Yüksek Mahkeme, yargı mercilerinin söz konusu iddialar ile başvurucuların yürüttükleri görevlerin niteliği arasında somut, doğrudan ve kişisel bir bağlantı kurmadığını belirlemiştir. Hakkında beraat veya takipsizlik kararı verilen kişilerin durumunda dahi, iddiaların iş yeriyle ve işçinin fiilen yürüttüğü göreviyle olan bağının tartışılmadığı anlaşılmıştır. Kapatılan derneklere üyeliğin aktif bir faaliyete dönüşüp dönüşmediğinin veya tespit edilen rutin dışı bir bankacılık işleminin açıkça örgüt talimatıyla yapılıp yapılmadığının yargılama aşamasında araştırılmadığı görülmüştür. Ayrıca çok eski tarihli mahkûmiyet kararlarının iş ilişkisini nasıl zedelediğine dair kişiselleştirilmiş ve ikna edici hiçbir gerekçe sunulmamıştır.
Mahkemelerin, işverenin duyduğu şüphenin neden ciddi, güçlü ve objektif olduğunu somut delillerle ortaya koyamaması, olağanüstü yönetim usullerinde dahi mutlak surette uyulması gereken ölçülülük ve keyfîlik yasağı ilkeleriyle doğrudan çelişmiştir. Başvurucuların mesleki hayatlarına yapılan bu müdahale adil dengenin bozulmasına yol açmıştır. Diğer taraftan, başvurucuların makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyetleri ise Tazminat Komisyonuna başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucuların özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.